Bilmek istediğin her şeye ulaş

Sevinç Yıldır, 

Yoga Eğitmeni

Her şey seslerdedir -geçmiş, şimdi, gelecek.
Dinlemeyi bilmeyen insan, hayatın bize her zaman sunduğu öğüdü asla duymaz.
Ve ancak o anın seslerine kulak veren insan doğru kararlara varabilir...

Ocak 2013

Sevinç YıldırMeditasyon konu başlığını takip etmeye başladı.

Meditasyon

Meditasyon, Latince meditatio kelimesinden türetilmiş, sözcük anlamıyla birçok Batı dilinde "derin düşünme" anlamına gelmekte olan bir terim...

Ocak 2013

Sevinç YıldırEğitimci konu başlığını takip etmeye başladı.

Eğitimci

YÖNLENDİRME Öğretmenlik

Ocak 2013

Sevinç YıldırParadoks konu başlığını takip etmeye başladı.

Paradoks

Paradoks, görünüşte doğru olan bir ifade veya ifadeler topluluğunun bir çelişki oluşturması veya sezgiye karşı bir sonuç oluşturmasıdır. Çoğ...

Ocak 2013

Sevinç YıldırPsikoloji konu başlığını takip etmeye başladı.

Psikoloji

Psikoloji insan ve hayvan davranışlarını ve bu davranışlarla ilintili psikolojik, sosyal ve biyolojik süreçleri inceleyen bir alandır.

Ocak 2013

Sevinç YıldırYoga konu başlığını takip etmeye başladı.

Yoga

Yoga (Sanskrit, Hindistan kaynaklı fiziksel ve zihinsel disiplinleri tarif etmek için kullanılan bir kelimedir. Aynı zamanda Hinduizm, Budiz...

Ekim 2012

Sevinç Yıldır  yeni bir  gönderide  bulundu.

Yogayla ilgili en çok sorulan sorular

Yoga bir din midir?

Hayır. Yoga için disiplin demek daha doğru. Tarihine baktığımızda, Hinduizm ile aynı kökten, antik Hindistan’dan geliyor olsalar da, ikisinin gelişimi farklı olmuştur. Yoga, hatha yogaya evrilmiş, yani yoga disiplinine dönüşmüştür. Yoga yapmak için belli bir şeye inanmaya gerek yok. Yoga hiçbir din ile de çakışmaz, ona karşı bir şey söylemez. Hatta, Yoga felsefesine derinden bakıldığında tasavvuf ile ortaklıkları görülebilir.

Yoga insanı sakinleştirir mi?

Yoga, kas, eklem, organlar kadar, sinir sistemine de etki eder. Pek çok nörolojik rahatsızlığa da iyi geldiği, stresi azalttığı bilinmektedir. Daha toleranslı, kabullenici ve anlayışlı olmayı, dolayısıyla da sakinleşmeyi sağlar.

Yoga zayıflatır mı?

Kanıtlanmış değildir. Yapılan türe göre yoga oldukça zorlayıcı,terletici ve efor sarfedici olabilir. Bu yoga türleri ile her kas grubu çalışır ve kalori yakılır. Fakat yoga, insanın kendisiyle barışmasını ve bedeni sevmeye yol açtığı için aslen zihinde olan kilo derdinin dinmesine yardımcı olur. Bedenimizle temas etmediğimiz için onun ihtiyaçlarından öte nasıl göründüğüyle ilgileniriz. İşte yoga bu anlayışı tersine çevirir. Böylece gerçekten ihtiyacımız olan şeye yönelip, bu yönelimin meyvelerini almamızı sağlar.

Ben konsantre olamıyorum, yine de yoga yapabilir miyim?

Evet. Yoga başlangıçta konsantrasyon gerektirmez ama sonucu olarak konsantrasyon artar. Yoga, konsantrasyondan daha çok odaklanmadır. Yoga yaparken bir şeye konsantre olmayız fakat bedenin değişik kısımlarına, yaptığımız asananın yarattığı hisse odaklanırız. Bu da zihni bedenin olduğu yere getirip zihin-beden bütünlüğünü sağlar. Başaramıyorsak, bunu bize gösterir ve olumlu yönde geliştirir.

Esnek değilim, yoga yapabilir miyim?

Evet. Yoga esneklik gerektirmez. Yoga, sınırlarla tanıştırır. Onları yavaş yavaş genişletmeyi öğretir. Yoga ile esneklik, çoğunlukla, zamanla kazanılır.

Kimler yoga yapabilir?

Nefes alıp verebilen herkes yoga yapabilir. Yaş, sağlık durumunda göre bir yoga herkes için var.

Ne tür yoga yapmalıyım?

Yeni başlıyorsanız, başlangıç dersleri veren yoga merkezlerinde herhangi bir derse katılabilirsiniz. Hoşunuza gitmezse, ki ilk denemeden etkileri görülmeye başlandığı için genellikle hemen sevilir, başka bir hoca ile başka bir başlangıç dersini deneyebilirsiniz. Yoga anlayışı ve bedene ilişkin bilgi geliştikçe, kişi kendi stilini bulabilir.

Yoga yaptığım için vejeteryan olmam şart mı?

