Bilmek istediğin her şeye ulaş

Müşteri Hizmetleri Yetkilisi Salih Köse inploid.com'da 17 soru sordu, 96 soru yanıtladı ve 37 takipçisi var.

Ocak 2014

Salih Köse bu yanıtı beğendi:

Türkiye'de yayınlanmayan futbol Avrupa kupası maçlarını internetten hangi platformlarda arama yaparak canlı izleyebiliriz?

Ben de superstadyum.net i kullanıyorum. Ayrıca yabancı bahis sitelerinin büyük kesiminde maç yayını yapılmakta.
Ocak 2014

Salih Köseesra dem kişisini takip etmeye başladı

esra dem, Sinema Ve Televizyon Öğrencisi, @esradem

Hayatla iciceyim ben, ben hayatin icinde degil hayat benim icimde bu hayatta takip ettigim 3 kural var bunlar 1.Sevmek 2.Yasamak 3.Ogrenmek cunku insan sevince yasamayi ogrenir ve yasadikca biseyler ogrenir.

Aralık 2013

Salih Köse  bu yazıyı beğendi:

Kişilik Bozuklukları Üzerine Bir Derleme -2-

Bir önceki yazımda giriş yaptığım derlemeye geçtiğimiz hafta okuduğum ve oldukça ilginç bilgilerin olduğu toplumların kişilik bozukluğundaki rolü ve bu rahatsızlıklara göre konumunu da kısaca özetleyebilecek Japon kültürünü inceleyen yazıdan bazı alıntıları buraya aktarmak istedim. Konunun ilgimi çekmesinin bir diğer nedeni de Japonların bizim kültürümüze olan yakınlığıdır. Bu noktadan itibaren kitapta önemli gördüğüm noktaları aşağıya alıntılıyorum.

(... )
"Ruth Benedict (1946), Japon çocuk yetiştirme geleneğini, annenin çocuğun çocuksu narsisizmini ve benmerkezciliğini 5-6 yaşına dek ödüllendirdiği ve hoş gördüğü, ileri derecede çocuk merkezli bir yöntem olarak tanımlamıştı. Bu yaşlara gelindiğinde de, anne çocuğu sosyalleştirmek adına davranışını ters çeviriyor ve utanç hissini de çocuğu, çocuksu büyüklenmeci narsisiminin dışavurumunu kontrol etmesi için kullanıyor. "

(... )
"Bu yüzden Japon kültürünün kilit duygulanımı ve kişinin büyüklenmeciliği ve narsisizmini diğer insanlara dolaylı ve gizli hareketlerle ifade etmesi de Japon davranışının kilit davranışı haline gelmiş. Diğer bir deyişle, büyüklenmecilik ve benmerkezcilik doğrudan ve açıkça değil, ancak başka insanlar ve gruplar aracılığı ile ifade edilebiliyor. Gizli ya da Kapalı Narsisistik Kişilik Bozukluğu diyoruz biz buna"

Yazar şimdi, bu paragraftan itibaren, düşünceleri ile Japonların kendi kültürüne ait olan Amae'ye eğiliyor ve kendi çıkarımları ile bunu örtüştürmeye çalışıyor.

(... )
"Doi (1977) tarafından geliştirilen Amae teorisinin özü, Japon bireyinin, kendisini ve duygularını yönetebilecek seviyede bağımsızlık geliştirmesinin beklenmediğidir. Bunun yerine içruhsal dengesini korumak için hayatındaki diğer insanlarla (aile, gruplar, devlet, vs.) olan ilişkilerine dayanmayı sürdürür. Yani, nesne ilişkileri açısından kendi içsel sıkıntısını rahatlatmak için başkalarıyla kuracağı bir kaynaşma peşindedir. "

(... )
"Büyüklenmeci kendiliğin tatmin sağladığı asıl yol, ifade etmek istediklerini görünürde grup değerleri için feda ettiği bu nesne temsilinden geçer. Grup da o zaman, bu fedakarlığı idealleştirerek gerekli olan narsisistik tatmini sağlar. Bu model, birey ve aile, toplum, devlet, vs. arasında olduğu kadar, iki kişi arasındaki etkileşim için de geçerlidir. İlk modele verilebilecek en iyi örneklerden biri de, kendisini devlet (içsel nesne) için feda ederek zafer (idealleştirme) kazanan kamikaze pilotu örneğidir. "

