Bilmek istediğin her şeye ulaş
Eylül 2016

Marty Mcfly

Kurban Bayramı Hk.

Değerli inploid dostları , hepinizin kurban bayramını kutlar , sevgi , huzur ve başarı dolu bir ömür dilerim.
Eylül 2016

Marty Mcfly

"Sin Şın'a girince Mim'in kabri bulunur" Muhyiddin-i Arabî

Yavuz Sultan Selim Han, 24 Ağustos, 1516 tarihinde “Mercidâbık Savaşı”nı kazandıktan sonra Haleb’e girmiş, iki hafta sonra da oradan ayrılıp eylül ayı sonunda Şam’a ulaşmıştı. Buradan Mısır’a geçmeden önce de 15 Aralık’a kadar Şam’da kalmıştı.

Koca Yavuz, Şam’da kaldığı sıralarda, Muhyiddin-i Arabî hazretlerinin (1240) bir kitabında geçen “Sin Şın’a girince Mim’in kabri ortaya çıkar” şeklindeki bir ifadeyi, büyük âlim Kemal Paşazade ile birlikte incelemişlerdi. Burada “Sin”in Selim’e, “Şın”ın Şam’a, “Mim”in de Muhyiddin’e işaret olduğu kanaatine varılmıştı...

Kabri harabeye çevrilmişti!

Yavuz Selim Han, Şam ve civarında bazı İslâm büyüklerinin kabirlerini ziyaret ediyordu. Çok saygı duyduğu Muhyiddin-i Arabî hazretlerinin yeri ise hiç kimse tarafından bilinmiyordu. Çünkü asırlar önce, eserlerini yanlış anlayıp karşı çıkan bazı Suriye âlimlerinin de etkisiyle kabri harabeye çevrilip kaybolmuştu.

Yavuz Sultan Selim Han, bir gece rüyasında Muhyiddin-i Arabî hazretlerini gördü. Kendisine şöyle diyordu:
“Ya Selim! Senin gelmeni beklerdim. Safa geldin, hoş geldin. Mısır gazanı sana müjdelerim. Sabahleyin bir siyah ata bin. O seni bana getirir. Beni hâk-i mezelleten (horluk topragından) kaldır. Bana bir türbe, bir cami ve imaret yapıver... Yürü işin rastgele, Mısır fethi müyesser ola! ”

“Burası Muhyiddin’in kabridir”

Padişah, sabahleyin bir siyah ata biner. At gider, Salihiyye Mahallesi’nde bir çöplükte durup eşinmeye başlar. Orası açılınca büyükçe bir taş çıkar. Üzerinde “Burası Muhyiddin’in kabridir” yazısı görülür. Yavuz Selim Han orayı temizleterek kabri ortaya çıkarır.

Padişah, 22 Ocak 1517 tarihindeki Ridâniye Savaşı ve Mısır’ın fethinden dokuz ay kadar sonra, ekim ayında tekrar Şam’a gelir ve dört aydan fazla kalır. Bu süre içinde Şeyh’in kabrine türbe, yanına ise bir cami ve aşevi yaptırır. İlk cuma namazıyla da açılışını yapar. (5 Şubat 1518)

(tariharsivi.org dan alıntıdır)
Eylül 2016

Marty Mcfly

Seni tanımadan önce (Oğuz Atay / Tutunamayanlar)

