Bilmek istediğin her şeye ulaş

Marty Mcfly,

Uluslararası İlişkiler Uzmanı

İzmir ' de yaşıyor . KOÜ Uluslararası ilişkiler bölümü mezunu . On yıl bankacılığın ardından , sistemden kaçan bir girişimci. Güzel konuşur , güzel bakar.

Eylül 2016

Marty Mcfly

Kurban Bayramı Hk.

Değerli inploid dostları , hepinizin kurban bayramını kutlar , sevgi , huzur ve başarı dolu bir ömür dilerim.
Eylül 2016

Marty Mcfly

"Sin Şın'a girince Mim'in kabri bulunur" Muhyiddin-i Arabî

Yavuz Sultan Selim Han, 24 Ağustos, 1516 tarihinde “Mercidâbık Savaşı”nı kazandıktan sonra Haleb’e girmiş, iki hafta sonra da oradan ayrılıp eylül ayı sonunda Şam’a ulaşmıştı. Buradan Mısır’a geçmeden önce de 15 Aralık’a kadar Şam’da kalmıştı.

Koca Yavuz, Şam’da kaldığı sıralarda, Muhyiddin-i Arabî hazretlerinin (1240) bir kitabında geçen “Sin Şın’a girince Mim’in kabri ortaya çıkar” şeklindeki bir ifadeyi, büyük âlim Kemal Paşazade ile birlikte incelemişlerdi. Burada “Sin”in Selim’e, “Şın”ın Şam’a, “Mim”in de Muhyiddin’e işaret olduğu kanaatine varılmıştı...

Kabri harabeye çevrilmişti!

Yavuz Selim Han, Şam ve civarında bazı İslâm büyüklerinin kabirlerini ziyaret ediyordu. Çok saygı duyduğu Muhyiddin-i Arabî hazretlerinin yeri ise hiç kimse tarafından bilinmiyordu. Çünkü asırlar önce, eserlerini yanlış anlayıp karşı çıkan bazı Suriye âlimlerinin de etkisiyle kabri harabeye çevrilip kaybolmuştu.

Yavuz Sultan Selim Han, bir gece rüyasında Muhyiddin-i Arabî hazretlerini gördü. Kendisine şöyle diyordu:
“Ya Selim! Senin gelmeni beklerdim. Safa geldin, hoş geldin. Mısır gazanı sana müjdelerim. Sabahleyin bir siyah ata bin. O seni bana getirir. Beni hâk-i mezelleten (horluk topragından) kaldır. Bana bir türbe, bir cami ve imaret yapıver... Yürü işin rastgele, Mısır fethi müyesser ola! ”

“Burası Muhyiddin’in kabridir”

Padişah, sabahleyin bir siyah ata biner. At gider, Salihiyye Mahallesi’nde bir çöplükte durup eşinmeye başlar. Orası açılınca büyükçe bir taş çıkar. Üzerinde “Burası Muhyiddin’in kabridir” yazısı görülür. Yavuz Selim Han orayı temizleterek kabri ortaya çıkarır.

Padişah, 22 Ocak 1517 tarihindeki Ridâniye Savaşı ve Mısır’ın fethinden dokuz ay kadar sonra, ekim ayında tekrar Şam’a gelir ve dört aydan fazla kalır. Bu süre içinde Şeyh’in kabrine türbe, yanına ise bir cami ve aşevi yaptırır. İlk cuma namazıyla da açılışını yapar. (5 Şubat 1518)

(tariharsivi.org dan alıntıdır)
Eylül 2016

Marty Mcfly

Seni tanımadan önce (Oğuz Atay / Tutunamayanlar)