(... )
"Büyüklenmeciliğin ifadesinin kontrolünün asıl metodu utanç olduğundan, Japonlar normal Batılı, sağlıklı, kendinden emin olma durumunu narsisistik, büyüklenemci, kaba, boş, vs. olarak yorumlar. Batılı, narsisistik değil bağımsız bir şekilde kendini ifade ediyordur, ama Japonların narsisistik olarak yorumladığı bağımsız kendilik ifadeleri için bir modelleri yoktur; çünkü bu utançtan duyulan korkmayı tetikler ki Japonlar için bu kabul edilemez bir şeydir. "

(... )
"Bir Batılı ile Japon barda birlikte içki içiyorlarsa ve Batılı olan kişi yorgun hissediyorsa, açıkça ve doğrudan, 'Bu gece bana yetti, eve gitmeye ne dersin?' diye sorardı. Japon için bu kabullenilemez bir ifadedir. Eğer yorgun hisseden ve eve gitmek isteyen kişi Japon olsaydı, şöyle derdi: 'Yorgun musun? Eve gitmek ister misin?'. Bu, karşısındakine (nesneye) asıl yorgun olanın ve eve gitmek isteyenin kendisi olduğunu ifade etme şeklidir. Bunu doğrudan yapamaz. Karşısındaki Batılı'nın da bunu algılaması ve 'Evet yorgunum. Eve gidelim.' diye karşılık vermesi beklenir."

(... )
"Bu seviyede sabitlenmiş gelişimden beklenebileceği gibi, Japon insanları mantıktan ziyade sezgilerine dayanarak hareket ederler ve nesnel olarak neyin doğru ya da yanlış olduğuyla değil, bir ilişki ya da amaca ne iyi gelecekse onunla motive olurlar." :)

(...)
"Çocuksu büyüklenmecilik ve narsisimi, zamanı dışında ödüllendiren ve sonra da ona saldırarak çocuğunun bir zamanlar cesaretlendirdiği her davranışından utanç duymasına sebep olan anne, aslında çocuğun gelişimsel ihtiyaçlarını kötüye kullanıyor demektir. Erkek Japon çocuğun bu onur kırıcı ve acı durumun bir daha tekrar etmesine asla izin vermeyeceği bir konuma geldiğinden şüpheleniyorum. Kendisinin bir kadına duygusal olarak ilgili ve bağlı olmasına bir daha asla izin vermeyecek. Bu bakış açısı sonradan toplumun geneline yaygınlaşır. Erkekler, anneleriyle yaşadıkları kötüye kullanılma ve utanç duygularını yeniden yaşamaktan korktukları için kadınlarla duygusal ilişkilere girmezler ve bu yüzden de, aile ve geleneksel değerleri yaşatan, ama ebeveynler arasında duygusal ilişki olmayan bir toplum düzenlerler."

(...)
"Sırası gelmişken Japon balad şarkılarındaki ana temanın yalnızlık olduğunu da belirtelim. Kadınlar da ihtiyacını duydukları tatmini, kendilerini çocuklarına ve evlerine adamakta bulurlar."


(... )
"Japon toplumu çocukların ebeveynlerini kötüye kullanmalarından çok endişeleniyor. Ebeveynler, Amae psikolojisine göre, kendilerini feda ediyorlar ve çocuklarının suçluluk duyarak ebeveynlerinin isteklerini yerine getirip onların narsisistik kendiliklerini tatmin etmelerini bekliyorlar. Batılılaşma etkisi altındaki çocuklar da ebeveynlerinin davranışının anlamını kabul etmek istemiyor. "

Bunlar yazar James F. Masterson'ın Japon kültüründeki bu toplumsal problem tanımlaması ile ilgili kendi tespitleri ve buraya yazdığımdan çok daha fazlası kitabında mevcut. Ben daha çok bizim toplumumuzda da gözlemlediğim bazı kısımları buraya ekleyerek üzerinde düşünülebilecek bir olguya dikkat çekmek istedim. Bir sonraki yazımda kaldığım yerden devam ederek, Kişilk Bozuklukları ve Toplumsal Düzen üzerine yazmaya devam edeceğim.
Aralık 2013

Salih Köse  bu yazıyı beğendi:

Kişilik Bozuklukları Üzerine Bir Derleme -1-

İnsan ruhu ve psikolojisi yıllar boyu sayısız kişi tarafından incelenmiş ve büyük saygı duyduğum Freud amca tarafından da oldukça güzel tanımlamalarla -hele ki teknolojinin yetersiz kaldığı bu alanda ve o tarihlerde bile- bir harita haline getirilmesi başarılmıştır. Freud sonrası dönemde bir çok kuram ortaya atılmış olmasına rağmen, insanlık tarihi ilerledikçe eldeki vaka ve dataların çoğalması sayesinde daha temeli sağlam kuramlar varoldu. Bu yeni kuramlardan bazılarını okuma fırsatı buldum. Kişisel (amatör) meraklarımdan birisi de; insan psikolojisi ve psikanaliz. Bu yüzden bu alanda okuyabildiğim kadar kitap okumaya ve araştırma yapmaya çalışıyorum. Kişilik Bozuklukları ile ilgili olarak okuduğum son kitaplarda 1926 doğumlu James F. Masterson'ın bu konudaki çalışmalarını açıklayabilmek için yaptığı bazı tanımlamalar ilgimi çekti. Bu tanımlamalar çocukluk dönemini ve insanların hayatlarının sonraki dönemlerinde de bu küçüklük yıllarındaki edinimler ile kurdukları ilişkileri ve bu ilikişlerdeki problemleri gözler önüne sermeye çalışıyor. Yine Freud döneminde olduğu gibi eldeki yegane veriler, hayatlarında problem yaşayan insanlar ve anlattıkları. Masterson da kendi yaşamı boyunca edindiği tecrübeleri kitaplarında bazı haritalar çıkararak ve bu haritalar eşliğinde tedavi ettiği danışanlarının ona verdikleri bilgiler ile yazıya geçirmiş. Bu yazımda; ilgimi çeken ve insanlar tarafından bilinmesinin faydalı olacağını düşündüğüm bu modeli, özellikle önemli kişilik bozukluklarından sayılan Borderline (Sınırda Kişilik) ve Narsisizm üzerine nasıl açıkladığını anlatmak istiyorum. Uzmanlık alanım psikoloji ve psikiyatri değil ve bu konuda yazdıklarımın sadece okuduklarımdan çıkarımlarımın bir özeti olduğunu ve bu hassas konularda uzmanların daha bilgilendirici olacağını burada yeniden belirtmem gerek. Neden bu konuda bir yazı yazdığımı merak edenlere de, kişisel merakım ve araştırma özelliğim yanıtını vermiş olayım. Bu girizgahtan sonra yazıma fiilen başlıyorum.

İnsan bilinci anne karnında başlayan macerasına algısı tam açık olarak yıllarca devam eder ve beynin en önemli görevi, geri döndürülemeyen zaman kavramını desteklercesine bedenin/kişinin büyürken yola devam etmesini sağlamaktır. Yaşanan olaylar ne olursa olsun beyin temelden başlayarak binayı yıldan yıla yeni katlar çıkarak inşaa eder. Betonun sağlamlığını düşünmez ama bir şekilde bu inşaatın devam etmesi gereklidir. O yüzden yanlış giden bir şey varsa kişinin bunu tam anlamlandırmasına olanak vermeden derme çatma desteklerle (savunma mekanizmaları) de olsa işi yürütür. Amacı sadece bilinci ilerletmek ve yaşama devam etmektir. Bu yüzdendir ki, kişiliğin oluştuğu ve inşaatın temelinin atılığı çocukluk yılları çok önemlidir. Özellikle ilk 5-6 yıllık dönem bizlerin tüm hayatında kuracağı ilişkilerde sececeği yöntem ve yönelimleri belirleyen yıllardır. Bu yıllarda, süreler net olarak sabit olmamakla birlikte çocuk farklı dönemler geçirir ve bu dönemleri sağlıklı bir şekilde atlatırsa kişiliği ve kendiliği oluşacak olan çocuk; hayatının ilerleyen yıllarında da bu kendilik ve kişilik bilinci ile sağlıklı bir yaşam sürebilir (elbette ki mental sağlıktan bahsediyorum). Bu dönemleri ise şu şekilde özetleyebiliriz:
  1. Ortak Yaşam Evresi (Sembiyotik)
  2. Ayrılma-Bireyleşme Evresi (18-36. Ay arası)
  3. Ego Gelişimi
  4. Nesne Sürekliliği
Bu evrelerden ikincisi ise kendi içinde daha önemli 4 ayrı alt evreye ayrılmaktadır. Bu evre ve alt evreleri o kadar önemlidir ki, kişinin geleceğinde kuracağı tüm ilişkileri etkileyecektir. Bu alt evreler:
  1. Farklılaşma (Ayrılma-Bireyleşme evresinin 3. ve 8. ayları)
  2. Uygulama (Ayrılma-Bireyleşme evresinin 8. ve 15. ayları)
  3. Yeniden Yakınlaşma (Ayrılma-Bireyleşme evresinin 15. ve 22. ayları)
  4. Nesne Sürekliliğine Giriş
Peki bu önemli dönemi sağlıklı olarak atlatamayan bireye ne olur? Bir çok şey olabilir ve yaşamında sayısız problem, mutsuzluk yaşayacağı tepkiler/savunmalar geliştirir ama en önemli sorunlardan ikisi Borderline ve Narsisizm kişilik bozukluklarıdır. Mükemmel anne ve mükemmel çocuk olmadığından birçoğumuz aslında bu dönemden kaynaklı problemler yaşarız ancak bu problemlerin dereceleri vardır. En uç noktada ise Narsisizm ve Borderline bozuklukları gelişmektedir. Bunlar elbettte ki uzmanlık gerektiren konular ancak ben okuduklarımdan aklımda kalan çarpıcı bazı bilgileri aktarmak ve belki de bazılarınızda farkındalık yaratabilmek adına buraya not düşmek istedim.