"Seni tanımadan önce ağaçların çiçek açtığı ve yaprak döktüğü mevsimleri
hep kaçırırdım derdi resim yapmayı sevdiğim halde denizin mavisini
bilmezdim yaprağın yeşilinin her mevsimde değiştiğine dikkat etmemiştim
seni tanıdıktan sonra o güne kadar tabiat resmi yapmayı sevmediğim halde
bir ağaç bir yaprak ve küçük bir ot bile çizmiş olmadığım halde ve daha
çok kitaplardan kopyalar yapmakla yetindiğim halde ve insan resimlerini
fotoğraflardan kareyle büyütmeyi kolayıma geldiği için tercih ettiğim
halde seni tanıdıktan sonra gözleri yeni açılmış bir küçük hayvan gibi
çevreyi şaşkın ve hayran bakışlarla insanı ve insan olmayanı ayırmadan
incelemeye başladım ve kalemi iğne uçlu mürekkepli kalemi ve resim
kağıdını alarak kırlara açıldım ve eskiden kurşunkalemle çalıştığım
zamanlardan yani tarihlerden önce çizgilerimdeki kararsızlık yüzünden
kağıdı sonsuz çizgilerle silip tekrar çizdiğim çizgilerle silgi
izleriyle kararttığım halde doğrudan doğruya çini mürekkeple çalışmaya
başladım hiç silmeden seçtiğim ağaçları evleri gökyüzünü yolları otları
hele bu kadar ilgi çekici olduklarını ve büyük bir sevgiyle
çizilebileceğini düşünmediğim otları ve toprağı yeni bir gözle daha
doğrusu ilk defa çizebileceğimi hissettiğim bir gözle görmeye başladım
ve ilk anda ışık ve gölge meselelerini hallettiğim söylenemezse de duyuş
bakımından ve her şeyi sanki onların arasındaki gizli ilişkiyi
sezmişçesine sürekli bağlantılarla yerleştirme bakımından kağıda
geçirmeyi becerdiğim söylenebilirdi ve bunu sevginin bana kazandırdığı
üçüncü göz olarak adlandırdığımı ifade ettiğim zaman bana kızmış ve alay
ettiğimi senin duygularını hafife aldığım için uydurduğumu söylemiştin
oysa bendeki tutukluğun senin yanında nasıl azaldığını bilsen evet senin
yanında korkularımı benim dışımda var olan ve her zaman benden gizlenen
şeyler karşı duyduğum korkuları onların yabancı ve düşmanca bir inatla
bana sırlarını vermemelerinden duyduğum belirsiz sıkıntıları unuttuğum
doğrudur derdi"

Noktalama okuyucuya bırakılmış. .
Eylül 2016

Marty Mcfly

Aile Hekimliğinde sağlık hizmetleri ücretli midir ?

Aile hekimliğinde sağlık hizmetleri ücretli midir?

Hayır, ücretsizdir. Muayene, aşılama, enjeksiyon, pansuman, birinci basamakta yapılan tahlil ve film hizmetleri tamamıyla ücretsizdir. Bu işlemler için herhangi bir sosyal güvence aranmamaktadır. Yazılan reçeteler ise kişilerin sosyal güvencesinin durumuna göre ödenmektedir.

ailehekimligi.gov.tr/sk-sorulan-sorular. . .
Ağustos 2016

Marty Mcfly

Kocaman Güneş Gözlükleri

"Eskiden gözgöze gelirdik ve aşkın ilk kıvılcımı gözlerde yanardı"

Ne zaman ki bu kocaman güneş gözlüklerini keşfettiniz yüzlerinizi
kaplayan, o şişik dudaklarınız ve kabarmış boyalı saçlarınız arasında
bir de bu koca gözlüklerle "yüzünüz gözünüz" görünmez oldu.

Dudaklarınız daha dolgun , parfümleriniz çeşit çeşit ve minicik şortlarınızla daha özgürsünüz.
Yanlış anlamayın , saygıyla eğiliyorum önünüzde, ve hatta özgürlüğünüzün duacısıyım.

Fakat diyorum ki , biraz çıkarsanız o gözlükleri , o telefonları
kaldırsanız ; hergün sanki bir katalog çekimine gider gibi süslenmeseniz
, Victoria's Secret meleği olmaya kısa bir süre ara verip , sokağımızın
o eski alımlı ve duygulu kızı olsanız.

Meşhur bir amerikan
cafesinde "skimetto latte" içmek yerine , örneğin mevsim kışsa , bir
sıcak sahlep içsek karşıyakada ; yada ilkbahar ise, buz gibi bir
limonata içsek kordon boyunda yürürken.

Şiir konuşsak biraz , edebiyat ve felsefe konuşsak.