"Seni tanımadan önce ağaçların çiçek açtığı ve yaprak döktüğü mevsimleri
hep kaçırırdım derdi resim yapmayı sevdiğim halde denizin mavisini
bilmezdim yaprağın yeşilinin her mevsimde değiştiğine dikkat etmemiştim
seni tanıdıktan sonra o güne kadar tabiat resmi yapmayı sevmediğim halde
bir ağaç bir yaprak ve küçük bir ot bile çizmiş olmadığım halde ve daha
çok kitaplardan kopyalar yapmakla yetindiğim halde ve insan resimlerini
fotoğraflardan kareyle büyütmeyi kolayıma geldiği için tercih ettiğim
halde seni tanıdıktan sonra gözleri yeni açılmış bir küçük hayvan gibi
çevreyi şaşkın ve hayran bakışlarla insanı ve insan olmayanı ayırmadan
incelemeye başladım ve kalemi iğne uçlu mürekkepli kalemi ve resim
kağıdını alarak kırlara açıldım ve eskiden kurşunkalemle çalıştığım
zamanlardan yani tarihlerden önce çizgilerimdeki kararsızlık yüzünden
kağıdı sonsuz çizgilerle silip tekrar çizdiğim çizgilerle silgi
izleriyle kararttığım halde doğrudan doğruya çini mürekkeple çalışmaya
başladım hiç silmeden seçtiğim ağaçları evleri gökyüzünü yolları otları
hele bu kadar ilgi çekici olduklarını ve büyük bir sevgiyle
çizilebileceğini düşünmediğim otları ve toprağı yeni bir gözle daha
doğrusu ilk defa çizebileceğimi hissettiğim bir gözle görmeye başladım
ve ilk anda ışık ve gölge meselelerini hallettiğim söylenemezse de duyuş
bakımından ve her şeyi sanki onların arasındaki gizli ilişkiyi
sezmişçesine sürekli bağlantılarla yerleştirme bakımından kağıda
geçirmeyi becerdiğim söylenebilirdi ve bunu sevginin bana kazandırdığı
üçüncü göz olarak adlandırdığımı ifade ettiğim zaman bana kızmış ve alay
ettiğimi senin duygularını hafife aldığım için uydurduğumu söylemiştin
oysa bendeki tutukluğun senin yanında nasıl azaldığını bilsen evet senin
yanında korkularımı benim dışımda var olan ve her zaman benden gizlenen
şeyler karşı duyduğum korkuları onların yabancı ve düşmanca bir inatla
bana sırlarını vermemelerinden duyduğum belirsiz sıkıntıları unuttuğum
doğrudur derdi"

Noktalama okuyucuya bırakılmış. .
Eylül 2016

Marty Mcfly

Aile Hekimliğinde sağlık hizmetleri ücretli midir ?

Aile hekimliğinde sağlık hizmetleri ücretli midir?

Hayır, ücretsizdir. Muayene, aşılama, enjeksiyon, pansuman, birinci basamakta yapılan tahlil ve film hizmetleri tamamıyla ücretsizdir. Bu işlemler için herhangi bir sosyal güvence aranmamaktadır. Yazılan reçeteler ise kişilerin sosyal güvencesinin durumuna göre ödenmektedir.

ailehekimligi.gov.tr/sk-sorulan-sorular. . .
Ağustos 2016

Marty Mcfly

Kocaman Güneş Gözlükleri

"Eskiden gözgöze gelirdik ve aşkın ilk kıvılcımı gözlerde yanardı"

Ne zaman ki bu kocaman güneş gözlüklerini keşfettiniz yüzlerinizi kaplayan, o şişik dudaklarınız ve kabarmış boyalı saçlarınız arasında bir de bu koca gözlüklerle "yüzünüz gözünüz" görünmez oldu.

Dudaklarınız daha dolgun , parfümleriniz çeşit çeşit ve minicik şortlarınızla daha özgürsünüz.
Yanlış anlamayın , saygıyla eğiliyorum önünüzde, ve hatta özgürlüğünüzün duacısıyım.

Fakat diyorum ki , biraz çıkarsanız o gözlükleri , o telefonları kaldırsanız ; hergün sanki bir katalog çekimine gider gibi süslenmeseniz , Victoria's Secret meleği olmaya kısa bir süre ara verip , sokağımızın o eski alımlı ve duygulu kızı olsanız.