Tabi ki değil. Yoga anlayışı derinleştikçe, et yemenin insan bedenine verdiği ağırlık keşfedilip ahimsa (diğer canlılara zarar verme) kavramı anlaşıldıkça et yemek kendiliğinden azalabilir ama şart değildir.

Yoga yalınayak mı yapılır? Ayaklarımı sevmiyorum ve utanıyorum, çorapla yapsam olur mu?
Yoga rahat kıyafetler ve yalınayak yapılır. Çorapla yapmak her şeyden önce güvenli değildir, hareketler içinde akarken kayma ve düşüp bedeni zedeleme olasılığı doğurur. Bunun yanı sıra yoga bedenle barışmayı sağlar. Biz genelde belden aşağısından utanırız. Hayat boyu bütün ağırlığımızı taşıyan zavallı ayaklarımız da bundan nasibini alır. Yoga belki de tüm organlara hakettiği değeri vermek için bir şanstır. (Just experience it)!

Yoga yapmaya başlar başlamaz etkilerini görecek miyim?

Yoganın etkileri daha ilk denemede hissedilir fakat gelişim doğası gereği basamak basamaktır (vinyasa krama). Her etkinin görülme zamanı da bedenden bedene değişir. Kimisinin bedeni sürekli bir çalışmayla iki ayda güçlenip üç ayda esnerken, kimisi bir ayda güçlenir ama aylarca esneyemez. Bedenin kendi gelişimine saygı duyup onun ritmini izleyerek çalışmak en değerlisidir.

Çok popüler oldu şimdi yoga, ben popüler her şeye karşıyım…


Tam da bu yüzden yogayla tanışmalısın : ) Yaşadığımız karamsar hayatlardan çıkmanın bir yolu insanın kendiyle, doğasıyla teması elden bırakmaması gibime geliyor. O yüzden popülerleşmesinde hiçbir sakınca yok. Yeter ki güvenle ve dürüstçe öğretilsin.


Yogada ne başarılıyor?

Yoga yaparken bir şey başarılmıyor. Bilakis yoga, rekabetin, kıyaslamanın, yenilginin olmadığı bir yer. Hayatta bu şekilde işleyen başka bir şey var mı? Yoga beklentisizce yapıldığında en çok faydayı sağlıyor. Yogada beden, ruh ve akıl fayda görüyor.
Ekim 2012

Sevinç Yıldır  yeni bir  gönderide  bulundu.

EN BÜYÜK PARADOKS....


Dışarıda gideceğimiz yolu bulabilmek için içimize gitmemiz gerekir.



İşte yaşamın belki de en büyük paradoksu budur.



Kendi gerçek benliğimizle buluştuğumuzda "küçük ben"in bitmek tükenmek
bilmeyen arzularından, ihtiyaçlarından, yanılsamalarından kurtulabilir
ve özgür kalırız.



Kim olduğumuzu bulma yolculuğu ise atılabileceğimiz en büyük maceradır.



Nasıl bir insan olmak istediğimizi bulmak ve istediğimiz yaşama sahip
çıkabilmek üstlenebileceğimiz en kutsal görevdir aynı zamanda.





Sorun bunu nasıl gerçekleştireceğimizde.



Bu içsel yolculuğu nasıl gerçekleştirebiliriz?



Hepimiz bir çok şey denedik. Kütüphaneler dolusu yazılı kitap var bu konu hakkında. Türlü türlü sistem oluşturulmuş.

Konuşmalar, seminerler, kurslar birbirini takip ediyor.

İnsanlar meydanlara çıkmış bize nasıl daha mutlu, daha zengin, daha
huzurlu olabileceğimiz hakkında coşkuyla bir şeyler anlatıyor.

Bu dünyanın içine girmek insanı çoğu zaman yoruyor.

Maddi-manevi tüketiyor

ve

bir de bakıyorsunuz ki başladığınız noktaya geri dönmüşsünüz.



Son yapılan bilimsel araştırmalar insan beyninin içinde nörofiziksel bir
birlik bilincine ulaşma dürtüsü olduğunu bulmuş. Evrimin itici gücü bu
imiş. Yani dinlerin birlik arayışı, toplumların bir araya gelerek
birlikler oluşturmaları vb. hep bu nörofiziksel dürtü yüzündenmiş.



Bunu gerçekleştirmenin en önemli başlangıç noktası, korkuyu yenmekten geçiyor.



Bizler korkuyu yenmenin kolay yollarını tercih ediyoruz, alkol,
uyuşturucu, seks, sürekli bir aktivite içinde olmak gibi binlerce yol
bularak, alttaki akıntıyı yok sayarak üstte tutunmaya çalışıyoruz.



İçinizde taşıdığınız, size ait olduğunu zannettiğiniz değerlerin
güvenlik ortamından kendinizi bilinmeyene doğru korkmadan atabilmeniz
gerekiyor. Küçük ben'in tüm direnç noktalarına kulak asmadan. Alttaki
akıntıya rağmen ve hatta alttaki akıntıyı kendi hayrınıza kullanmanın
yollarını bularak.