Çocuk bu evrelerden Ayrılma-Bireyleşme alt evresinde emekleme ve yürümeye başlamanın da destekleyici etkisi ile yeni deneyimler yaşamaya istekli bir halde ara ara anneden uzaklaşarak ama annenin hep orada olduğunu da bilmek isteyerek bazı denemelerde bulunur. Emekleyen çocuğun biraz ilerleyip anneye bakması ya da düştüğünde veya canı yandığında benzer şekilde anneye dönmesi de bundandır (buradaki çok basit örnekler sadece olayı somutlaştırmak için verilmiştir, olay bunların çok daha ötesindedir). Bu küçük denemeler anne tarafından gerekli desteği görmez/göremez ise ve hele bir de üzerine annenin; çocuğun bireyleşme ve ayrılma çabalarına karşılık kendini geri çekerek, tehdit ederek, sözlü veya bedensel taciz ve şiddet ile yanıt verirse çocuk bu en önemli evreyi tamamlamaktan vazgeçecek ve hayatının bundan sonraki evresinde asla kendilik ve bireyleşmesini tamamlayamayacaktır. Kendiliğe veya bireyleşmeye dair attığı her adımda ise terk depresyonunu tadacak, bu depresyondan kaçmak için de savunmalarını dışavuracaktır. James amcamızın Kendilik Üçlüsü dediği şey tam da burada ortaya çıkar. Yani bu problemlerle boğuşan bireyler, kendiliklerini her aktive etmek istediklerinde, altta yatan Terk Depresyonu ortaya çıkacak ve bununla başedemeyen kişi savunma mekanizmaları ile kendiliğinden hızla uzaklaşarak bu döngüyü başa saracaktır.

Sınırdaki Kişilik Bozukluğu (Borderline)

Önemli not: Resimde en alttaki ok da sola bakıyor olmalıydı, yanlış çizmişim, özür dilerim.

Yine bu önemli oluşum evrelerinde çocuk, parça birimden tüm birime doğru bir nesne geçişi gösterir (kendisini parçadan tümlüğe doğru tanımlama). Ancak bu evredeki aksaklık, çocuğun nesne birimi olarak kendini parçalara ayırmasına ve tamamlanmamasına neden olur. Aynı dönemde, paralel olarak, egonun da iyi ve kötü olarak birleşip gelişmek yerine bölünmüş olarak kalması yüzünden de çocuğun egosu ve kendi parça birimleri arasında sağlıksız bir denge ve destek oluşur. Artık çocuk kendisini ikiye bölmüştür. Bir tarafı kendiliğini oluşturmak ve bireyleşmek isterken, bunu engelleyen anneye uymak için diğer tarafı; kendini engelleyen, söz dinleyen, pasif, boyun eğici, gerilemeyi destekleyen bir hal alır. Bu özet tanımı biraz daha açmam gerekirse, ego; Haz İlkesi ve Gerçeklik İlkesi ile ikiye bölünmüş halde kalırken, çocuğun bilinci de 2 adet Bölünmüş Nesne İlişkileri Birimi'nin etkisinde kalır. Bu 2 nesne birimi de farklı duygulardan beslenirler ve yönetilirler ancak birbirinin neredeyse aynı yapıdadırlar. Bunlardan GNİP (WORU) - Geri Çekilen Nesne İlişkileri Parça Birimi ve ÖNİP (RORU) - Ödüllendirici Nesne İlişkileri Parça Birimi olarak; parça kendilik temsili, parça nesne temsili ve bu ikisi arasındaki duygulanım aktarmaları ile ayakta kalırlar ve aşağıdaki özellikleri gösterirler.