Meşhur bir amerikan cafesinde "skimetto latte" içmek yerine , örneğin mevsim kışsa , bir sıcak sahlep içsek karşıyakada ; yada ilkbahar ise, buz gibi bir limonata içsek kordon boyunda yürürken.

Şiir konuşsak biraz , edebiyat ve felsefe konuşsak.

Bu yılki trendlerin , çeşmenin , alaçatının , mangonun , yazlığın , mavi turun , floransanın , parisin , bronz tenin canı cehenneme olsa. Gece hangi barda kim çıkıyor? Sorusunu bir süre önemsemesek... İçmesek, ayık kalsak biraz.. Çok değil , biraz..

Sadece "biz" olabildiğimiz küçük anlar oluştursak. Özgün bir akış , içi dolu ve toprakla doğayla ilintili , insana ve yaşama dair gerçek bir sohbetin çubuğunu yaksak.

Sizi sadece bir gecelik sevecek (sömürecek) adamları farketseniz böylece. Ruhunuzla alakası olmayan "beden avcılarını" ayırtedebilmeyi öğrenseniz.

Hatırlasanız sevmenin ne olduğunu ; hatta belki de ilk defa hissedeceğiniz bu değer verilme hissini..

Göğüs dekoltenize bakmadan ve siz tuvalete gitmek için kalktığınızda kalçalarınızı süzmeden "sadece gözlerinize bakabilecek" adamları keşfetseniz.

-Uyudun mu ? diye sorup , " ben de duştan yeni çıktım" diye boxerlı, slipli fotoğrafını yollayan bir arsız yerine , gece size Behçet Necatigil'den şiir yollayan bir adam olsa hayatınızda.

Bir çıkarsanız şu koca gözlükleri , göz göze gelebilsek..

Bir ağacın altında termosta çay , yere serilmiş bir sofra bezi , üzerinde tazecik kahvaltılık , ağaca kurulmuş bir salıncak , cıvıldayan iki çocuk ve sevgiyle yanıp tutuşan iki kalp olabilmenin "mucize" kaldığı bir zaman diliminde "ne romantik bir hayal" değil mi yazdıklarım..

Gece yaşayan ve gündüz uyuyan , depresyonun yalnızlığın ve bencilliğin dibine kadar içine batmış bir kuşak,
ancak o koca gözlüklerle gizleyebilir yüzündeki mutsuzluğu..

Bir arkadaşım , başka bir kız arkadaşıma şöyle demişti :
-İstediği tüm hazları senle yaşayıp , sabah olunca üzerinde sadece parfüm kokusunu bırakıp çekip giden adamlar için , "senin saçlarını koklamaya kıyamayan , yüzüne bakmaya utanan" adamı üzdün.
Kaçıncı bu yaşadığın hüsran !! Sen bunu alışkanlığa dönüştürdün ve hakettin . Hem de çok hakettin. Lütfen ağlayıp bizim enerjimizi de çalma artık!!

Aşık mı olmak istiyorsunuz. Belki de sevmek çok sevmek ve sevilmek.

Samimiyetle bir aile kurmak , çoğalmak ve çoğaltmak.
Dünyanın bu saçma sapan sanal yükünden sıyrılıp gerçek bir kavganın içinde ve gerçek çiçekler yetiştirmek mi istiyorsunuz.

Lütfen çıkarın o kocaman gözlükleri ve dudaklarınızı büzüp fotoğraflar çekmeyin.
Konuşun..
Çünkü O dudaklar "büzülüp fotoğraflar çektirmek için" değil ; aşkla öpülmek için , seviyorum demek için ve anlatmak için hayatın tüm güzelliklerini.

Gözlerinizi görmek , sesinizi duymak , konuşmak ve aşık olmak istiyoruz size. .

Lütfen. .

