Vücudumuzun Suya Verdiği İnanılmaz Tepki

Ekim 2014 | Serkan Köse, Girişimci
3450

Bu yazı; yazar James Nestor'un, suyun tetiklediği, nabızdaki ani düşüş fenomeni temelinde "memelilerde dalış refleksi" ile ilgili bilimsel açıklamalar araştırmasından çevrilmiştir.

1949 yılında, İtalya'nın Capri kıyılarında, yaklaşık 30 metreye nefesini tutup serbest olarak dalan Raimondo Bucher (İtalyan hava kuvvetlerinden bir çavuş), bu dalışından önce bilimadamlarının Boyle Yasası gereği öleceğini iddia etmelerine rağmen başarı ile bu dalışı gerçekleştirmiştir. 1660'lı yıllarda Robert Boyle tarafından formüle edilen yasada gazların belirli basınç altındaki davranışları modellenmekteydi. Bu yasaya göre Bucher'ın o basınçta ciğerlerinin (vücudunun) hızla küçülüp buruşmasından dolayı öleceği öngörülüyordu. Ne var ki, korkulan olmadı ve Bucher akciğerleri hasar görmeden başarı ile dalışını gerçekleştirdi. Bir iddia sonucu bu dalışı gerçekleştiren Bucher aynı zamanda yaklaşık 3 asırdır bir öğreti olarak süregelen Boyle Yasası'na su altında bir darbe vuruyordu (serbest dalış söz konusu burada - tüplü dalış boyle yasası baz alınarak anlatılır hatta hep) .

Bucher'ın bu dalışından sonra insanlar ve hayvanlar üzerinde sayısız deney yapıldı.

1962 yılında, Per Scholander, gönüllülerden oluşan bir ekip oluşturdu. Vücutlarını elektrotlarla kaplayarak kalp atışlarını ölçen Scholander, deneklerin vücutlarını iğne lie kanatarak kan akışı sağladı (küçücük :))... Scholander fok balıklarında sualtında biyolojik fonksiyonların tersine döndüğünü gözlemlemişti. Foklar, ne kadar derine dalarsa oksijeni o kadar fazla tutabiliyordu. Suyun aynı etkiyi insanlarda da tetikleyip tetiklemediğini merak ediyordu.

Deneyine deneklerini büyükçe bir su tankına daldırarak ve tankın dibinde nabızlarını ölçerek başladı. Su; nabızda ani bir düşme yaratıyordu.

3450
İnsan vücudu (ağırlık ve kıyafet olmadan) doğal formunda derin-su dalışları için mükemmel bir yüzerlik sağlıyor. Yüzeyde kalabiliyor ve aynı zamanda küçük eforlar harcayarak derinlere de inebiliyoruz. Soldan sağa yüzücüler Peter Marshall, Hanli Prinsloo ve oluşturan Jean-Marie Ghislain/ghislainjm.com.

Sonraki adımda Scholander deneklerden nefeslerini tutmalarını, dalmalarını ve kendilerini tankın dibine sabitlenmiş fitness ekipmanlarına bağlamalarını ve bol enerji harcayacakları kısa bir egzersiz yapmalarını istedi. Tüm durumlarda; deneklerin ne kadar sert, ağır ve hızlı egzersiz yaptıklarına bağlı olmaksızın kalp ritmleri aniden düşüyordu.

Bu keşif şaşırtıcı olduğu kadar da önemliydi. Normalde; karada egzersiz yapmak nabızı hızla artırıyordu. Deneklerin düşük nabızları su altında daha az oksijen kullanmalarına ve bu sayede de su altında daha uzun süre kalabilmelerine olanak sağlıyordu.

Scholander bir şey daha farketti: Deneklerin vücudundaki kan, su altında, kol ve bacaklardan başlayarak hayati önem taşıyan organlara doğru çekilmeye başlıyordu. Aynı durumu çok önceleri fok balıklarında da gözlemlemişti. Kanın vücut içindeki daha az önemli organlardan daha önemli organlara doğru manevrası sayesinde foklarda, beyin ve kalp gibi organlar daha fazla oksijenleniyor, bu da su altında kalma süresini uzatıyordu. Dalma da insanlarda aynı mekanizmayı tetikliyordu.


Bu manevraya "çevrel damar daralması" deniyor. Bucher de bu sebepten 30 merteye kadar akciğer-yıkıcı etkilere maruz kalmadan dalabilmiştir.
Bu derinliklede, kan, organların hücre duvarlarına dış basıncı dengelemek için nüfuz eder. Yani, 30 metreye daldığınızda akciğerlerdeki damarlara kan hücum eder ve tamamen büzüşmesini de engeller.
Karada, aynı basıncın zayıflatıcı etkisi vardır fakat suda değil. Ne kadar derine dalarsak o kadar kuvvetli amfibik reflekslere sahip oluruz.

3450
Fred Buyle/Nektos.net and williamwinram.com

Scholander, bu hayat-uzatan (ve hayat kurtaran) reflekslerin aktivasyonu için kişinin sadece yüzünün dalmasının gerekli olduğunu da buldu. Başka bazı araştırmacılar refleksi tetiklemek için kol ve bacağı suya daldırmayı denediler ancak işe yaramadı. Hatta bir araştırmacı, bir deneği yüksek basınç odasına sokarak benzer dalış refleksinin oluşup oluşmayacağına baktı. Sonuç hüsrandı. Sadece su bu refleksleri tetikliyordu ve suyun etraftaki havadan daha soğuk olması gerekiyordu.

Görüldüğü üzere; yüzümüze soğuk su çarparak kendimize gelmeye çalışma geleneğimiz aslında boş bir ritüel değil; ve bizi içsel fiziksel bir değişikliğe teşvik ediyor.


Scholander sadece su ile tetiklenen bu keşiflerini dökümante ettikten sonra buna "Master Switch of Life / Yaşamın Şalteri" adını verdi.

Bu alıntı DEEP: Life, Death & Amphibious Humans at the Last Frontier on Earth
by James Nestor (Houghton Mifflin Harcourt) ve TED blogundan alınarak tarafımdan çevrilmiştir. Birebir çeviri değildir ancak orjinal yazıyı anlatacak kadar yeterli olduğunu düşünüyorum. Yine de orjinali için ideas.ted.com/2014/06/25/science_of_fre... :)





Dalışçı Hanli Prinsloo fotoğraf Annelie Pompe.