YALNIZLIK

Ağustos 2012 | Berna Görgülü Çelik, Psikolog

Yalnızlık, yanımızda birisinin olmasını isteyip de, yanımızda kimsenin olmadığı durumlarda hissettiğimiz bir duygulanımdır. Kişi tek başına olabilir, hatta tek başına olmayı kendisi isteyebilir; ancak yalnızlık hissetmeyebilir. Tersine adeta kumsalda uzanmış, ya da ormanda yürürken olduğu gibi, kendini iyi ve barışık hissedebilir. Tek başına olmanın keyfinin çıkartıldığı andır bu.

Fakat yalnızlık çoğunlukla ayrılık, terk edilme bağlamında ele alınmaktadır. Yani, başkasına endekslenmektedir. Kişi bu gibi durumlarda yalnızlıktan ne kadar kaçmaya çalışır, yalnızlığa karşı ne kadar önlem almaya çalışırsa o kadar derin bir yalnızlığın içine daha fazla düşecektir. Çünkü başkalarına endekslenen yalnızlık veya kalabalık geçici bir oyalanmanın olmanın ötesine gidemez. Asıl olan iç dünyanın tek başına var olabilme ve yalnız kalabilme kapasitesidir. Bu karmaşayı açıklayan psikoloji ve psikanalizdir. Psikologlara göre, bebek doğduğunda anne ile güvenli ve doyurucu bir ilişki kurarsa güvenli bir şekilde bağlanmakta ve anneyi içselleştirebilmektedir. Bu durumdaki kişi aslında tek başına birey olmayı başarma yolundaki ilk adımını atmıştır, bu kişi yetişkinlikte de varlığını hissedebilmek için başka bir gözün onayına ihtiyaç duymayacak, yalnızca kendi referansları ile bir birey olarak var olmanın coşkusunu ve derinliğini hissedecektir. Bu, oldukça özgür ve coşkulu bir yaşamdır. Kişi kendine özgü olan bireysel yaşantısından coşku almak için yalnızca kendi onaylanması ve iç doyumu yeterli olacaktır. Yani her şeyinin referans noktası sadece kendisi ve iyi görünmek istediği de sadece kendisidir. Bu kişinin başkalarına iyi görünme, başkalarını hoşnut etme, başkalarının hakkında iyi düşünmelerini sağlama, herkesin yanında olmasını isteme ve bunun için aşırı çaba gösterme gibi dertleri yoktur. Kişi kendi bireyselliğini tüm coşkusu ve heyecanıyla hayatı yaşamakta ve ancak kendisini bu şekilde kabul edenlerle ilişkisini sürdürmektedir. Hiç kimse için değişmemekte ve kişiliğinden, kendisinden taviz vermemektedir.

Fakat işlerin bu kadar yolunda gitmediği durumlarda anne ile bebek arasında güvenli ve sıcak bir ilişki oluşmazsa bebek anneyi içselleştiremeyecek ve bu kişi yetişkinlikte de eksik kalan parçayı tamamlayabilmek adına hep başkalarına ihtiyaç duyacak ve hep onaylanma gereksinimi içerisinde olacaktır. Bu kişiler birey olmak için ilk adımı ne yazık ki sağlam atamayan kişiler olacak ve hep başkasının gözlerinden kendisini görecektir. Hakkımda ne düşünüyorlar, beni seviyorlar mı, herkes benimle ilgili iyi düşünsün, herkesi memnun edeyim gibi temel düşünceleri olacak ve etrafındakileri memnun etmek onları hoşnut etmek adına yoğun bir çaba göstereceklerdir. Bu kişi için hayati önemli mesele etrafında sürekli başkalarının olmasıdır. Adeta kendisi hakkındaki bilgiyi başkalarının gözlerinden almaktadır. Başkaları ona iyi ve sevgi dolu bakıyorsa kendisini iyi hissedecek, bakışlar bu şekilde değilse yoğun bir yalnızlık, boşluk ve hiçliğe gömülecektir. Bundan kurtulmak için de etrafındakileri memnun etmek adına olağan üstü çabalar gösterecek ve ilişki onun içi oldukça yorucu hale gelecektir. Bunların sebebi tektir: İçsel yalnızlıkla baş etmek ve tek başına kalma durumunda boşluk, hiçlik ve çaresizlik duyguları hissetmek. Ne yazık ki bu durumdaki bir kişinin, hissettiği yalnızlık duygusunu geçiren etrafındaki diğer insanlar olmayacaktır. Bunun sonucunda ortaya çıkan tablo, bağımlı ilişkiler tablosu olacaktır. Bağımlı kişi, ilişkisel değirmenini taşıma suyla döndürme gayretindedir. İç dünyasındaki ıssızlığı sürekli dış kaynaklarla gidermeye çalışır. Başkaları yanındayken bile başkalarına hasret olandır. Aynı zamanda içindeki ıssızlığı umutsuzca başkaları ile doldurma gayretinde olandır. Yazarın dediği gibi;

“Asıl eksiklik, eksik olduğumuzu düşünmekti..Asıl eksiklik, çareyi başkasında aramaktı..Hayatın matematiği farklı; iki yarımı toplayınca bir etmiyorİnsan tek başına mutsuzsa başka biriyle de mutlu olamıyor…”

Can Dündar

Bağımlı kişi, ilişkilerini de aynen bir bağımlılık olarak sürdürecek ve adeta sigara bağımlısının kendisini sigara içmeye mecbur hissetmesi gibi, o da kendisini diğer insanları memnun etmeye ve kalabalıklar içinde olmaya kendini mecbur hissetmektir. O kişiye soracak olursak, belki halinden memnun değildir; fakat bunu engelleyememektedir, kişinin kontrol edemediği bir takım duygular ve düşünceler ona bu çabayı göstermeyi zorunlu bırakmaktadır.Peki nedir bu durumdan kurtulmanın çaresi? Bağımlı ilişkilerden, yalnızlığa tahammülsüzlükten, sürekli başkalarını memnun etmeye çalışmak ve kendi istek, ihtiyaç ve duygularının sesini hiç dinlememekten nasıl kurtulunabilir? Bu durumdaki bir yalnızlıkla baş edebilmek ve bireysel olarak yaşayabilmek, kişinin kendi hayat hikayesini gözden geçirmesi ve kendisiyle ilgili bir takım farkındalıklar oluşturması ile olacaktır. Yazının başında belirttiğim gibi anne ile bebek arasında güvenli sıcak bir ilişki oluşursa bireysellik adına ilk adım atılmış demektir. Fakat kişinin hayatında bazı duygusal veya travmatik talihsizlikler olabilir ve kişi bunlar yokmuş gibi davranabilir. Çünkü bu gibi yaşantılar, hatırlandığında kişiye acı ve mutsuzluk veren hatıralardır. Bundan dolayı bu tip anılarımıza hiç gitmek istemeyiz, aksine kaçarız o anılardan. Tabi ki çözüm bu anıların üzerine gidip, bunları gözden geçirmek ve belki de tekrar değerlendirmektir. Kendimizle ilgili farkındalığımız ne kadar fazla olursa psikolojik olarak olgun bir insan olmaya o kadar yaklaşmışız demektir. Yani bazı problemlerin çözümünde yalnızca bilmek ve fark etmek de çözümü için yeterli olacaktır.