Serdar ÖZGÜL / 16.08.2016
Ağustos 2016

Marty Mcfly

Kartuş toner dolumuna dair her şey

Yazılarım içinde mesleki birtakım açıklamalar da olsun istedim.

Özellikle vurgulamak istediğim konubaşlıklarını , özet bir yazıda ayrı linkler halinde toparladım.
Tıklayarak ulaşacağınız linkte , birçok konu başlığını ayrı ayrı bulabilir ve sorularınıza cevap arayabilirsiniz.

Ofislerde önemli yer tutan lazer ve mürekkepli yazıcılara , ve onların sarf malzemesi olan kartuş tonerlere dair birçok şey bu yazıda :

goo.gl/3b8kmc
Ağustos 2016

Marty Mcfly

A Perfect World (Kusursuz Dünya)

Yazıyı çok uzun tutmayacağım.
İzlenilmesi gereken filmler listesinde ilk ona girer. Hem de ne tarz film seviyor olursanız olun , girer.

Finalde ben dahil birçok arkadaşım dudaklarımızı ısırıyorduk ki , ota boka ağlayan tipler değilizdir.

İyi seyirler.

26

Ağustos 2016

Marty Mcfly

Akrebin Yolculuğu

1997 yapımı , Ömer Kavur'un yönettiği ; ve Mehmet Aslantuğ , Tuncel Kurtiz , Şahika Tekand , Aytaç Arman ın başrollerde oynadığı , sürrealizm kokan muhteşem film.

Mehmet aslantug (Kerem) bir kasabaya saat tamir etmeye yollanır ve bir cinayete tanık olur.
Sonra işler karışır.

"Ölüm bu mu? Ölüm, bir yaşamdan başka bir yaşama savrulmak mı, yoksa zamanı hiç yaşamamak mı? " sözleriyle sona eren bu muhteşem filmi izlemeniz dileğiyle. .
Ağustos 2016

Marty Mcfly

Adamlar suç bulamayınca suç icad etmiş

Bugün milliyet gazetesinde okudum :

Sınırda Rusya'ya 'taş atan' dört Norveçli gözaltında :

Jakobselva nehri üzerinden karşı tarafa taş fırlatanlar, üç ay hapis cezası alabilir. Polis bölgedeki uyarı tabelalarına dikkat edilmesini istiyor.

Ne enteresan değil mi ?
Bizim coğrafyamızda ölümler , hırsızlıklar , vahşet , kadın ve çocuk cinayetleri , yolsuzluk arsızlık gırla..

Ceza neredeyse yok gibi..

Adamlar suç azlığından ve yokluğundan nelere ceza verir olmuşlar.

Hayret
Ağustos 2016

Marty Mcfly

Prospektus

Eskiden insanlardan geriye /
kitaplar kalırdı ve kokardı kitaplar /
doyasıya yaşanmışlık kokardı /

arasında bir yaprak /
kurutulmuş ve kusursuz /
kimbilir hangi ağaçtan /

eskiden geriye , /
Hasret dolu mektuplar kalırdı /
"Çok kıymetli Hanımefendi" /
Diye başlayan... /

Şimdi kala kala /
iki şey kalıyor insandan /

yatağın başucunda iki kutu : /
biri tansiyon /
biri şeker ilacı. . . /
Ağustos 2016

Marty Mcfly

Şu durumu çözen var mıdır ?

Mevsim yaz, aylardan Ağustos ayı …

Riviera kıyısında küçük bir kasaba. Yaz sezonu ancak yağmur yağıyor yani kasaba bomboş … Bu kasabada herkesin birbirine borcu var ve veresiye ile iş yapıyorlar.

Kasabadaki tek otelin sinek avladığı şu sıralarda şans eseri otele zengin bir müşteri geliyor ve otel sahibine 100 dolar bırakıp, anahtarı alarak odaya yerleşmeye çıkıyor.