Sınırdaki Kişilik Bozukluğu (Borderline)
Özellikle ÖNİP ile Patolojik Haz Egosu arasında bir ilişki vardır ve Patolojik Haz Egosu sürekli ÖNİP'i destekleyerek kişiyi bağımlı, pasif, boyun eğici kendilik içerisinde kalmaya zorlar. Sonuç olarak kişi ne zaman kendiliğini ortaya çıkarmak istese;
  • Kötü
  • Terk Edilmiş
hisseder. Bu duygunun karşısında da tahtıravellinin diğer tarafındaki
  • Gerçekliği İnkar Et
  • Kendine Zarar Ver (Savunma)
  • Bedel Öde ve İyi Hisset
duyguları ile gider-gelir. Çocuğun içindeki 2 fantezi imge bu durumu gerçeklemektedir. Kendilik iddiası olmayan, bundan dolayı sevilip ödüllendirilen çaresiz çocuk ve annenin geri çekilmesine yol açan, yetersiz, şeytani, kötü imge. Çocuk hem üzülen, hem cezalandıran olmuştur. Hayatı boyunca da tüm yakın ilişkilerinde bu iki uç arasında gidip gelecektir.

Yazı serimin ilkini burada tamamlıyorum. Ancak yazının daha anlaşılır hale gelmesi için yukarıdaki bazı terimleri daha anlaşılır halde aşağıya not düşüyorum.
  • Nesne, Nesne Sürekliliği, tam tanımını becemesem de, çocuğun kişilik, bireyleşme ve dünyayı ve kendini nesne olarak görebilme kapasitesi anlamında kullanılıyor diyebilirim.
  • Nesne İlişkileri Birimi derken, aslında çocuğun nesneleştirmek istediği konulardan bahsediyorum. Yani İç bilinçteki elemanlar, intrapsişik (içruhsal) aktivitelerdeki temsiller gibi nesneleştirilmek istenen şeyler için kullanılmakta.
  • Simbiyotik Evre, çocuğun annesi ile ortak bir bütün olarak yaşadığını sandığı, kendisini annenin bir parçası sandığı evreyi temsilen kullanılmakta.
  • ÖNİP (Ödüllendirici Nesne İlişkileri Parça Birimi): İçsel ödüllendirici tutumları temsil eden nesnelere ithafen kullanılıyor ancak burada Parça Birim denmesinin nedeni tüm nesne birimlerinin bir parçası olmasından (birbirine benzer ama farklı tepkiler veren 2 parça birim var ve kendi içinde de nesne ilişkilerini yönetiyorlar). ÖNİP'te ödüllendiren nesne ilişkileri söz konusu ama burada da durum elbette ki patolojik (hastalıklı).
  • GNİP (Geri Çekilen Nesne İlişkileri Parça Birimi): İçsel olarak çocuğu geri çeken tutumları temsil eden nesnelere ithafen kullanılıyor ancak burada Parça Birim denmesinin nedeni tüm nesne birimlerinin bir parçası olmasından (birbirine benzer ama farklı tepkiler veren 2 parça birim var ve kendi içinde de nesne ilişkilerini yönetiyorlar). GNİP'te çocuğun geri çekilmesini sağlayan nesne ilişkileri söz konusu ama burada da durum elbette ki patolojik (hastalıklı).
Aralık 2013

Salih Köse bu yanıtı beğendi:

Do majör ile Si diyez arasındaki fark nedir?

Güzel açıklamalar var. Sulandırmak istemem ama bunu koymadan geçemedim. : )

Kasım 2013

Salih Köse bir yanıt verdi.

Türkiye'de yayınlanmayan futbol Avrupa kupası maçlarını internetten hangi platformlarda arama yaparak canlı izleyebiliriz?

Benim takip ettiğim superstadyum.net ve ustream.tv siteleri var. Avrupa maçlarını buradan takip edebilirsiniz. Kanallarda sorun olmadığı sürece kesintisiz izlenebilir. Özellikle superstadyum.net sitesinde alternatif yayın yapan kanal fazlaca bulunuyor.
Kasım 2013

Salih KöseFatih Bakar kişisini takip etmeye başladı

Fatih Bakar, Operasyon Yöneticisi, @baracuda1453

Kasım 2013

Salih Köse bu yanıtı beğendi:

Dünyada sadece Türkiye'de langırt oynamak neden yasak?

Prof. Dr. Erol Tez'in BFA (İngiliz Langırt Federasyonu) başkanı Boris Atha'ya gönderdiği şöyle bir mektup bulunuyor. Boris Atha'nın bir zamanlar Erol Tez'e kendisine langırtı ilk kez bir Türk'ün öğrettiğini söyler. Türkiye'deki bu yasağın nedenini merak ederek kendisine sorar (Erol Tez İngiltere'de şu sıralar aktif bir masa futbolu sporcusudur aynı zamanda).