Bu yılki trendlerin , çeşmenin , alaçatının , mangonun , yazlığın ,
mavi turun , floransanın , parisin , bronz tenin canı cehenneme olsa.
Gece hangi barda kim çıkıyor? Sorusunu bir süre önemsemesek... İçmesek,
ayık kalsak biraz.. Çok değil , biraz..

Sadece "biz"
olabildiğimiz küçük anlar oluştursak. Özgün bir akış , içi dolu ve
toprakla doğayla ilintili , insana ve yaşama dair gerçek bir sohbetin
çubuğunu yaksak.

Sizi sadece bir gecelik sevecek (sömürecek)
adamları farketseniz böylece. Ruhunuzla alakası olmayan "beden
avcılarını" ayırtedebilmeyi öğrenseniz.

Hatırlasanız sevmenin ne olduğunu ; hatta belki de ilk defa hissedeceğiniz bu değer verilme hissini..


Göğüs dekoltenize bakmadan ve siz tuvalete gitmek için kalktığınızda
kalçalarınızı süzmeden "sadece gözlerinize bakabilecek" adamları
keşfetseniz.

-Uyudun mu ? diye sorup , " ben de duştan yeni
çıktım" diye boxerlı, slipli fotoğrafını yollayan bir arsız yerine ,
gece size Behçet Necatigil'den şiir yollayan bir adam olsa hayatınızda.

Bir çıkarsanız şu koca gözlükleri , göz göze gelebilsek..

Bir ağacın altında termosta çay , yere serilmiş bir sofra bezi ,
üzerinde tazecik kahvaltılık , ağaca kurulmuş bir salıncak , cıvıldayan
iki çocuk ve sevgiyle yanıp tutuşan iki kalp olabilmenin "mucize"
kaldığı bir zaman diliminde "ne romantik bir hayal" değil mi
yazdıklarım..

Gece yaşayan ve gündüz uyuyan , depresyonun yalnızlığın ve bencilliğin dibine kadar içine batmış bir kuşak,
ancak o koca gözlüklerle gizleyebilir yüzündeki mutsuzluğu..

Bir arkadaşım , başka bir kız arkadaşıma şöyle demişti :

-İstediği tüm hazları senle yaşayıp , sabah olunca üzerinde sadece
parfüm kokusunu bırakıp çekip giden adamlar için , "senin saçlarını
koklamaya kıyamayan , yüzüne bakmaya utanan" adamı üzdün.
Kaçıncı bu
yaşadığın hüsran !! Sen bunu alışkanlığa dönüştürdün ve hakettin . Hem
de çok hakettin. Lütfen ağlayıp bizim enerjimizi de çalma artık!!

Aşık mı olmak istiyorsunuz. Belki de sevmek çok sevmek ve sevilmek.

Samimiyetle bir aile kurmak , çoğalmak ve çoğaltmak.
Dünyanın bu saçma sapan sanal yükünden sıyrılıp gerçek bir kavganın içinde ve gerçek çiçekler yetiştirmek mi istiyorsunuz.

Lütfen çıkarın o kocaman gözlükleri ve dudaklarınızı büzüp fotoğraflar çekmeyin.
Konuşun..

Çünkü O dudaklar "büzülüp fotoğraflar çektirmek için" değil ; aşkla
öpülmek için , seviyorum demek için ve anlatmak için hayatın tüm
güzelliklerini.

Gözlerinizi görmek , sesinizi duymak , konuşmak ve aşık olmak istiyoruz size. .

Lütfen. .
Ağustos 2016

Marty Mcfly

A Perfect World (Kusursuz Dünya)

Yazıyı çok uzun tutmayacağım.
İzlenilmesi gereken filmler listesinde ilk ona girer. Hem de ne tarz film seviyor olursanız olun , girer.

Finalde ben dahil birçok arkadaşım dudaklarımızı ısırıyorduk ki , ota boka ağlayan tipler değilizdir.

İyi seyirler.

26

Ağustos 2016

Marty Mcfly

Akrebin Yolculuğu

1997 yapımı , Ömer Kavur'un yönettiği ; ve Mehmet Aslantuğ , Tuncel Kurtiz , Şahika Tekand , Aytaç Arman ın başrollerde oynadığı , sürrealizm kokan muhteşem film.

