Bilmek istediğin her şeye ulaş

Serkan Köse,

Girişimci

inploid.com kurucu ortağı, fotoğraf meraklısı (https://www.flickr.com/photos/koseserkan/ ve https://instagram.com/koseserkan/), motosiklet sevdalısı, elektronik yüksek mühendisi, insan ve bir adam. Dünyanın değişebileceğine inanan bir adam...

Serkan Köse'nin Psikoloji  konu başlığındaki yanıtları

Kasım 2015

Serkan Köse

İnsan kendi psikolojisinin sağlıklı olmadığını nereden anlayabilir? Psikologa ya da psikiyatriste gitmeye neye göre karar vermelidir? Hangi psikolog ya da psikiyatristten randevu alması gerektiğini nereden bilebilir?

Psikoterapistlere giden danışanların çok çok büyük bir bölümünde ilk terapiye gidişe ana sebep; geçiçi olarak yaşadıklarını düşündükleri ayrılık, yas, depresyon, vs. gibi kötü duyguları atlatmaya yardımcı çözüm arayışına girmeleridir. Ne var ki; bundan sonra yaşanan terapi süreçleri ve bu süreç içerisindeki farkındalık artışı kişinin (danışanın) günlük hayatta aslında gerçekte ne kadar sağlıklı yaşayıp yaşamadığına kendi kendine bir bakış yapması için bir kapı açar. Bu noktaya gelebilen bir insan bundan sonra artık bu sorunun yanıtını kendi başına verebilir. İnsanı özel kılan en önemli yetisi (beynimizin en büyük gücü) adaptasyondur. Her duruma, olaya önünde sonunda adapte oluruz. Adapte olurken de her kişi kendini en iyi hissettiği konuma gelmeye çalışır. Bunu yakaladığı anda da orada kalmak için didinir. Bunu başarır da. Ne var ki aslında bu durumda kalmak ve sürekli iyi hissetmek için kendi sağlıksız ruh hali ile de yüzleşmekten kaçmaktadır (sağlıksız ise). Bunun farkında olmayarak hem de. Bu kısmı gerçekleştirmek kolaydır ve bizler bu şekilde yaşarız. Ne var ki, kişi, asla kaçamayacağı acılar veya olaylar yaşadığında ve bir türlü dingin (iyi hissedeceği) bir ruh haline giremediğinde yukarıda bahsettiğim terapi sürecinin başlangıcına dahil olur (buradaki terapi kelimesi mutlaka bir psikoterapistin olması anlamına gelmiyor, bilgilenme, bilinçlenme, arayışa girme gibi şeylerin sonucunda da bu gerçekleşebilir). Bu süreç de farkındalığı getirir. Kişi bu farkındalık ile artık eskisi gibi davranamamaya başlar ve kendi gerçek kimliğine ve benliğine doğru güzel ve uzun bir yolculuğa çıkar.

Bunu yapabilen insan sayısının azlığı karşısında şaşkınlıklar içerisinde olduğumu söylemeliyim (kendi gözlemlerime dayanarak söylüyorum). Yani kendinin farkında olmayan insan sayısının çokluğu beni şaşırtıyor. Bu şekilde yaşayıp gidiyor ve aslında kendilerine benzer insanları etraflarında toplayarak da güçlü hissediyorlar. İnsanların kötü hislerinden sürekli kaçmalarının sonucunda oluyor bu durum ve bu kaçış psikolojik olarak çok çok derin yaralara sahip ve bu şekilde de stabil görünen ama sağlıksız kimliklere bürünmüş bu insanlarla birlikte yaşayıp gitmemize yol açıyor. Üzücü ama maalesef durum bu.

Belki bu sorunuz da sizin kendi yolculuğunuzun başlangıcı olacak, kim bilir.
Ekim 2015

Serkan Köse

İnsanlar neden fotoğraflarda kötü çıktığını düşünür?