İŞTE BU YOLLARDAN BİRİ










MEDİTASYON

VE

BEYİN DALGALARI TEKNOLOJİSİNİN KESİŞTİĞİ NOKTA








Evrenin
yaratılışını mistik felsefe, tek bir enerjiden yola çıkarak anlatır.
Tıpkı bugün kuantum fizikçilerin anlattığı şekilde. Mistiklere göre
yaratım anında bu tek enerji kendini kutuplaştırmış ve aşikar
dualitelere ve zıtlık görünümlerine bürünmüş; iyi ve kötü, dişi ve
erkek, yukarı ve aşağı, burada ve orda. Aşikar duaite ve zıtlık
görünümlerine diyoruz çünkü, her bir zıtlık birbirinden tamamen aynı
görünse daha varlığı açısından diğerine muhtaç. Tıpkı bir paranın iki
yüzü gibi. "Sıcak" olmadan "soğuk" nasıl olabilirdi. Ya da "kötü"
olmasaydı "iyi" nasıl var olurdu. Doğunun mistik felsefelerine göre
evreni tezahür ettiren zihnimizin içindeki bu zıtlık çiftlerinin
arasındaki gerilimdir.



İlginçtir ki bu zıtlıkların arasındaki gerilim insan beyninin yapısında
da kendini göstermektedir. Sağ ve sol yarıkürelere bölünmüş olan beyin
de bunu yapısal olarak görmek mümkün. Beyin lateralizasyonu olarak
adlandırılan bu hali aslında hepimiz biliyoruz. Sol yarı küresi bedenin
sağ tarafını idare ederken, sağ yarısı da bedenimizisol tarafını idare
etmektedir. Beyindeki filtreleme ve tercüme sistemi bu şekilde ikiyi
bölünmüş olduğu için biz şeyleri ayrı ve karşıtlık içinde algılıyoruz.
Büyük üstatların ya da son birkaç on yıldır kuantum mekaniklerinin
söylemi içindeki birlik halini ve aradaki bağlantıları göremiyoruz.



Sayfanın üstündeki yazıları görüyoruz ama sayfayı görmüyoruz. Sokakta
giderken insanları, binaları, arabaları görüyoruz ama onların varoluşuna
imkan veren mekanı-uzayı görmüyoruz. Görünen ve görünmeyen, bilinen ve
bilinmeyen arasında bir karar veriyor zihin, tıpkı bilgisayar gibi.
Açık ve kapalı devreler arasında. Üstelik birisinin kazanmasını
istiyoruz hep. İyi kötüye, zenginlik fakirliğe üstün gelsin. Hep ışık
olsun, karanlık kaybetsin istiyoruz. Mümkün mü ? İmkansız. Kötü
kalksaydı, iyiyi nerden bilecektik? Karanlık olmasaydı ışığı nasıl
bilecektik?



Beynin bu yapısı bizim deneyimlerimizi biz ve dünyanın geri kalanı
olarak algılamamıza yol açıyor. Çocukluk programlanmalarımız ve eğitim
sistemleri de bizi acıdan kaçmaya ve zevke yönelmeye, kötüden
sakınmaya-iyiyi yapmaya itiyor. Beynin iki yarısı arasındaki ilişki ne
kadar kopuksa biz o kadar ayrılık fikri büyütüyoruz. Korkularımız,
stresimiz, endişelerimiz ve yalnızlık duygumuz büyüyor öyleki
fonksiyonlarımızı kaybedebiliyor, "bağımlılıklar" yaratabiliyoruz.



Geleneksel meditasyon beyni bir şekilde bir noktaya odaklayarak bu
bölünmüşlüğü azaltmaya çalışıyor. Dualar, mantralar, nefesin takip
edilmesi, bir mum alevine sürekli bakılması ve benzer tekniklerin
müşterek amacı beynin iki yarısını dengede tutabilmektir. Bunu sürekli
yaptığınız zaman gelen içsel barış, mutluluk ve huzur duygusu ise
evrenin geri kalanı ile bir bağlantı kurabilmiş olmanızdan
kaynaklanıyor. Ne kadar odaklanabilirseniz, o kadar iki yarı senkronize
oluyor ve dolayısıyla siz evrenle bağlantınızı hissederek derin
meditatif hallere geçebiliyorsunuz.



1975 yılında Herbert Benson, Doçent Dr. Harvard Universitesi, Gevşeme
üzerine bir araştırma yapıyor. Ve deneklerini yirmi dakika gözleri
kapalı bir şekilde oturarak, "bir" gibi tek bir kelimeyi sürekli
tekrarlama şeklinde odaklandırdığında, tıpkı geleneksel meditasyon
yapanlardaki gibi bedensel verilere ulaşıyor.. Kan basıncının düşmesi,
kronik ağrıların azalması, unutkanlığın geçmesi gibi. Bensonun
araştırması beynin bir konu üzerine odaklanması neticesinde meditatif
sonuçlara ulaşıldığını göstermesi açısından çok önemlidir.



Oadaklanma halinde beyin bilim adamlarının söylediğine göre, gündelik
uyanık bilinç halinde kullandığı beta beyin dalgalarından, daha gevşemiş
haldeki alfa beyin dalgalarına geçiyor. Yıllar süren meditasyonlardan
sonra meditatör daha derin beyin dalga alanlarına ( teta) girerek daha
rahatlıyor ve bu alanda kısa gezintiler yapabiliyor. Bu alanlara
girildiğinde gevşeyen varlığın beyninin iki yarısı arasında haberleşme
başlıyor. Başlangıçta kısa süren bu deneyim halleri giderek
uzayabiliyor. Beyni dengelendikçe strese bağışıklı hale geliniyor.