Mehmet aslantug (Kerem) bir kasabaya saat tamir etmeye yollanır ve bir cinayete tanık olur.
Sonra işler karışır.

"Ölüm bu mu? Ölüm, bir yaşamdan başka bir yaşama savrulmak mı, yoksa zamanı hiç yaşamamak mı? " sözleriyle sona eren bu muhteşem filmi izlemeniz dileğiyle. .
Ağustos 2016

Marty Mcfly

Adamlar suç bulamayınca suç icad etmiş

Bugün milliyet gazetesinde okudum :

Sınırda Rusya'ya 'taş atan' dört Norveçli gözaltında :

Jakobselva nehri üzerinden karşı tarafa taş fırlatanlar, üç ay hapis cezası alabilir. Polis bölgedeki uyarı tabelalarına dikkat edilmesini istiyor.

Ne enteresan değil mi ?
Bizim coğrafyamızda ölümler , hırsızlıklar , vahşet , kadın ve çocuk cinayetleri , yolsuzluk arsızlık gırla..

Ceza neredeyse yok gibi..

Adamlar suç azlığından ve yokluğundan nelere ceza verir olmuşlar.

Hayret
Ağustos 2016

Marty Mcfly

Prospektus

Eskiden insanlardan geriye /
kitaplar kalırdı ve kokardı kitaplar /
doyasıya yaşanmışlık kokardı /

arasında bir yaprak /
kurutulmuş ve kusursuz /
kimbilir hangi ağaçtan /

eskiden geriye , /
Hasret dolu mektuplar kalırdı /
"Çok kıymetli Hanımefendi" /
Diye başlayan... /

Şimdi kala kala /
iki şey kalıyor insandan /

yatağın başucunda iki kutu : /
biri tansiyon /
biri şeker ilacı. . . /
Ağustos 2016

Marty Mcfly

Şu durumu çözen var mıdır ?

Mevsim yaz, aylardan Ağustos ayı …

Riviera kıyısında küçük bir kasaba. Yaz sezonu ancak yağmur yağıyor yani kasaba bomboş … Bu kasabada herkesin birbirine borcu var ve veresiye ile iş yapıyorlar.

Kasabadaki tek otelin sinek avladığı şu sıralarda şans eseri otele zengin bir müşteri geliyor ve otel sahibine 100 dolar bırakıp, anahtarı alarak odaya yerleşmeye çıkıyor.

Otel sahibi hemen parayı alıp kasaba olan borcunu ödüyor. Kasap parayı hemen toptancıya götürüp borcunu kapatıyor. Toptancı büyük bir sevinçle parayı aldığı gibi kendisine veresiye hizmet veren berbere götürüp borcunu ödüyor.

Berber de doğruca otele gelip otel sahibine olan konaklama borcunu ödüyor.

Bu arada müşteri odadan aşağıya iniyor ve odayı beğenmediğini söyleyerek otel sahibine verdiği 100 doları geri alıp otelden çıkarak gidiyor.

Ancak ortada garip bir matematiksel problem var; Şimdi bu işten kim karlı çıktı ?
Ağustos 2016

Marty Mcfly

Eşler niçin birlikte uyur ?

Bu soruya , denizci bir subay ile evli olan yakın bir dostum şöyle cevap vermişti :

"Yokluğunun verdiği his öyle ağırdır ki , varlığına doyamazsın. "

Kendi hayatıma dair şöyle bir tecrübe ile yanıt vereyim ; evli değildik ama eştik. İmzalar vb ritüelleri çok önemsemeden yaşadığımız o muhteşem ilişkide , gece uyanıp yanımda mı diye bakardım . Yanımda olduğundan emin olduğum halde bakar , saçlarını sever ve uyurdum tekrar.