Bunun nedeni yüzümüzün simetrik olmaması ve kendimizi aynada görürken bu asimetriyi farketmememizdir. Daha doğrusu yüzümüzün aynada alışık olduğu asimetrinin tersine dönmesidir. Fotoğrafta tek boyutlu olarak bir yüzeye bakarız ve bu asimetri bizi aynadaki halimizden çok farklıymış algısına düşürerek aslında varolan asimetriyi çok net olarak görmeye başlarız. Bu herkes için geçerli olduğu için aslında sorun yoktur. 2 gözün derinlikli görme alışkanlığı gerçek hayatta bizi bu asimetriyi net görmekten uzaklaştırır. Hem anlık olarak görüntümüzü kafamızı yüzümüzü oynatarak bundan kurtulabiliyoruz hem de aynada yüzümüzdeki asimetrinin tam ters aksini görürüz ve buna alışırız. Fotoğrafta ise bu durum ters döner ve alışık olduğumuz asimetri yer değiştirir ve beynimiz bu kez de bu asimetriyi daha belirgin farkeder.

Hata portre fotoğrafçıları fotoğrafı çekmeden modelin yüzünü düşey olarak ikiye bölecek şekilde eliyle her bir yüz tarafını sıra ile kapatarak hangi tarafın daha güzel olduğunu belirler ve modelin o tarafından profili ağırlıklı olacak şekilde çekim yapar. Meşhur bir örnek olarak da şunu koyayım buraya:

Genel Kültür (Muhabbet)

Aynı Lincoln ama aynalanmış halleri birbirinden farklı gibi geliyor bize çünkü asimetri belirginleşiyor.

Bununla ilgili bir makale vardı ancak kaydettiğim linklerde bulmam lazım. Bulabilirsem buraya eklerim.
Temmuz 2015

Serkan Köse

En ufak bir meseleye fazlaca sinirlendiğim anlar oluyor. Elim ayağım boşalıyor, kendimi parçalıyorum ses çıkarmamak için. Buna engel olmak için ne yapmalıyım?

Amatör okumalarımın ve kişisel gözlemlerimin sonucunda oluşan fikirlerimdir aşağıda yazdıklarım.

Kızılan şeyler genelde insanın kendisi ile ilgili olan şeyler oluyor. Direkt kendisi de olmayabilir ama "çocukluğundan beri beyninin öğrendiği modele uygun olanı uygulamaktır" her zaman yürürlükte olan. Ani sinirlenme ya da etrafındaki herkese, her şeye çok çabuk sinirlenme vb. davranışlar kişinin ruhunun/kişiliğinin/kimliğinin tamamen kendine ait olmadığının en basit göstergelerindendir. Kendi kimliğini ancak ve ancak etrafındaki olaylardaki karakterler/kişiler üzerinden var etmeyi öğrenmiştir ve hayatı da bunun üzerine kuruludur ama farkında değildir. Bu noktada birçok teknik var bu tarz sıkıntıları çözmek için ancak hepsinin ilk aşaması farkındalık gerektiriyor. Benim tavsiyelerim şunlardır:
  • Kızdığınız şey tam olarak ne? Görünenin altında yatan neden ne, yani aslında neye kızıyorsunuz? Bunu üzerinde düşünerek bulabilirsiniz ve zamanla bulabilmek daha otomatik bir hal alacaktır.
  • Kızdığınız kişi aslında gerçekte kendisi mi yoksa birisine mi çağrışım yapıyor? (Kendinize ya da geçmişinizden çözülmemiş problemlerinizi aksettiren bir kişiye mi çağrışım yapıyor? Bu, genelde çok zor olan kısım çünkü beynin en iyi yaptığı şey yansıtmadır. Bu sayede rüyalarımız da genelde anlamsız görünür ve beyin kendini çok güzel saklar. Yine bu nedenden ötürü de en karmaşık organımızdır).
  • Kızdığınız anda aslında sadece o kişinin duygusunu ve bakışını mı referans alıyorsunuz? Buna verdiğiniz OBJEKTİF yanıt sizi sonuca yaklaştıracaktır. Yanıtınız EVET ise, kendinize "bu benim değil onun bakışı" ya da aynı anlama gelen ama aslında çok farklı olan "o ben değil, benim geçmişimden birisi de değil" gibi cümlelerle (biraz E.F. T. oluyor sanırım bu) biraz farkındalığınızı artırmalısınız.
  • Zamanla bu yaklaşım otomatikleşecektir ve aslında daha önceden sizi kızdıran şeylerin aslında hiç de önemli olmadığını anlayacaksınızdır (umarım öyle olur :)).
Tamamen sorunuz özelinde bir yanıt olmasına gayret ettim. Elbette ki daha ciddi durumlarda bir profesyonelden destek almak gerekir diye düşünüyorum.
Ocak 2015