Bundan
yola çıkarak diyebiliriz ki, beyin dengelendikçe, dış dünyadan giderek
bize gelen şeyleri kaldırabilme eşiklerimiz yükselmekte ve biz strese
yola açan olaylara karşı bağışıklık kazanmaktayız. Ancak meditasyon veya
odaklanma yoluyla elde edebildiğimiz bu sonuçlara ulaşmak çok uzun bir
süre alıyor.



Meditasyon
dış dünyayı algıladığımız filtreleri değiştiriyor. Beyinde
senkronizasyon arttıkça dünyaya geldiğimizde başlamış olan tüm bölünmüş
kategoriler birliğe doğru hareket ediyor. Dualiteler daha az bölücü
oluyor. Şeyler arasındaki birlik ve ilişki daha netleşiyor ve onları
ayrı ayrı algılamak yerine birliklerini görebiliyoruz. Kendilerini
meditasyona adamış kişilerin yaşamın iniş ve çıkışlarına tepkileri
neredeyse yoktur. Korkusuz ve yargısızdırlar. Başkalarını manipule
etmeye kalkmazlar, otomatik negatif tepkileri yoktur. Kısaca ayrılığa
dayalı zihinsel programların sınırlamalarından kurtulmuşlardır.






NEDİR BU BEYİN DALGALARI



1970
YILINDA Hintli bir yogi olan Swami Rama, Emler Gren isimli doktor
tarafından laboratuar ortamına alınarak, beyin dalgaları incelendi. Dış
koşullardan oluşan içsel tepkilerin nasıl istem içine alınarak kontrol
edilebileceğini gördü. Bunu transandaltal meditasyonla ilgili yapılan
nice araştırma takip etti.



Zaman içinde araştırmalar beynin kademeli olarak daha uzayan ve
yavaşlayan beyin dalgalarını buldular. Ve onlara yunan alfabesini
kullanarak bazı isimler verdiler.




BETA



En
hızlı 13-100+Hertz (Hz, devir/sn). Normal uyanık bilinç hali.
Genellikle dört beyin dalgası kategorisinin kombinasyonu içinde çalışır
beyin. Çoğu insan için, beta dalgaları diğerlerinden daha baskındır. Son
çalışmalar bize yüksek (30 Hz ve daha üstündeki beta dalgalarının)
bizde endişe, stres ve rahatsızlık zamanlarında ortaya çıktığını
göstermektedir. Beyin yüksek dozdaki beta dalgalarında çalıştığı zaman
davranış bozuklukları, bağımlılıklar, sinir nevroz, ayrılık duyguları
yaşanır. Bilim adamlarınca "kaç ya da döğüş" adını verdikleri tepkisel
davranışlar bu düzeyde oluşur.



ALFA




8-12.9 Hz arasında kalan daha yavaş bir dalga kalıbıdır.gözlerinizi
kapatarak dinlenme moduna geçtiğiniz anda devreye girer. Alfa beyin
dalgaları iç gözlemle ilgilidir. Alfa durumunda iken beyin rahatlatıcı
kimyasallar salgılar. Yüksek ucunda iken süperöğrenme dediğimiz hali
yaratır.Bir kitaba derin bir şekilde daldığınızda beyniniz alfa
dalgaları üretiyordur. Uyku öncesi ya da uyanma başlangıcında düşük
düzeyde alfa dalgaları üretir.Derin alfa düzeyi, düşük seviyeleri, iç
huzuru ve hoşnutluk, dinginlik getirir. Geleneksel meditasyonun en temel
beyin dalgasıdır. Beta kaç ve döğüş modelini yaratırken alfa gevşeme
modelini yaratır. Dış dünyadaki tehlikeler yerine içe döner, gevşemeyi
ve rahatlamayı öğrenir. Kendini yeniler.



TETA



Bu
kalıp 4-7.9 Hz arasında daha yavaş bir dalga kalıbıdır. REM uyku
düzeyindeki kırpışan göz kapağı modunda oluşur.Uykuya geçiş hali
diyebileceğimiz bu dalga düzeyi yaratıcılık, hazfa, şifa, geçmişteki
bilgi parçacıklarını birleştirerek aha dediğimiz deneyimleri yaşatan hal
ile ilgilidir. Genel olarak derin meditasyon deneyimi yaşayanlar dahi
çok kısa anlarda bu dalganın getirdiği hali deneyimlerler. Zen rahipleri
üzerinde yapılan araştırmalar meditasyon sırasında ani yükselen teta
dalgaları göstermiştir. Psikologlar teta halinin şuuraltına giriş kapısı
olduğunu söylemektedirler.



