Bilmek istediğin her şeye ulaş

Seyda Kartal, 

Mimar

Mimar Seyda Kartal inploid.com'da 21 soru sordu, 73 soru yanıtladı ve 60 takipçisi var.

Ocak 2018

Seyda Kartal  yeni bir  gönderide  bulundu.

Gamlı Hazan


Bir yolculukmuş ömür, hiç çocuk olamamışların daha çok hırpalandığı velhasıl yaşıtlarının önemsemediği çoğu şey de ehemle mühimi ayırt edecek olgunluğa gelmiş olmak gibi bir şeymiş. .
Kasım 2017

Seyda Kartal bu yanıtı beğendi:

Disleksi nedir?

Okumadan önce belirtmek isterim ki, dislektik oğlu olan bir baba olarak yazacaklarım Nisan 2017'den beri edindiğim bilgi ve deneyimleri içermektedir.

Disleksinin MEB nezninde tanımına bakarak başlayacak olursak, bakanlık diyor ki;
"özel öğrenme güçlüğü zekâsı normal ya da normalin üstünde olan bireylerin, standart testlere göre yaş, zekâ düzeyi ve aldığı eğitim göz önünde bulundurulduğunda okuma, matematik ve yazılı
anlatım düzeyinin beklenenin önemli ölçüde altında olmasıyla tanısı konulan bir
bozukluktur. Okuma bozukluğu, yazılı anlatım bozukluğu, matematik bozukluğu ve başka
türlü adlandırılamayan öğrenme bozukluğu alt gruplarını içerir."

Asıl problem de buradan başlıyor aslında çünkü, yukardaki tanımda yer alan güçlüklerin kaynağı olan beyin ömrü boyunca benzer şekilde işlemeye devam ediyor yani okuyup yazmaya, toplamaya çıkarmaya yapmaya başlayan bir dislektik derdine derman bulmuş olmuyor. O halde bu noktada disleksinin nörobiyolojik tanımlarından (en azından anlayabildiğim kadarıyla) bahsetmek gerekiyor.
"Beyin üzerinde yapılan çalışmalar normal bireylerde sağ beyin yarımküresinin sol beyin yarımküresine göre daha küçük, disleksililerde ise eşit büyüklükte ya da sol beyin yarımküresinin daha küçük olduğunu ortaya koyuyor. Disleksililerin sol beyin yarımküresindeki farklılıkların bu bozukluğun nedeni olduğu düşünülüyor. "
"Dislektik çocuk ve erişkinlerin sol beyin temporo-parieto-oksipital bölgelerinde işlevsel bozukluk, frontal bölgelerde artmış aktivasyon vardır. Normal bir insan okuma, yazma ve anlama gibi eylemler için beyninin sol ön lobunu kullanır. Disleksi olan kişiler beyinin sol ön lobu kullanmakta zorluk yaşarlar. En sık görülen nörodavranışsal bozukluktur. Asıl sorunları hafıza ve dil ile ilgilidir. "

Bu iki tanımı karşılaştırmak bile problemi doğru tanımlamak için en önemli kriterlerden biri olduğunu düşünüyorum. Çünkü, asıl mesele okuma yazmayı öğrenmek, ödevlerini daha kısa sürede yapmaya başlamasını sağlamak ve buna benzer türlü akademik kazanımlarını normal yaşıtları seviyesine çekmek değil.

Asıl mesele otoyol-patika diyalektiğidir. Normal birey, daha doğrusu lafa şöyle başlayayım, kendilerini günümüz gündelik yaşantısındaki tempoya ayak uyduracak şekilde adapte edebilmeyi beceren bireyin otoyola çıkma izni bulunuyor, ama disleksik bireylerin otoyola çıkma izinleri bulunmuyor. Onlar aynı hedefe patikadan ilerlemek zorundalar. Başka şansları yok. Asıl müdahale edilmesi gereken, gerçek sıfır noktası, bu tespit doğrultusunda müdahale aralıklarını belirlemekten geçtiğini düşünüyorum.