MEKTUP;

Sayın Boris,
Gösterdiğin ilgi için teşekkürler ve ayrıca geciken cevabım için özürlerimi sunuyorum.

Garip ama gerçektir ki AB üyesi olmak için can atan bir ülke olan Türkiye'de langırt oynamak, hatta spor kulüplerinde, derneklerde vb. Nde yasaktır (belirli turistik tesisler istisnadır) . Bunun yanı sıra langırt masalarının üretimi ve ithali de yasaktır.

İlginçtir çok sert rejimlerle yönetilen Moğolistan ve İran gibi ülkelerde ITSF üyesi langırt federasyonları mevcuttur.

Bu yasak uzun bir hikayedir ama kısaca aktarmaya çalışayım.

Langırt oyunu Avrupa'dan Amerika'ya II. Dünya Savaşı sonrasında giriş yapmıştır. Amerikalılar oyunla bilhassa ABD askerlerinin savaş sonrasında konuşlandığı Almanya'da tanımışlardır. 50’lerde ise soğuk savaş zirvesine çıkmış ve Türkiye NATO'ya katılmıştır. Bundan sonra Türkiye'deki yaşam şekli Amerikanlaşmaya başlamış ve ilginç bir şekilde langırt oyunu Türkiye'ye Avrupalılar eliyle değil ABD etkileri ile girmiştir.

50lerin başında ve ortasında Avrupa savaşın yaralarını sarmaya çalışıyordu ve küresel anlamda herhangi bir etkiyi haiz değildi. Yani ilk langırt masaları tilt masaları ile beraber ABD'den ithal edilerek Türkiye'ye girdi. Daha sonra Avrupa masaların ithali de başladı ama bu ithal masaların tamamı son derece pahalı idi. Sonuç olarak Türkiye'deki sanayiciler de bu yabancı masalara bakarak nevi şahsına münhasır tarzı olan bir langırt masası ürettiler. Bu masalar Türkiye'nin o yıllardaki üretim teknolojisinin imkanları ölçeğinde masalardı.

50’lerin ortasından 60’ların sonlarına dek langırt Türkiye'de büyük bir çılgınlık halini aldı ve her yetenek seviyesinden ve her yaştan muhtemelen 100, 000'in üzerinde oyuncu ortaya çıktı. 60’ların başlarında her yerde yerli langırt masaları vardı... Kafelerde, barlarda, luna parklar vb’nde... Birçok yerlerde 20'ye kadar sayıda masayı sürekli barındıran langırt kulüpleri açıldı.

1961 yılında Türkiye'de yürürlüğe giren yeni anayasa ülkeyi çok daha demokratik ve aktif bir sosyo-politik yaşamla tanıştırdı. Fakat langırt çılgınlığı da bazı muhafazakar çevrelerden tepkiler alıyordu. Örneğin öğrencilerin okuldan kaçarak langırt oynamaları tepki topluyordu. 60’ların başında Alman ekonomisinin güç kazanması ile beraber ilk Türk göçmen işçiler Almanya'ya yerleşmeye başladı. Bu akış on yıl devam etti ve göç eden bu işçilerin arasında çok yüksek nitelikli langırt oyuncuları da bulunuyordu. Bu oyuncular oyunu yaşamaktan çok çalışmaya kilitlenmiş Almanya'da tekrar popüler hale getirmeye başladılar. İlginçtir: Almanya'dan ABD'ye ve ABD'den Türkiye'ye şeklinde gerçekleşen langırt ihracı şimdi Türkiye'den tekrar Almanya'ya langırtın popülaritesinin artırılması şeklinde sonuçlanıyordu. (Bakıyorum da Almanya'daki 2’nci ve 3’üncü nesil Türkler arasında üst düzey langırt oyuncuları var. Ayrıca senin ilk langırt öğretmeninin de Türk olması beni çok sevindirdi.)

60’ların başındaki barış yanlısı hareketler (hipiler, çiçek çocukları vb.) 60’ların sonunda Avrupa'da son derece aktif, devrimci ve hatta aşırlıkçı bir politik harekete (özellikle Almanya'da) dönüştü. Tüm Avrupa'da Amerika karşıtlığı özellikle üniversite öğrencileri tarafından büyük bir heyecanla sergilenmeye başladı. Öğrenciler üniversite işgalleri gerçekleştiriyor ve sosyo-politik değişiklik talep ediyorlardı. Türkiye'de 1968'den itibaren benzer hareketler ortaya çıktı. Yenilikçi Türk gençliği zaten yeterince eğitim almış ve politik farkındalık kazanmıştı. Sokaklarda protesto yürüyüşleri oluyor ve fakat bu güzel gelişmelerin yanı sıra ülke sağcılar ve solcular diye ikiye ayrılıyordu.

