Yüzümüz neden kızarır?

Ocak 2013 | Gonca Köse, Öğrenci
Genel Kültür
İnsanlar utandıklarında, heyecanlandıklarında, aşık olduklarında yüzleri kızarır ve bu son derece normal bir tepkidir. Ancak neden yüzümüz kızarıyor? Bunun arkasında yatan biyolojik sebepler nelerdir?

Bu soru, görselde gördüğünüz Charles Darwin başta olmak üzere, sayısız bilim insanını, özellikle de psikolog ile davranış bilimcileri meraklandırmıştır. Darwin, yüz kızarması refleksini "tüm insan tepkileri arasındaki en garibi" olarak tanımlamıştır.

Yüzümüzün kızarmasının evrimsel sebebi, en ilkin hayvan türlerinden beridir korunmakta olan don, kaç ya da savaş (genellikle kaç ya da savaş olarak bilinir) tepkisi dediğimiz bir refleksten kaynaklanmaktadır. Hayvan türleri, alışık olmadıkları ya da normal olmayan bir durum ile karşılaştıklarında, her zaman bu 3 tepkiden birini verirler: Donakalırlar (üzerine gelen arabayı gören geyiğin donakalması ya da ölüm haberi alan insanın donakalması gibi), kaçarlar (ani bir ses duyan tavşanların kaçması ya da korkan bir insanın korkusundan uzaklaşması gibi) ya da savaşırlar (rakibini gören ayının onunla mücadele etmesi ya da gücünü ispatlamak isteyen insanların birbiriyle savaşması gibi). Bu 3 tepki, beyin var olduğundan beridir var olmaktadır.

Bu tepkilerden donmak daha kolayken (ama daha riskliyken), kaçmak ya da savaşmak çok daha zordur/masraflıdır, enerji harcar, ancak çözüm olma ihtimali vahşi doğada, genellikle daha yüksektir. Bu yüzden beyin, bu yüksek enerji sarfiyatını destekleyebilmek için, bazı önlemler alır.

Bunun haricinde, kızarmanın varlığının evrimsel sebebinin, empati olduğu düşünülmektedir. Sosyal hayvan türlerinde, özellikle utanmanın varlığı, empatik bir beyne sahip olunduğunun göstergesi olarak görülmektedir. Empati kurabilen bir beyin ise, kuramayanlara göre bir adım öndedir. İşte empatinin bir sonucu olarak, yüz kızarıklığının sosyal bir davranış göstergesi olduğu bilinmektedir. East Anglia Üniversitesi'nden Dr. Ray Cozier'e göre, yüz kızarıklığı, var olan olumsuz bir durumdaki pişmanlık ve pes etme belirtisi olarak evrimleşmiştir. Sosyal yapı içerisinde, karşı tarafa içinde bulunulan durumu anlatmanın kısa ve hızlı bir yolu olarak evrimleşmiş olabilir.

İşte aşık olduğumuzda, utandığımızda, öfkelendiğimizde, korktuğumuzda yüzümüzün kızarmasının nedeni, bu önlemlerdir. Bu duyguları yaşadığımızda, ya cinsel birleşme ihtimali doğduğu için, ya da kaçma veya savaşma durumunun kaslara daha fazla besin göndermesi zorunluluğundan ötürü, vücudumuz adrenalin isimli bir hormon salgılar. Hepimizin adını duyduğu bu hormon, kalp ritmini arttırır ve kaslardaki damarları genişletirken, diğer birçok damarı daraltır. Bu sayede, kaslarımıza genişleyen damarlardan daha fazla kan giderken, diğer organlara giden kan azaltılmış olur. Bu da, savaşma ya da kaçma sırasında kasların ihtiyacı olan ekstra besini sağlar.

İşte adrenalin hormonunu salgılamayı emreden organ, vücudumuzun kontrolüne sahip olan beyin dir. Beynin hipotalamik-hipofiz ekseni adı verilen bölgesinden salgılanan Adrenokortikotropik Hormon (ACTH) , böbreküstü bezlerini uyararak adrenalinin üretilmesini sağlar. Salgılanmayı, yani kan dolaşımına karışımını sağlayan ise beynin kontrolünde olan sempatik sinir sistemi tarafından yapılan uyarıdır. Bu sinir uçları, nikotinik asetilkolin reseptörleri üzerine etki eder, bu da kalsiyum akışını etkiler. Kalsiyum, kromafin granüllerinin hücre dışına çıkmasına neden olur ve adrenalin kana bu şekilde karışır. Böylece, korkmamıza, aşık olmamıza, heyecanlanmamıza, öfkelenmemize neden olan uyaranları değerlendiren beyin, ona uygun bir cevap üretir.

İnsan yüzünde, birçok kas bulunduğundan, bu kaslara giden damarlar da genişletilir. Bu genişleme, beraberinde daha fazla kanı getirir. Bu sebeple, yüzümüz öncelikle pembeleşir, sonrasında ise kızarır. Bu renk değişimi, artan kan miktarından kaynaklanmaktadır.

Daha gerçekçi bir yüz kızarması (görseldeki Photoshop ile hazırlanmıştır), aşağıda görülmektedir. Bu görselde, yanakların pembeleştiğini görebilirsiniz. Ağzın kapatılması davranışı ise, beden dili bilimi dahilinde söylenmek istenenlerin olduğu, ancak bunun bastırıldığı anlamına gelmektedir:


Genel Kültür

Kaynak: evrimagaci.org/fotograf/39/3164/