Serkan Köse

İnsanları narsist ve egoist olmaya iten olgular neler olabilir?

Bu konu kişisel (amatör) ilgi alanlarım arasında. Yaptığım okumaların bir kısmını burada derlemiştim. Bu derlemeler terimsel olarak biraz ağır kalmaktalar ama yine de bir fikir verebilirler sanıyorum. Ek olarak bu yazılarda kaynak gösterdiğim kitapları incelemenizi tavsiye ederim.
Kasım 2014

Serkan Köse

Bir psikoloğun gerçekten psikolog olduğunu nereden biliriz? Daha önce psikolog diye gittigimiz bir bey sonradan dolandırıcı olarak yakalanmıştı. Bir daha böyle olmaması için nasıl önlemler alabilirim?

Mezun oldukları okullarından aldıkları diplomalar genelde psikologların ofislerinde asılıdır. Buna ek olarak harici olarak aldıkları eğitimleri de yine sertifika ile belgeleyebilirler. Diploma numarasından mezun olduğu okulu arayarak teyid etmeniz mümkün sanıyorum.
Ekim 2014

Serkan Köse

İnsanların düşüncesinde soyaçekimin önemi nedir? Bu konuda yayınlanmış herhangi bir makale-tez, yapılmış herhangi bir deney var mıdır?

Bu konuda Sevginin Kökeni adlı kitabı tavsiye ederim. Bu konuda oldukça faydalı bilgiler ve deneysel bazı sonuçlar ile "Aile Dizimi" ( Bert Hellinger fenomeni) denen bir yöntemi anlatarak açıklamalarda bulunuyor. Tam da yaşadığınız tüden davranışlara ait örnekler mevcut kitapta. Bir de Malcolm Gladwell'in Blink (ya da Outliers idi emin değilim) ve Charles Duhigg'in Alışkanlıkların Gücü kitaplarında bazı çalışmalara yer verilmiştir (Alışkanlıkların Gücü - Charles Duhigg -Outliers (Çizginin Dışındakiler) - Malcolm Gladwell). Sevginin Kökeni adlı kitaptan bazı kısımları da aşağıya ekledim:

Psikoloji

Psikoloji

Psikoloji
Görüntülerin orjinalleri için: prntscr.com/4w3alu - prntscr.com/4w3aqh - prntscr.com/4w3b0c
Eylül 2011

Serkan Köse

Çoğunluğun inanmadığı bir olguya karşı inancınız var mıdır (spiritüel varlıklar vs.)?

Pratikte ışığı göremeyiz (çok hızlıdır) ancak nesnelerden yansıyan ve gözümüze direkt olarak gelen renk spektrumu ile dünyayı görürüz. Yani alt sınır olarak saniyede 24 kareyi algılayan gözümüz için saniyenin 1/24 süresi içerisindeki yüksek hızlarda hareket eden nesneler varsa da göremiyor oluruz (ışık da böyledir). Işık hızı kadar yükseklere çıkmayalım ve gözün görme açısını hesaba katalım.

Parapsikoloji
Kaynak: kameraarkasi.org/objektifler/insangozu/...