DELTA



En
düşük kalıptır. 0.1 ila 3.9 Hz arası. Düşsüz uyku halidir. Carl Junga
göre tüm insanlar tarafından paylaşılan kolektif şuur alanı ile temas
kurduğumuz haldir. Büyük bir birlik ve teklik deneyimlenir Aynı zamanda
bu hal içinde az biraz beta, alfa veya teta kalıpları da varsa uyanık
olmanız da mümkündür.İnsanlar her zaman sürekli olarak belli dozda delta
dalgalırını taşımaktadırlar. Ama meditatörler yoğun bir delta haline
girmezler, uyumadıkları sürece, uyudukları zaman da zaten meditasyon
değildir o artık.






Paradoks



Beynin
delta dalgaları yayması halinde en büyük gelişme yer alıyor. Bunun
geleneksel meditasyon ile yapılması çok uzun yıllar neticesinde elde
edilebiliyor ve çok kısa an dilimleri içinde. Teknolojik yardımlar
alarak bunu kısa sürede gerçekleştirebilmek ise mümkün



Uyku
süreci içinde girdiğimiz alfa ve teta beyin dalgaları yayılmaya
başladığında zihnimizin şuuraltı dediğimiz bölgesindeki veriler
taranmaya başlanır. Yeniden düzenlenir ve işleme tabi tutulur. Biz buna
rüya diyoruz. Zihnin şuursuz bölgelerinin farkına varırız. Yani
otomatik olarak çalışan, dış dünyada istediğimiz neticeleri almamıza
yardımcı olmayan, eski ve uygunsuz duygularla ilgili zihinsel
programlara gireriz. Teta durumunda bunları ele alarak işe yarar
kaynaklar haline çevirebiliriz.Delta halinde ise girdiğimiz bölge, insan
olmakla murat edilen ilk ve temel programların depolandığı yere
gireriz. Deltanın düşsüz uyku hali olduğunu söylemiştik. Bu hale gene
teknolojinin yardımı ile, üstelik tamamen uyanık olarak girmek mümkün.
Deneyimlerimden biliyorum ki şuuraltımın en derin düzeyine depolanmış
bilgilere anda ve uyanık ulaşabilmem mümkün oldu. Aslında meditatif
halde iken yapılan değişikliklerin farkında olmamız da gerekmiyor. Yaşam
içinde entelektüel anlayışa ulaşabiliyoruz.



1950 yılında, New York Mt. Sinai Tıp Merkezinde çalışan Dr. Gerald Oster
meditasyon ve beyin dalgaları üzerine araştırmalara başladı. Elde
ettiği neticeleri Ekim 1973 te Scientific Americanda yayınladı. Buna
göre, ses dalgaları beyin dalgaları üzerinde etkiliydi. Ses dalgaları
kullanılarak, beynin istenilen dalgayı yaratması, meditasyon sırasında
ulaşılabilen derin deneyimleri yakalaması mümkündü.



Dr.Oster, tek bir ritm yaratacak ama çok az farklı iki frekans
kullanıyor ve bunları ayrı kulaklardan aynı anda dinletiyordu. Bu sesler
beynin olivary nucleus (zeytin çekirdeği) denilen bölgesinde bu
tonların çözünürlüğü neticesinde tek ve tutarlı bir dalga haline
geliyordu.



Tabi ki hemen bir sanayi gelişti bunun etrafında. Sizi belli bir şekilde
seslerle uyulmayıp, değişik ruh halleri içine alabiliyorlardı. Bunda
eksik bir şeyler olduğunu düşünenlerde vardı.



Bundan yirmi yıl kadar önce araştırmacı C. Maxwell Cade beyin
dalgalarının hareketlerini gösteren EEG ler üzerinde çalışmaya başladı.
Yüksek şuur hallerine rahatça geçebilen yüzlerce kişi ile birlikte
çalıştı. Onların beyin dalgalarını inceledi. Benzerliklerini saptadı. Bu
insanların beyin dalgaları ile diğer insanların beyin dalgaları
arasındaki farklılıkları tespit etti. Bu insanlar beta dalgasından
alfaya geçiyorlar, sonra alfa azalıyor deltaya geçiyorlardı. Biraz
çalışmakla beta, alfa, delta kayboluyor ve teta haline geçebiliyorlardı.
Bunu yapabilen insanların EEG leri ile Zen rahiplerinin EEGleri
birbirilerinkine benziyordu. Araştırmalarına devam eden Cade, doruk
deneyimleri yaşayan insanların bunların ötesinde bir başka hale
geçtiklerini fark etti. Doruğa çıktıklarında beyinleri büyük miktarda
alfa ve teta dalgaları yayıyor aynı zamanda da beta ve delta
aktivitesini de güçlü bir şekilde taşıyorlardı.



Bu her tür dalganın yoğun şekilde varlıklarını sürdürdükleri hale Cade,
uyanmış zihin adını verdi. Doruk deneyimleri yaşayan bireylerin okurken,
matematik hesaplar yaparken, ya da herhangi bir konuşma sırasında da bu
dalgaları aynı yoğunlukta taşıdıklarını buldu. Bu bireyler, alfa
dalgalarının gevşemişliğini, teta dalgalarının yaratıcı, belleyici
halini, delta dalgalarının şifa verici, insanı topraklayan enerjisini
aynı anda taşırken bir yandan da beta dalgalarının dış dünyaya yönelik
konsantrasyon ve dış uyumu da bir arada yaşıyabiliyorlardı.