Otel sahibi hemen parayı alıp kasaba olan borcunu ödüyor. Kasap parayı hemen toptancıya götürüp borcunu kapatıyor. Toptancı büyük bir sevinçle parayı aldığı gibi kendisine veresiye hizmet veren berbere götürüp borcunu ödüyor.

Berber de doğruca otele gelip otel sahibine olan konaklama borcunu ödüyor.

Bu arada müşteri odadan aşağıya iniyor ve odayı beğenmediğini söyleyerek otel sahibine verdiği 100 doları geri alıp otelden çıkarak gidiyor.

Ancak ortada garip bir matematiksel problem var; Şimdi bu işten kim karlı çıktı ?
Ağustos 2016

Marty Mcfly

Ne zaman mı anladım bir şeylerin değiştiğini ?

Dükkanda oturuyordum ; yan komşum harikulade bir kuru pasta yapmış.
İki büyük parça getirip , afiyet olsun deyip gitti.

Birini yedim ; "muhteşem olmuş" dedim içimden.
Tam ikinci parçayı ağzıma götürecektim ki ; durdum.

Yazıcıdan bir kağıt aldım , kurabiyeyi ortasına koyup kağıdı üstüne sardım.
Ceketimin cebine koydum.

Annem , dedim . Çok sever bu tadı , bunu da o'na götüreyim.
Ağustos 2016

Marty Mcfly

Eşler niçin birlikte uyur ?

Bu soruya , denizci bir subay ile evli olan yakın bir dostum şöyle cevap vermişti :

"Yokluğunun verdiği his öyle ağırdır ki , varlığına doyamazsın. "

Kendi hayatıma dair şöyle bir tecrübe ile yanıt vereyim ; evli değildik ama eştik. İmzalar vb ritüelleri çok önemsemeden yaşadığımız o muhteşem ilişkide , gece uyanıp yanımda mı diye bakardım . Yanımda olduğundan emin olduğum halde bakar , saçlarını sever ve uyurdum tekrar.

Buradan yola çıkarak şöyle yanıt verebilirim : Belki de ilişkinin en olağanüstü halidir birlikte uyumak. Sessizliğin içinde kalp atışlarına evrilen , nefes alıp verişlerin , iç çekişlerin ve kokunun zirve hali. .
Ağustos 2016

Marty Mcfly

Kıskanma konusuna küçük bir bakış

Bir şarkı sözü ile girelim konuya :

"Henüz on yaşında bir kardeşim var , seni ondan bile kıskanıyorum.. !! "

Hakkı Bulut'un bir dönem milyonlar satan kasetlerinden birinin hit parçalarından olan bu şarkı , bir dönemin psikolojik bozukluğunu mu , yoksa topyekün insan ırkının şizofrenik oluşunu mu dile getiriyor bilemedim.

Fakat kıskanma denilen hadisenin temelinde yatan etkenin , elde tutma olduğunu düşünmekteyim.
Kendimi sana ait hissediyorum sözünün alt mesajı nedir : ait / sahip ?

Halam ve eniştem kırk yıldır evliler.
Halama sordum , hiç onu kıskandın mı ?
Enişten çok kitap okurdu dedi. Okudukça öyle bir karaktere yürüdü ki , beni asla aldatamayacak kadar yüce bir insan olduğunu farkında vardı ; çünkü bir insanın yalnız ve yalnız kendini aldatacağını ve bunun da nasıl büyük bir yıkım olduğunu biliyordu.

Entellektüel bakış açısı bu şekilde.

Bir de okuma yazma bilmeyen babaanneme kulak verelim.

"Deden koca adamdır. Gözünü bende açtı benle kapadı . En son dedim ki , adam adam bak gidiyorsun söyle bakalım başka kadına hiç baktın mı ; bana dedi ki senden başka bu dünyada kadın var mıydı ki bakem ey karı.. "

Naif , latif , ve gülümseten bir aidiyet..