Yani 178 derecelik yatay açıda önümüzdeki örneğin 100 metrelik bir alanı kapsayarak ilerlediğimizi düşünelim. Gördüğümüz açıyı (bu örnekte 100 metre olsun mesela) 1/24 saniyelik bir süreden daha hızlı alabilen hiç bir canlıyı, yaratığı, vs. göremeyiz zaten. Yani; belki de şu anda saniyenin 1/24'ünden çok hızlı hareket eden bir şeyler ile birlikte yaşıyoruz (86.400 km/saat hız ediyor yanlış hesaplamadıysam). Gözü geçelim, fotoğraf makineleri 1/2000, 1/40000 gibi değerlerde hatta daha fazlasında çekimler yapabiliyor ve fotoğraflarda da bu hızlarda yakalanan karelerde bir cisim, yaratık henüz ben görmedim, duymadım ama bu yeni değerler de çıtayı sadece bir üste çıkarır. Belki bir gün teknoloji bu hızları yeterince yüksek değerlere çıkarırsa aslında varolan ama bizim şu an göremediğimiz ve yıllardır birlikte yaşadığımız varlıkları da görmeye başlarız :) :P.

NOT: Gözün optik benzetimi ile ilgili güzel bir karşılaştırma da blog.fotografium.com/insan-gozu-optik-d... linkinde. İnceleyebilirsiniz.
Eylül 2014

Serkan Köse

Rüyaların psikoloji ile ilgisi nedir?

Rüyalar beynimizin işleri yoluna koyma araçlarından birisidir (önemlilerinden). En azından böyle sanılıyor. Bu konuda birkaç başlıkta bildiklerim şunlar:
  • Rüyalarımızda beynimizin kullandığı tüm malzemeler doğumdan günümüze kadar gördüğümüz her şeydir.
  • Rüyaya konu olan duygu, kaygı, vs. ne ise son 24 ile 48 saat içerisinde tetiklenmiştir.
  • Rüyada beynin en çok yaptığı şey Yansıtma'dır. Yansıtma ile beyin rüyanızda kişiler, davranışlar ve kimlikler ile olayları farklı bir konuma sokar. Yani dayınızı görürsünüz ama aslında babanızdır ancak siz hatırlarken dayınızı düşünerek anlamlandırmaya çalışırsınız. Beyin yaptıklarını sizin anlamlandırmanızı istemez, kendisi gizli bir şekilde görevini yürütmeye çalışır. Yansıtma rüyaları karmaşıklaştıran en önemli etkinliktir.
  • Rüyada sayılar çok önemlidir. 3 tane taş, 5 tane ağaç, 11 tane sandalye, vs. gibi. Sayıların sizinle, ailenizle, atalarınızla, şimdiki hayatınız ve hatta ailenizdek insanların kendi hayatları ile de ilgili olma ihtimali çok yüksektir.
  • Rüyadan uyandıktan sonra birkaç dakika içinde rüyayı unutursunuz. Uun süreler sonra hatırlamaya çalıştığınızda ise aslında gerçekten net olarak rüya değildir hatırladığınız. O yüzden uyanır uyanmaz yazmanız önerilir hala daha belirgin iken rüya.
  • Rüyaya beynin çok ihtiyacı vardır ve iyi bir uyku sürecinde vücudumuz beyin başta olmak üzere gerçek anlamda dinlenebilir.
  • Freud'un 3 ciltlik Rüyaların Yorumu serisini okumanızı öneririm. Sıkıcı gelebilir ancak Psikanaliz'e ilginiz ve merakınız varsa çok öğreticidir. Şu anda 2 cilt halinde satılıyor (idefix.com/kitap/ruyalarin-yorumu-cilt-... ve idefix.com/kitap/ruyalarin-yorumu-cilt-... ) ben 3 cilt olarak okumuştum yanlış hatorlamıyorsam. Kitap kapağındaki fotoğrafı itici bulabilirsiniz ama içeriği öyle değil :).
Nisan 2014

Serkan Köse

Korkularla yüzleşince onları yenebildiğimize inanıyor musunuz? Mesela?

