Zeka, Saygı ve Hırs Üzerine...

Kasım 2012 | Haluk Peşan, Yapım Koordinatörü

Kendini kanıtlamaya odaklanmış bir zeka, kendi amacına ters hareket etmiş olur ve aptallaşır. Çünkü faaliyet ve performans göstereceği sahadan uzaklaşmış olur, dikkatini kaybeder. İnsanı, kendi zekasını abartılı şekilde önemsemeye ve zihninin analizlerine iten statü endişesi, iş veya eğitimsel başarı kaygıları, saygı bağımlılığı, geraskofobi (yaşlanma korkusu) vb. bir çok itki olabilir. Biz saygı bağımlılığını ele alalım: Kendi şartlarının gereği kadar olgunlaşabilmiş her kişilik, belli bir düzeyde saygıyı hak ettiği gibi; bu saygı, kendi sağlıklı varlığının da bir muktezasıdır. Zira insan, haksız bulduğu bir muammele karşısında kendi kişiliğini ve öz saygısını da bir anlık bile olsa sorgular. Fakat kişi, saygının hak edilen bir davranış formu olmasından ziyade bu ihtiyacın zorunluluğu yönüyle fazlaca ilgilendiğinde saygı arayışını saplantı haline dönüştürebilir. Eğer ki kendi içinde zekaya endekslediği ve en çok bununla kazanılacağını tasarladığı saygı fikrinden hareketle bir saygı bağımlılığı geliştirmişse, ilk satırlarda belirttiğim zihinsel çıkmazlara girer. Tabi ki bu tasarı ve denklemlerin yönelim kazandırdığı bir çok davranış, kişinin kabul ettiği ahlaki normlarla da çatışma halindedir.



Ben; toplumların değer yargılarının dejenerasyonu nisbetinde, bu çıkmazların, özgüven eksikliği olan bir çok kişide nevrozlara dönüştüğü kanısındayım.