Çok geniş bir alanı var kıskanma meselesinin ; mesleki başarıyı kıskanma , kıyafeti kıskanma vb gibi ama ; en magazinel taraftan yaklaşmak istedim.

Saygılarımla.
Ağustos 2016

Marty Mcfly

Belki de yürüyoruz

Eskiden beri dağın o zirvesine bakar ve hayal kurarım.
Kimse bilmez içimden geçenleri , geçip gidenleri.

Ben bilirim dağ bilir.

Ve tekrar altı yaşıma , o güne dönsem,
Bilirim ki annem okulun kapısındadır ve elimden tutar.

Belki de hep bu an'ı aradım.

Dağ şahidimdir.
Ağustos 2016

Marty Mcfly

Değdiği ilk an..

Kimi gözleriyle sever , kimi sözleriyle.
Kiminin sevgisi iç çekişiyledir.

Ben seni parmak uçlarımla sevdim.
Ağustos 2016

Marty Mcfly

Sex aşkı öldürür mü sorusuna bakışım

Gözlerle yapılanını tatmamış olan , bedene tutsak varlıklar için evet ; öldürür hatta gömer bile.
Zaten "onun adı sex değildir , yaşanan da aşk değildir.."

Ama bir bakışın , onlarca dokunuştan daha öteye götürdüğü , her ilgili hormonu zıplattığı ve akılalmaz bir ruh haline taşıdığı ilişkiler vardır ki bunu yaşayan bilir.

Mesela bu durumu kadınlar daha çok vurgular "Benimle sex yapma , benimle seviş.. "
Hatta "make love" denilen hadise "aşk yapmaktır. "

Bir sağlama yapar ve ilerlersek , sex sonrası ölen / yok olan şey zaten "aşk" da değildir.

"Kasıklarda başlayanın gene kasıklarda bittiği" bir kısa yolculuktur hepsi bu.
Kalp , olan bitene merak edip kapıdan bakmış , kendisi ile alakalı olmadığını görünce çekip gitmiştir.

Zaten enteresan bir ironi vardır ; kalp ne yapar ? Kanı POMPALAR;
Sexin bizim sokak jargonundaki karşılığı nedir : POMPA !
Ne acı bir durum , kalpten ala ala bu kelimeyi almak..

Özetle , gece uyanıp , o uyurken saçlarını sevdiğiniz varlığın , sırf onunla sex yaptınız diye bu muhteşemliğinin ortadan kalkma ihtimali..?

Hiç sanmıyorum..

Sex aşkı öldürmez ; bilakis aşkın ortanca çocuğudur.
Ağustos 2016

Marty Mcfly

Anne'nin eşsizliği

Çocuk ile annenin hatta babanın da diyebilirim , arasındaki bağın , iletişimin en fazla olduğu modelleri beğeniyor ve tercihimi bu yönde belirliyorum.

Avuç içi kadar minikleri , servis arabalarının camlarına kafalarını dayamış uyuklarken görmek içimi yakıyor.

Üniversitede bir arkadaşım vardı gene aynı fakülteden bir kız arkadaşı oldu ve nihayetinde evlendiler.
-Eğer çalışmak istersen asla karışamam bu senin hakkın ve buna daima saygı duyacağım ; dedi.
Ama bilmeni isterim ki , bebeğimizin en büyük ihtiyacı , kılavuzu ve gıdası sen olacaksın.

Eşi hamile kaldı ve bebekleri oldu. Bayan arkadaşımız , eğer ekonomik olarak sorun olmayacaksa bebeğimi ben büyütmek istiyorum, işten ayrılacağım, dedi. Hay hay dedi kocası.

Sadece bebek büyütmekle yetinmedi , temel düzeyde matematik ve Türk dili ve edebiyatı bilgisi , bu konularda verdiği emek sayesinde çok ilerledi. Evde boş zamanlarında konu çalışıyor , soru çözüyordu. Hatta takılıyorduk yeniden sınava mı gireceksin diye.