Beyindeki karanlık odalardadır korkular. Ne olduğuna ya da olacağına dair ileri derecede olumsuz bakış açısına sahip olduğumuz kapılar ardındadır. Yüzleşmek o odada aslında ne olduğunu gösterir. Gördüğümüzde de bakış açımız beklentimiz ile karşılaşmış olur ve ortaya çıkan tablo bizi rahatlatır. Bu da o odanın kapısının artık hep açık kalmasına yol açar. Önünden rahatlıkla geçebiliriz artık o odanın içinde ne olduğunu bildiğimiz için. Yüzleşiriz, algılarız, farkederiz, yeneriz...
Nisan 2014

Serkan Köse

Tecrübe insanı yalnızlaştırır bence peki tersi durum da geçerli midir?

Aslında insanı yalnızlaştıran farkındalıklarıdır kanımca. Farkındalık arttıkça seçimleri değişir insanın. Ancak bu durumda dahi yalnızlaşmak da bir seçimdir ve farkındalığı artan insanlar bu seçimi yapmaktan daha az korkarlar diğerlerine göre. Bu yüzden göreceli olarak yalnızlaştırır denebilir -tam olarak ifadesi bu olmasa da-. Tersi durumda ise farkındalığı olmayan insan yaptığı seçimlerde de aslında kendi iradesinin daha az etkisindedir. Bu da onu belki daha az yalnız yapar ama daha az da kendi yapar :). Açıklaması zor bir konu bana göre ve cümleye dökerken de biraz karışık görüdnü gözüme şimdi, idare edin artık :).
Nisan 2014

Serkan Köse

Olumlu düşünce mutluluk getirir mi?

Bu konuda bir çok çalışma ve araştırma var. Hepsi de mutluluğun anahtarlarından birinin pozitif/olumlu düşünme olduğu konusunda birleşiyor. Bir giriş olması açısından şu belgeseli izlemenizi şiddetle tavsiye ederim.

I AM Documentary (imdb.com/title/tt1741225/)
Şubat 2013

Serkan Köse

Kumarbaz olmayı hangi durumlar tetikler?

Geçenlerde okuduğum ve önerdiğim kitapta (Alışkanlıkların Gücü - Charless Duhigg) bununla ilgili çok güzel bir tanımlama vardı.

"...2 çeşit insan vardır. Bir kumarhaneye gidip kumar makinesinde oyun kolunu çektiğinde, ekranda üçü birden aynı gelmesi gereken şekillerden ikisi aynı birisi farklı geldiğinde;
  • Tüh neredeyse kazanıyordum diyenler
  • Yine kazanamadım diyenler
Birincisini diyen insanların beynin dalgaları incelendiğinde kazananlar ile aynı duygu durumuna düştükleri tespit edilmiş. Diğerini diyenler ise kaybeden bir insan gibi davranıyor -doğru olanı-..."

Birincisi iseniz o zaman kumarhaneye pek yaklaşmasanız iyi olur. Bunu kazı kazan oynarken bile test edebilirsiniz :).
Ekim 2012

Serkan Köse

Başarılı insanlar hep daha fazlasını mı ister? Başarının sırrı nedir?

Gözlemlediğim kadarı ile; başarılı insanlar (sadece para olarak düşünmüyorum, mutlu olmayı başarabilmek belki) kendilerine ve geleceklerine inanan insanlar. Bunu yapabilen insanlar her durumda başarılı oluyorlar... Bunu yapabilen insanlar, başarı kriterlerini de kendileri belirleyebiliyor ve onu elde edebiliyor.


Bunu yap(a)mayan insanlar ise daima etraflarında olup bitene, insanlara, olaylara saplanıp kalıyorlar ve zamanlarının çoğu bu saplanıp kalmalar etrafındaki düşünce ve eylemlerle geçiyor.


Bu bir sır mı bilmem ama bence kendine ve geleceğine inanırsan bir şeyler değişecektir. Mutluluk tanımın bile :). Ve mutluluğu herkesin gözü ile tanımlamazsan, kendi kriterlerinle yapabilirsen, sanırım gerçekten mutlu (başarılı) olabilirsin...