1968 yılında aşırılıkçı Baader-Meinhof Çetesinin faaliyetleri Almanya'da krize sebep oluyordu ve muhafazakar Türk hükümeti (Adalet Partisi, Süleyman Demirel) de aynı tarihlerde langırtın kamuya açık yerlerde oynanmasını yasaklıyordu. Sebep langırt ve tiltin kumar potansiyeli olarak açıklanıyordu ama sosyal huzursuzluğun yaygın olduğu o günlerde gençliğin bir araya gelmesinin engellenmesi de langırtın yasaklanmasının altındaki sebeplerden biriydi.

Sonraki iki on yılda (70’ler ve 80’ler) Türkiye'ye terör ve iç kargaşa ile boğuştu ve langırta olan ilgi de neredeyse tamamen yok oldu. Çok küçük bir azınlık polisin bilerek ya da bilmeyerek görmediği bazı mekanlarda oynamaya devam etti. 2000’lere geldiğimizde ise Türkiye'deki yeni gençliğin oyunu tekrar keşfettiğini görüyoruz. Bu yeni gençleri langirt.org, langirt.gen.tr ve langirtciyiz.biz gibi sitelerden takip edebilirsiniz.

Geçen yaz Türkiye'ye tatil için gittiğimde bu insanlarla temas kurdum. Bu langırt yasağının kaldırılması için her türden desteğe ihtiyaç duyuyorlar ama önlerindeki engeller zorludur. ITSF'nin ve BFA'nın kendilerine yardımda bulunmasının yerinde olacağını düşünüyorum.

Saygılarımla
Erol Tez
Kasım 2013

Salih Köse yeni bir  soru  sordu.

Kasım 2013

Salih KöseBateri konu başlığını takip etmeye başladı.

Bateri

Bateri, Fransızca'dan gelmiş bir kelimedir. Vurmalı çalgılar takımına denir. Şarkılarda ritim tutmaya yarar. Çoğunluğun düşündüğü gibi bater...

Kasım 2013

Salih KöseEmre Kucuk kişisini takip etmeye başladı

Emre Kucuk, Call Center, @emrekucuk

Kasım 2013

Salih Köse bu yanıtı beğendi:

Taksim'de en sevdiğiniz mekanlar nerelerdir ve neden?

Galatasaray lisesinin tam karşısındaki sokakta, sokağa girince 15-20 m. Sonra bir pasaj var (şimdi adını hatırlayamadım) . Orası işte... Zira sahaf ve eski kitapçı/2. El kitapçı dolu... Cennet. . .
Kasım 2013

Salih Köse bir yanıta alt yorum yaptı

Bahsettiğin pasaj içerisi adreste danışman geçidi olarak geçiyor .Çok güzel bir ortamı vardır.Alkol yok sohbet ,muhabbet var sıcak bir ortam.En bilineni de kahveci Mustafa Amca ..
Galatasaray lisesinin tam karşısındaki sokakta, sokağa girince 15-20 m. Sonra bir pasaj var (şimdi adını hatırlayamadım) . Orası işte... Zira sahaf ve eski kitapçı/2. El kitapçı dolu... Cennet. . .
Eylül 2013

Salih Köse bir yanıt verdi.

Yarın hayatınızdaki son gün olsa ne yapardınız?

Pek kafa yorup düşünmedim böyle birşeyi ancak normal zamanımda ne yapıyorsam aynısını yapardım. İşe gelir, işten eve döner , yemek yer, biraz deniz havası koklar, çayımı içer , uyurdum.
Eylül 2013

Salih Köse bu yanıtı beğendi:

Çekingenlik nasıl yenilir?

Çekingenliğin en büyük sebebi, kişinin kendine olan GÜVENSİZLİĞİDİR. Öncelikle kişi güvenini kazanmalı. Olumlu ve Pozitif düşünmeli. Hayatında yapamam, edememler olmamalı. Çekingenlik kişinin hayatında başarılarını bile etkiler.
Eylül 2013

Salih Köse bu yanıtı beğendi:

Green Card başvurusunu bireysel olarak nasıl yapabilirim? Formu doldururken nelere dikkat etmeliyim?