Buradan yola çıkarak şöyle yanıt verebilirim : Belki de ilişkinin en olağanüstü halidir birlikte uyumak. Sessizliğin içinde kalp atışlarına evrilen , nefes alıp verişlerin , iç çekişlerin ve kokunun zirve hali. .
Ağustos 2016

Marty Mcfly

Kıskanma konusuna küçük bir bakış

Bir şarkı sözü ile girelim konuya :

"Henüz on yaşında bir kardeşim var , seni ondan bile kıskanıyorum.. !! "

Hakkı Bulut'un bir dönem milyonlar satan kasetlerinden birinin hit parçalarından olan bu şarkı , bir dönemin psikolojik bozukluğunu mu , yoksa topyekün insan ırkının şizofrenik oluşunu mu dile getiriyor bilemedim.

Fakat kıskanma denilen hadisenin temelinde yatan etkenin , elde tutma olduğunu düşünmekteyim.
Kendimi sana ait hissediyorum sözünün alt mesajı nedir : ait / sahip ?

Halam ve eniştem kırk yıldır evliler.
Halama sordum , hiç onu kıskandın mı ?
Enişten çok kitap okurdu dedi. Okudukça öyle bir karaktere yürüdü ki , beni asla aldatamayacak kadar yüce bir insan olduğunu farkında vardı ; çünkü bir insanın yalnız ve yalnız kendini aldatacağını ve bunun da nasıl büyük bir yıkım olduğunu biliyordu.

Entellektüel bakış açısı bu şekilde.

Bir de okuma yazma bilmeyen babaanneme kulak verelim.

"Deden koca adamdır. Gözünü bende açtı benle kapadı . En son dedim ki , adam adam bak gidiyorsun söyle bakalım başka kadına hiç baktın mı ; bana dedi ki senden başka bu dünyada kadın var mıydı ki bakem ey karı.. "

Naif , latif , ve gülümseten bir aidiyet..

Çok geniş bir alanı var kıskanma meselesinin ; mesleki başarıyı kıskanma , kıyafeti kıskanma vb gibi ama ; en magazinel taraftan yaklaşmak istedim.

Saygılarımla.
Ağustos 2016

Marty Mcfly

Belki de yürüyoruz

Eskiden beri dağın o zirvesine bakar ve hayal kurarım.
Kimse bilmez içimden geçenleri , geçip gidenleri.

Ben bilirim dağ bilir.

Ve tekrar altı yaşıma , o güne dönsem,
Bilirim ki annem okulun kapısındadır ve elimden tutar.

Belki de hep bu an'ı aradım.

Dağ şahidimdir.
Ağustos 2016

Marty Mcfly

Değdiği ilk an..

Kimi gözleriyle sever , kimi sözleriyle.
Kiminin sevgisi iç çekişiyledir.

Ben seni parmak uçlarımla sevdim.
Ağustos 2016

Marty Mcfly

Fususu-l Hikem notları (2)

... "Bir kaynağa dayanarak var olan şey, hakîkî vücût değildir. Belki kendinden
evvelki vücûdun izâfetlerinden ve bağıntılarından olur. Su ile buz arasındaki
bağıntı gibi"

Değerli dostlar , 100 saygınlık puanım olmadan tartışma açamıyormuşum , belki bu başlık tartışmalar kısmında yer almalıydı ama teknik sebeplerle şimdilik burada yayınlıyorum.

Eğer imkan varsa , düşüncelerinizi almak isterim.

Saygılarımla
Ağustos 2016

Marty Mcfly

Fususu-l Hikem Notları (1)

Aşağıdaki konuyu , bu konuya farklı yorum katacak dostlarla konuşmayı çok isterim.
Değerli katkılarınızı esirgemeyin.
Selamlar

Vücûdun hakîkati bir küllî nûrânî ma’nâ olduğundan o kadar latîftir ki,
onu akıl, idrak, vehîm, duyular ve kıyâs ile anlamak mümkün değildir. Çünkü
idrâk vâsıtaları olan bu belirli vâsıtalar, o latîfin latîfi karşısında kesîfin
kesîfidir.

Kesîf* olanın kesâfet mertebesinde kaldıkça kendi aslı olan latîfi idrâk
etmesi mümkün değildir.