Bebeği büyüdü ve ilkokula başladığında , annesi sayesinde okuyor ve yazıyordu. Öğretmeni bu durumdan çok memnundu. Ve inanılmaz güzel bir terbiye almıştı. Biz de çok beğeniyorduk.

Hatta temel mantık ve felsefe öğretileri ile donanmış olduğunu görüyorduk. Küçücük çocuk , varlık yokluk konusunda sorular soruyordu. Çünkü anne ve baba , bir konuda tartışırken , anlamasa dahi onun da dinlemesine izin veriyorlardı.

Ve çok sosyal bir çocuk olmuştu. Kapalı alanlara asla hapsedilmedi. Annesi çok beğendiğimiz bir kadındı , eşitlik ve adalet olgusu gelişmiş bir ruhu vardı. Kediye , kuşa hatta solucan a dahi değer veren bir ruh. Çocuğun toprak ile bağı hiç kesilmedi.

Evladını böyle yetiştirdi. Etrafta adeta robotu andıran çocuklar doluyken , evrensel bir ruhun yetiştiğini farkettik.

Ve sonra neden ders çalıştığını anladık.

Osaçma sapan sınavlar yaklaştığında, ikinci el soru kitapları almaktan başka bir şey yapmadılar.

Çünkü Anne , evladını matematik ve Türk dili edebiyatında yetiştirdi. Öğretmenleri ile kurduğu sağlam iletişim ve takip sayesinde çocuk çok hızlı donanımlandı. (Çocuğa anneden yada anne modelinden başka kimse özgüven veremez ve öyle de oldu.)

Adını bilmediğim saçma sapan sınavlardan birini derece ile kazandı. Çok iyi bir okulda okuyor.
Ve Şimdi lisans sınavlarında da çok başarılı olacağını düşünüyoruz.

Bizimle oturup felsefe tartışıyor. Cep telefonu vb bağımlılıkları yok denecek kadar az.
Annesinin anlattığı masalları kuzenlerine anlatıyor.

Ben uzun zamandır masal anlatan çocuk görmemiştim. Onu her gördüğümde ağlamaklı oluyorum.

Anne , özel ders, dersane , kreş vb masraflarla yük olmadı hatta katkıda bulundu.
Evladına vereceği en değerli şeyi vardi. Annesi ile vakit geçirebilmek.

Ve eşi bunu daima takdirle minnetle karşıladı.
O çalıştı gibi görünüyordu ama aslında her ikisi de çalışıyordu. Dedeleri , gelininin sgk primini dışardan ödedi. Emeklilik Yaşı bekliyorlar diye hatırlıyorum.

Aile olmak.. Dayanışma ve içi dolu stratejiler..
Çocuklarımızı doyasıya sevgi kurtaracak..

Selamlar..

***Not : İğrendiğim sınavlardan birine girmeden önce dedesi ona bisiklet aldı (anne ve babanın rızasını alarak) Diğer çocuklara anne babaları "şu sınavı kazan sana şunu alıcam" derken , "sana bir şey alabilmek , bisiklete binebilme mutluluğunu yaşamanı sağlamak ve o mutluluğu yüzünde görmek için hiçbir koşula ihtiyacımız yok kuzum" diyerek aldılar.

Yazarken bile ağlarım hep..

Bu bakış açısı bence dünyayı ayakta tutan ahlaktır.
Ağustos 2016

Marty Mcfly

Fususu-l Hikem notları (2)

... "Bir kaynağa dayanarak var olan şey, hakîkî vücût değildir. Belki kendinden
evvelki vücûdun izâfetlerinden ve bağıntılarından olur. Su ile buz arasındaki
bağıntı gibi"

Değerli dostlar , 100 saygınlık puanım olmadan tartışma açamıyormuşum , belki bu başlık tartışmalar kısmında yer almalıydı ama teknik sebeplerle şimdilik burada yayınlıyorum.

Eğer imkan varsa , düşüncelerinizi almak isterim.

Saygılarımla
Daha fazla göster