Burada işleyen bir başka sistem vardı. Belli bir beyin dalgasına
geçmekle beyin taşıyabileceğinin üstünde bir yük taşımaya zorlanıyordu.
Zihinsel ve duygusal taşıma eşiklerinin üstüne çıkmaya zorlanan beyin
yeni dalganın haline uyumlanıyordu. Beyin tıpkı bir koşucunun yavaş
yavaş ısınması gibi halden hale geçerken onlara uygun yapısal
değişiklikleri de kendi içinde yapıyordu. Başa çıkamıyacağı uyarılara
karşı kendini geliştirerek ve yeniden organize ederek onları
kaldırabilecek yeni bir yapıya ulaşabiliyordu. Ulaştığı yeni yapısı
farklı ve de daha yüksek zihinsel ve ruhsal halleri destekler. Bu yeni
yapıya sizler de ulaşabilirsiniz






Ekim 2012

Sevinç Yıldır  yeni bir  gönderide  bulundu.

Öfkelenince neden bağırırız?

Hintli bir ermiş öğrencileri ile gezinirken Ganj nehri kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine dönüp “insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş. Öğrencilerden biri “çünkü sükûnetimizi kaybederiz” deyince ermiş “ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız? O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak bir ses tonu ile de aktarabilecekken niye bağırırız?” diye tekrar sormuş.

Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: “İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir.”

“Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır. Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur? Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile gerek kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir.”

Daha sonra ermiş öğrencilerine bakarak şöyle devam etmiş: “Bu nedenle tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine izin vermeyin. Aranıza mesafe koyacak sözcüklerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz.”

Ekim 2012

Sevinç YıldırÖzlü Sözler konu başlığını takip etmeye başladı.

Özlü Sözler

Tarihe geçmiş özlü ve anlamlı sözlerin birarada bulunabileceği tartışılabileceği ağdır...

Ekim 2012

Sevinç YıldırZeka konu başlığını takip etmeye başladı.

Zeka

Zekâ (Arapça: ذكاء) ya da ruh biliminde anlak, zihnin öğrenme, öğrenilenden yararlanabilme, yeni durumlara uyabilme ve yeni çözüm yolları bu...

Ekim 2012

Sevinç YıldırBurçlar konu başlığını takip etmeye başladı.

Burçlar

Burç, astronomik olarak gökkubbede yer alan 12 Takım Yıldızına verilen isimdir. Astrominin incelediği takım Yıldızlarıyla Batı Astrolojisini...

Ekim 2012

Sevinç YıldırHayatın Anlamı konu başlığını takip etmeye başladı.

Hayatın Anlamı

Birçok insan kendine bir dönem "Hayatın anlamı nedir?" diye sorar ve kendince cevaplar verir, en popülerleri şunlardır: -Yaşamı sürdürebilme...

Ekim 2012

Sevinç YıldırGiyim Tarzı konu başlığını takip etmeye başladı.

Giyim Tarzı

Formatting of continuation data will be changing soon. To continue using the current formatting, use the 'rawcontinue' parameter. To begin u...

Ekim 2012

Sevinç YıldırFelsefi Düşünce konu başlığını takip etmeye başladı.

Felsefi Düşünce

Formatting of continuation data will be changing soon. To continue using the current formatting, use the 'rawcontinue' parameter. To begin u...

Ekim 2012

Sevinç YıldırHayal Gücü konu başlığını takip etmeye başladı.

Hayal Gücü

Hayal gücü, imajinasyon veya imgelem zihinsel görüntüler oluşturabilme veya birinin zihninin içinde kendiliğinden görüntüler üretebilme yeti...

Ekim 2012

Sevinç YıldırYaşam konu başlığını takip etmeye başladı.

Yaşam

Yaşam ya da hayat; biyolojik açıdan, kimyasal reaksiyonlar veya bir dönüşümle sonuçlanan başka olaylar gibi bâzı biyolojik süreçler gösteren...

Ekim 2012

Sevinç YıldırVaroluş Hakkında konu başlığını takip etmeye başladı.

Varoluş Hakkında

Düşünmekle başlıyor her şey...

Ekim 2012

Sevinç YıldırMüzik konu başlığını takip etmeye başladı.

Müzik

Müzik en genel tanımı ile sesin biçim ve anlamlı titreşimler kazanmış hâlidir. Başka bir deyiş ile de müzik, sesin ve sessizliğin belirli bi...

Ekim 2012

Sevinç Yıldır  yeni bir  gönderide  bulundu.

Meditasyonun Yararları


Meditasyon



Meditasyon'un Temel amacı ruhsal dayanırlığınızı tanımanızı sağlayarak sizi kendi iç gücünüzle temasa geçirip Günlük bedensel çalışmanızı insanlarla ilişkilerinizi ve Genel olacakta hayatınızı belemek ve zenginleştirmektedir. Derin Meditasyon sırasında zihin,beden ve ruh arasında büyük bir uyum oluşur; insan bu üç yönden de kendini çok daha

rahat ve iyi hisseder.

Meditasyon'un hedefi tüm yetenek ve gücünüzün en yüksek kaynağıyla bir diyalogu yürütmek ve buradan da gücün evrensel kaynağına bağlanmaktır. Bedeni ve zihni sakinleştirmek sorularınızı bekleyen yanıtlarla bağlantı kurmanıza yardımcı olur.