Kasım 2012

Serkan Köse

Enstrüman çalmak kişiye ne kazandırır?

Ben hayatımın farklı dönemlerinde farklı enstrümanlarla ilgilenmiş birisi olarak enstrüman çalmak, öğrenmek, ilgilenmek terimlerinin ayrı ayrı anlamı olduğunu düşünüyorum.
Çalarken;
  • Beynini tamamen o işe aktarıyorsun ve bu seni hiçbir şekilde rahatsız etmiyor tersine rahatlatıyor. Enstrüman çalmaya odaklanmaktan başı ağrıyan duymadım ama bir işi yapmaya odaklanınca normalde başımıza gelen bir şey bu :)
  • Müzik sayesinde hormonal olarak daha iyi hissediyorsun
  • Birşeyi başarma hissini hızlıca tadabiliyorsun

Öğrenirken;
  • Zor bir işi başarma duygusuna defalarca kez nail oluyorsun
  • Farklı enstrümanlar ile biraraya geliyorsan, birlikte ve zamanında hareket edebilme yetisine aşina oluyorsun
  • Vücudundaki değişime tanık olarak, bunu başardıysan başka şeyleri de başarabilirsin duygusuna kapılıyorsun

İlgilenirken;
  • Hayatın çok farklı bir alanına ama aslında hayatla içiçe olduğunu sonradan farkettiğin bir alana girmiş oluyorsun
  • Yaşadığın herhangi bir durum karşısındaki en faydalı ve en zahmetsiz kaçışları bu enstrümanla yapabiliyorsun

Tabii, bunlar benim gibi amatör olanlar için geçerli. Bu işi profesyonel olarak yapanların belki yaşadığı sorunlar da olabilir. Hangi işi yaparsanız yapın onu istediğiniz için değil görev için yapıyorsanız problemler her zaman oluşabilir :).
Ekim 2012

Serkan Köse

Depresyon tedavisine iyi gelen evcil hayvanlar hangileridir?

Bu sorunun altında bulunması açısından faydalı olacağını düşündüğüm ve daha dün şans eseri öğrendiğim (şu tweet ile) ve araştırdığım kedilerde bulunan Toxoplasma Gondii denen parazitin insanda depresyon, anksiyete ve şizofreniye yol açabildiğine dair bir yazı. Valla kedi ile içli dışlı yaşayan birisi olarak beni oldukça şaşırttı ve düşündürttü:

huffingtonpost.com/2012/07/05/toxoplasma-gondii-brain-parasite-suicide-cats_n_1651523.html
Eylül 2012

Serkan Köse

Güç nedir?

Güç; "istediğine istediği zaman yetebilme" durumudur. Hayvanlar için bunun farkındalığı olmadığı için bilişsel olarak onlara direkt bir anlam ifade etmez. Bir kaplan kovaladığı bir geyiği yakalayabilmesini, fiziksel olarak "daha güçlü olmak" ya da sırf "istediği için ve istediği anda elde edebilmek" olarak algılayamaz. İnsanlar içinse aslolan şey sırf istek olduğu için yetebilme durumunun güç ile olan ilgisinin göreliliğindeki farklılıklar daha fazla gözönüne serilir. "İstediğine istediği zaman yetebilme" olgusu "istediği birşeyi elde etmek" olgusuna dönüşür. Bunun bariz sonucu olarak da sadece istekler ve bu isteklere ulaşmak gibi bir şekle bürünmüştür. Bu da güç'ün tanımını her akla ve kişiye göre farklı görünür hale getirir. Kimisi için hiçbirşey yemeden 50 gün yaşamak güç iken, kimi için istediği herşeyi her istediğinde alıp yiyebilmek güç'tür. Bu örnekler herşey için çoğaltılabilir ki nedeni insanoğlunun en başından beri yakasını bırakmayan o istek olgusudur.

Hiçbir şey yapmayı istememek bile aslında hiçbirşey yapmadan durmayı istemektir ne de olsa :)...

Aralık 2011

Serkan Köse

Daha fazla göster