Green Card başvurusu ABD'nin kendi başvuru sitesi olan dvlottery.state.gov'>dvlottery.state.gov adresinden ücretsiz olarak yapılabilmektedir. Başvuru formu Eylül-Ekim ayında doldurulabilmekte ve çekiliş sonuçları ertesi sene mayıs ayında açıklanmaktadır. Kura sonuçları da dvlottery.state.gov%2fesc%2f'>dvlottery.state.gov/esc/ adresinden kontrol edilebilmektedir.

Green Card, Amerika Hükümeti'nin yasalarının gereği olarak her yıl 55.000 kişiye çekilişle ABD'de yaşama, oturma ve çalışma hakkı verdiği vize kartıdır. Green Card çekilişi, ABD Dışişleri Bakanlığı’nca yürütülen bir programdır.
Eylül 2013

Salih KöseGreencard konu başlığını takip etmeye başladı.

Greencard

Formatting of continuation data will be changing soon. To continue using the current formatting, use the 'rawcontinue' parameter. To begin u...

Eylül 2013

Salih KöseMüslüm Manaz kişisini takip etmeye başladı

Müslüm Manaz, Doktor, @BOSSEPET

Eylül 2013

Salih Köse  bu yazıyı beğendi:

Esaretin Bedeli

 
   Dünyanın gelmiş geçmiş en güzel filmi hem bana göre hem imdb ye göre :) 1994 yılında yapılmış olmasına rağmen o zamandan şimdiye kadar o kadar teknolojik gelişme olmasına rağmen halen bile daha iyisi yapılmadı ve bana göre yapılması da zor (malesef ) 
   Yönetmenliğini ve senaristliğini Frank Darabont' un yaptığı filmin başrollerin de Tim Robbins ve Morgan Freemanın muhteşem oyunculuğunu izliyoruz.Belki de filmin Hollywood'a ( sinema sektörüne ) kazandırdığı en büyük artıda Tim Robbins i normal bir oyuncudan bir stara dönüştürmesidir bana göre.Hımm bir de Hollywood demişken böyle bir filme böyle oyuncu ya demiyorum oyunculuklara diyorum çünkü sade başrol değil tamamen kadro kusursuzdu bence neyse yani böyle bir ekibe bir tane oscar verilmemiş acaba bu filmi izlemedi mi bu jüri ? diye sorasım geliyor hep veya da biz mi çok duygusalız yoksa bu jüri odun mu ? diye bir sürü soru geliyor insanın aklına.....
    Neyse arkadaşlar bu film gerçekten özel bir film hele Tim Robbins diyalogları (en çok da morgan freeman la olanlar ) sonra jest ve mimikleri ( ufak bir gülümsemesi ) çok ama çok başarılıydı şu ana kadar izlememiş insan sayısı yok denecek kadar azdır ama yine de vardır diye düşünüp onlara öneriyorum eğer film izlemekten keyif alıyorsanız bu damağınız da farklı bir tat bırakacaktır...
Eylül 2013

Salih KöseFilm Eleştrileri konu başlığını takip etmeye başladı.

Daha Fazla

İlgilendiği KonularTümü

Üniversiteler (Türkiye)

2372 Kişi   175 Soru

İş Hayatı

2432 Kişi   325 Soru

Filmler

3365 Kişi   192 Soru

Arabalar

699 Kişi   192 Soru

Cep Telefonları

604 Kişi   224 Soru

Futbol

874 Kişi   196 Soru

Kitaplar

3103 Kişi   269 Soru

Müzik

2952 Kişi   473 Soru

Sinema

3223 Kişi   300 Soru

Yerli Film

222 Kişi   52 Soru

inploiders

350 Kişi   165 Soru

Meslek Seçimi

803 Kişi   94 Soru

Müzik Grupları

380 Kişi   65 Soru

Galatasaray

249 Kişi   56 Soru

Güncel

574 Kişi   138 Soru

Gerçek Hayat

836 Kişi   102 Soru

Facebook

804 Kişi   185 Soru

Öğrencilik

2318 Kişi   123 Soru

Mekan Önerileri (İstanbul)

820 Kişi   69 Soru

Türkiye Sorunları

1152 Kişi   239 Soru

Yabancı Filmler

933 Kişi   114 Soru

Müziksever

372 Kişi   32 Soru

Psikoloji

2873 Kişi   966 Soru

Sosyal Yaşam

545 Kişi   68 Soru

Hayatın Anlamı

509 Kişi   48 Soru

Bilgisayar Oyunları

799 Kişi   113 Soru

Varoluş Hakkında

2883 Kişi   1061 Soru

Hayal Kurmak

415 Kişi   35 Soru

Yaşam

1215 Kişi   398 Soru

Kariyer

652 Kişi   92 Soru