Meditasyon Düzenli ve sürekli yapıldığı zaman tam olarak yararını ve amacına ulaşabilirsinize Sizi Günlük yaşamın verdiği aşırı Gerilim Stres

Acı ve derin çatışma hissinden arındırır ve kendinizi yeniden enerji ve ruhsal bakımdan güçlendirir. Meditasyonun günlük bir alıştırma haline gelmesi tüm zihnin ve dikkatin bir noktada yoğunlaşmasından kaynaklanan o rahatlatıcı sükunet ve dinginlik giderek daha çekici hale gelir. Meditasyon Meditasyon müthiş bir iç rahatlaması yardım çare haline gelir. Giderek yüksek benliğinizi ve bilincinizi daha yakından tanır ve kabullenirsiniz. Yüksek yetenek ve güçlerimizi daha yakından tanıdığımızda onlar bize kendi hayatımızla ve hayatımızın daha yüksek amacıyla ne yaptıgımızla bağıntılı olarak hizmet ederler çünkü onlar bizi uyumumuza bağlarlar.

Ekim 2012

Sevinç Yıldır  yeni bir  gönderide  bulundu.

Meditasyon

Sözcük anlamıyla birçok Batı dilinde "derin düşünme" anlamına gelen

terim, mistik anlamıyla, sözlüklerde, "kişinin iç huzuru, sükunet,

değişik şuur halleri elde etmesine ve öz varlığına ulaşmasına olanak

veren, zihnini denetleme tekniklerine ve deneyimlerine verilen ad"

olarak tanımlanır. Meditasyon tekniklerine, ait oldukları, Budizm

(Hindistan), Taoizm (Çin), Bön (Tibet) ve Zen (Japonya) gibi inanç

sistemlerine göre ve izledikleri yöntemlere göre değişik adlar

verilmiştir.

Başlıca iki çeşit meditasyon yöntemi vardır:


1- Konsantrasyon yöntemi: Dikkatin tek bir noktada toplanmasına


dayanır. Zihnin konsantre olduğu bu nokta, soyut bir düşünce,

bir 'mandala', bir "yantra" (geometrik biçim), bir "koan"

(yanıtı "evet" ya da "hayır" ile karşılanamayan bilmecemsi Zen

soruları), bir "mantra" (ses, sözcük, cümle veya şarkı halinde), bir

mum alevi, solunum kontrolü veya bir başka şey olabilir. Konsantre

olunan şey hangi düşünce ya da hangi konuysa, dış uyaranlardan

etkilenmemeyi becererek ve zihne girmeye çalışan konu harici

fikirleri geri göndererek o konu üzerinde derin ve ayrıntılı bir

biçimde ve zorlanmadan düşünmek söz konusudur. Fakat konuyla ilgili

bilinmesi gerekli noktalar varsa, bunların zihinde biçimlenmesine

izin verilir. Böylece tek konudan ilham alınarak yeni şeyler

öğrenilebilir. Düşünce kendi konusunun dışına kaçmak eğilimini

gösterir göstermez, müdahale edilerek, sükunetle, ilk konuya yeniden

dönülür. Esas olan, konuyla ilgili yeni sezgileri alabilmek, henüz

bilinmeyen hakikat ve kavramların zihin alanında yer bulabilmelerini

sağlamaktır.

Meditasyon sırasında gözlerin kapalı olmasının daha iyi sonuç

verdiği bilinmektedir. Bir ses, bir sözcük, bir cümle veya bir şarkı

biçimindeki 'mantra'ların tekrarının, özellikle meditasyonun

sürekliliğini sağlayan monoton bir uyaran olması bakımından yararı

vardır. Değişik Şuur Halleri

Ayrıca, kimilerine göre, bazı mantralar ses titreşimleri yoluyla

yaratılan birtakım tesirlerle de meditasyoncuya yararlı olurlar

Mantralar dinlere göre ve bir üstadın öğrencisi hakkındaki

belirlemelerine göre değişirler. Meditasyoncu, düşünürken aklına

başka şeyler gelirse, sükunetle mantrasını tekrarlar ve ana konuya

geri döner. Kısaca, mantra bir anahtar gibi kullanılır. Mantra


2- "Bilinç ayrışması" olarak adlandırılan ikinci yöntem ise, ne olup


bittiğini tarafsız bir gözlemle izleme yöntemi olarak ifade

edilebilir. Bu yöntemin en tanınmış biçimi Zen'deki "zazen"

biçimidir. Bu ikinci yöntemin Uzakdoğu'da kullanılan bir başka

biçimi de şöyle açıklanır: Önceden kararlaştırılmış, konsantre

olunacak bir konu yoktur, zihnin düşüncesiz kalması, boş tutulması

gerekir. Meditasyon ilerledikçe zihni boş tutabilme süresi uzar. Bu

boşluk anında zihne ilham gelmesi sözkonusu olur. Zihne ilham

tarzında dolan tesir tekâmül düzeyi yüksek varlıklardan gelir.