Mutlak vücût öyle bir sonsuz hazînedir ki, içindekiler kendisinden gizlidir.
Çünkü salt vücût kendi zati cemâlinde gark olmuştur**. “Kendinden haberdar
olmak” bir sıfat olduğundan, bu mertebesinde, salt vücût ondan dahi
münezzehdir.

Sonradan meydana gelen vücûdun bu mertebeye aslâ şuûru
olamaz.

Çünkü sonradan meydana gelme(hudus) ve öncesizlik(kıdem) birbirinin
zıttıdır. “İki zıt bir arada olmaz” kaidesi gereğince, birinin görünmesiyle
diğeri kaybolur.

*Kesif : yoğun, saydam olmayan (TDK) ; **gark olmak : gömülmek, batmak, boğulmak (TDK)
Ağustos 2016

Marty Mcfly

Mavi balon

Kimi insanın yazgısıdır hüsran.
Dünyaya balon olarak gelse, alttaki mavi balon olur kaderi.

5223
Ağustos 2016

Marty Mcfly

Kader,Rastlantı ve seçmek üzerine kafa yormaca (1)

Bir mum "yanmak benim seçimimdi , lakin tesadüfen bir yangında tutuştum ve yandım" diyebilir mi?
Mum seçebilir mi ? Belki bir tesadüfe maruz kalabilir ve tutuşabilir ; lakin seçmek ancak ve ancak bilinç işidir .

Burada bilinçli yani iradeli varlıktan bahsediyor olmamız gerekiyor; hepimiz hemfikiriz.

Adam geliyor, soru soruyor, ayrıntılı yanıt veriyorum ; "ooo harika" diyor gidiyor ; bir bakıyorum kucağında bir ürünle geliyor , benim söylediğimin tam zıttı , hatta alma dediğim şeyi almış gelmiş. "Yahu" diyorum "ne oldu şimdi , o kadar anlattım, açıkladım ve sen de tamam dedin" .

-Gittiğim mağazada öyle güzel anlattılar ve allayıp pulladılar ki, senin tüm uyarıların uçup gitti aklımdan diyor.

Kader hadisesinde de durum buna çok benzer ; bu örnekten farklı olarak, o adamın gidip ne alacağını bilen varlık Tanrı'dır. Doğruyu ona açık açık ifade ettiği , defalarca vurguladığı halde , onun gidip almaması gereken ve hatta belki de kullanamayacağı bir ürünü alacağını bildiği halde , kararı ona bırakan üstün ve eşsiz varlık. (Ben ise sadece bir uyarıcıyım, onun gidip ne alacağını bilme imkanım ve iznim yok)

Gelelim rastlantı meselesine ; rastlantı diye bir şeyin olduğuna inanmıyorum.

Yere düşen bir parayı bulmak rastlantı mıdır ?

Bence hayır ; bir sebeple orada yürüyorum ; bir eksiklik nedeni ile o para cepten yada bir yerden düşmüş.
Sırf kafa dağıtmak için boş boş yürüyor olsam dahi , yürüme sebebim var.
Parayı düşüren , cüzdanı öyle saçma sapan taşıyor ki , cüzdan düşmeye zorunlu.

İrade yoksunluğu ile , iradenin kesişimi.. Fakat sebepler sonucu bir durum.Sebep+Sebep = Sonuç

Seçmek kavramına dair kafamda şöyle bir örnek var :

Mum un doğasında yani fıtrat denilen yapıda yanmak bir özelliktir ; fakat bu özellik klasik manada taşta yoktur. Fakat insanı mumdan farklı kılan şey , kendi ateşini kendinin yakmasıdır (seçim)

Taş dilediği kadar ben yanmayı seçiyorum desin , yanamaz.

Saygılarımla
Ağustos 2016

Marty Mcfly

Tezer Özlü ; yaşamın ucuna yolculuk

Her şey geçiyor. Hiçbir şey geçmese de.

Tezer Özlü / Yaşamın ucuna yolculuk.
(Leyla Erbil arşivinden)

1114
Daha fazla göster