Zihnin sükunetle boş bırakılmasının amacı içte sezgisel olarak

beliren bu tesirlere yer ayırmaktır. Böyle sezgiler insana diğer

zamanlarda da gelmekle birlikte, meditasyon halinde daha kolay, daha

açık, daha güçlü ve daha orijinal haliyle gelirler. Fakat zihni boş

tutmaya dayalı yöntemin yeterince bilgi ve görgüye sahip olmadan

yapılması 'obsesyon' gibi büyük bir tehlikeyi davet eder.

Meditasyon günümüzde hemen hemen her ülkede uygulanmaktaysa da

kökeni ve en yaygın uygulandığı yer Doğu'dur. Doğu'da özellikle

mistisizm bünyesinde yer alan meditasyona kimileri mistik meditasyon

adını verirler. Doğu'daki mistik meditasyon genellikle inzivaya

çekilmenin, çileciliğin, sıkı perhiz gibi sert disiplin

uygulamalarının bulunduğu ortamlarda söz konusu olup, uzun süren

periyotlar halinde yapılırken, Batı'da meditasyon günlük yaşamın bir

parçası olarak ele alınır ve günde bir ya da iki kez, yaklaşık

yarımşar saatlik süreyle yapılır.


Batılı, meditasyonu genellikle şifa, streslerden kurtulma,


rahatlama, yaratıcılık, başarı, psişik güçlerini geliştirme, ilişki,

kendine güven duyma gibi amaçlarla yapmaktadır. Meditasyonun

Batı'daki biçimi Hinduizm ve Budizm kökenli tekniklerden türetilmiş

olup Batı'da 1960'lardan itibaren popülerlik kazanmıştır.

Budist meditasyon üçlü bir eğitim sistemi içerir: Arınma ("sila"),

konsantrasyon ("samadhi") ve idrak etme ("punna"). Öğrenci, işe

arınmayla başlar; sıkı bir çileci disiplini izler ve ardından,

duyumsal algılarının az çok farkında olmasına rağmen, dış

uyaranların düşüncesini etkilemesine izin vermeme becerisini öğrenir

ki, bu beceriyi kazanabilmiş olmaya "zihinsel olgunluk" ("sati")

denir.


Taoist meditasyonda solunum kontrolüne önem verilir ve meditasyon


birtakım aşamalara erişebilme ustalığı olarak kabul edilir. En ileri

aşama, soluk alıp vermenin söz konusu olmadığı, "cenin solunumu"

denilen aşamadır. Bu noktada nabız durur ve meditasyoncu Taoist

meditasyonun en aydınlık biçimi ve son hedefi olduğu

belirtilen "Büyük Sükunet" haliyle şuuru "aşar".


Tibet'in spritüel eğitim yolunda, meditasyon, algılayarak bilgi


edinme (okuma, çalışma ve okunanları dinleme), 'kontamplasyon' ve

meditasyon biçiminde üç adımlı bir sistemin üçüncü adımını

oluşturur. Öğrenci çaba harcayarak bilgi edindikten sonra,

öğrendikleri hakkında kontamplasyon yapar ve bunlardan çıkardığı

özetleri (ilke ve yasalarla ilgili öz bilgileri) şuuruna aktarır.

Yani önce çaba harcayarak bilgiyi öğrenme, sonra kontamplantasyonla

bilgiyi gözlemleme ve inceleme ve nihayet bunları "odaklayarak

özümleme" şeklinde üç aşamalı bir spritüel öğrenim söz konusudur.


Zen meditasyonunda ise amaç, insanın, ruhsal deneyimlerle, öz


varlığına ve yüksek şuuruna ulaşmasını sağlamaktır. Zen

meditasyonunda konsantrasyon objesi, kimi zaman, "koan" denilen,

yanıtı aranan, şiir biçimindeki bilmecelerdir.

Meditasyon uygulamalarına çeşitli biçimlerde, sufilik ve

Musevilik'te de rastlanır. "Transandantal Meditasyon" (TM) denilen

sistem ise, Hintli Maharishi Mahesh Yogi tarafından geliştirilmiş,

dünyaya tanıtılmış, kişisel mantraların kullanıldığı bir meditasyon

sistemidir. 1960'lı ve 70'li yıllarda Batı'da geniş bir izleyici

kitlesi edinmiştir.



Kaynak Dharma Ansiklopedi

Daha Fazla

İlgilendiği KonularTümü

Ayurveda

3 Kişi   0 Soru

İnsan Davranışları

3807 Kişi   962 Soru

Felsefe

1928 Kişi   500 Soru

Müzik

2954 Kişi   473 Soru

Varoluş Hakkında

2884 Kişi   1061 Soru

Yaşam

1215 Kişi   398 Soru

Hayatın Anlamı

509 Kişi   48 Soru

Hayal Gücü

932 Kişi   42 Soru

Felsefi Düşünce

501 Kişi   72 Soru

Giyim Tarzı

571 Kişi   49 Soru

Özlü Sözler

434 Kişi   26 Soru

Zeka

896 Kişi   94 Soru

Burçlar

421 Kişi   40 Soru

Yoga

27 Kişi   13 Soru

Paradoks

53 Kişi   10 Soru

Psikoloji

2877 Kişi   966 Soru

Meditasyon

37 Kişi   20 Soru

Eğitimci

49 Kişi   2 Soru