Biraz daha açacak olursam; otoyol diye tabir ettiğim kavram, şu anda neredeyse tüm okulların kanalize olduğu sınav-başarı ikilisi doğrultusunda hayal kurdurma, ufuk açma, problem çözmeyi öğretme, sürecin kıymetini aktarmaktan ziyade; sonuca kitlenen, 8 yaşında bir çocuğa optik okuyucuyu doldurmayı öğreten, acımazsızca rekabeti öğreten, yoğun bilgi bombardımanında ezberci, zaten eğitim fakültelerinden yeterince zayıf mezun olmuşken birde üstüne okul performansına odaklanmış kısır öğretmen kadrosu eşliğinde vızır vızır akan, nefes almaya hiç izin vermeyen yoğun bir tempoyu temsil etmektedir. Patika ise potansiyel sınırı tahmin edilemeyen, sürprizlere ve keşiflere açık, farklılıklara izin veren, başarıyı çeşitlendiren, sadece başarıyı değil çabayı da ödüllendiren, her bireyi kazanmaya odaklı, yeteneğin doğmasına gelişmesine zemin yaratan, ezberletmeden öğreten, yenilikçi bir süreci temsil etmektedir.

Bu noktada en doğru tanıma ulaşıyoruz.Disleksi, öğretme bozukluğudur.

Normal veya normal üstü bir zekaya sahip ise teşhis edilebilen bu farklılığın herhangi bir tanım içinde bozukluk diye adlandırılmasının tek sebebi belki de bozukluğun çoğunlukta olduğunu görememekten kaynaklanıyor. Bir an düşünün ki, yapılan tahminlere göre nüfusun %5-10 'u arasında disleksiye sahip bireylerin çoğunluk olduğunu. Şu ana kadar ki biriken tüm bilgi ve onu kuşaklara aktarma, dolayısıyla tüm öğrenme ve öğretme pratikleri bambaşka olacaktı.

Bu ütopyayı bir kenara bıraksak da, barındırdığı gerçeği inkar edemeyiz. Dislektik bireyler öğrenebilirler. Önemli olan nasıl öğrendiklerini keşfedebilmekte.

Google'da yapılacak kısaca aramayla bulunabilecek ebeveynlere sıralanan tavsiyelerden ziyade ki zaten tüm ebeveynlerin çocukları için faydalı olacakları süreç içinde keşfedeceklerinden şüphe duyulmayacağından, öğretmenlerin bilmesi ve harfiyen uymaları gerektiği tavsiyelerin bilinmesini daha kıymetli bulduğumdan, cevabı da onlarla bitireyim.

  • Sınıfta kullanılan komutlar basit, kısa ve net olmalıdır.
  • Çocukların işitsel ve görsel uyaranları bellekte tutabilmeleri söze dayalı materyalleri hatırlamaları güç olduğundan aileyle diyaloga geçip, evde derslere ilişkin soru-cevap tarzında zihin egzersizleri yaptırılabilir.
  • Çocuk, harfleri kopya edemeyebilir. Bazı geometrik şekilleri birbirinden ayırt edemeyebilir.
  • Bu çocukları eğitim faaliyetlerine katılmaya teşvik edin.
  • Çocuklarda işitsel algılama problemlerine normal çocuklardan daha fazla rastlanmaktadır.
  • İşitsel algılama problemi olan çocuklar, kapı ziliyle telefon zilinin sesini ayırt edemeyebilir.
  • Bu duruma dikkat edilmelidir.
  • Çocuklar başarısızlık beklentisi yaşadıklarından, onlara sınıfta söz hakkı verilmeli, derse katılımları sağlanmalı ve başarıları ödüllendirilmelidir.
  • Başarısızlığın üstesinden gelmeye hizmet edecek stratejilerin çocuğa kazındırılması gerekmektedir.
  • Çocuklar hoşa gitmeyen bir davranış gösterdiğinde, o davranışı ortadan kaldırmak için, davranış değiştirme yaklaşımına yer verilmelidir.
  • Bulunan yere, zamana, ortama uygun olmayan şekilde söz yakut davranışta bulunan kişinin, bu tür davranış ve sözlerini görmezden gelerek, onun bu ortamdan uzaklaştırılmasının sağlanması faydalı olacaktır.
  • Çocuklar, duygusal bozukluk gösteren çocukların davranış özelliklerini göstermektedir. Özel öğrenme güçlüğü olan çocuk çoğu zaman mutsuzdur. Kendini değerlendirmesi olumlu değildir. Sınıftaki çocukların kiminle oynadığı araştırıldığın da genellikle özel öğrenme güçlüğü olan çocukların görmezlikten gelindiği belirtilmektedir. Bu çocuklar arkadaşlarına olumsuz şeyler söyleme eğilimindedirler.
  • Öğretmen, özel öğrenme güçlüğü gösteren çocuğun hiperaktif olduğunu anlarsa sınıf içinde ortam düzenlemesine gidebilir. Öğrenciyi duvardan tarafa oturtarak ve sırasında yer alabilecek dikkat dağıtıcı unsurları ayıklayarak bu tip davranışları azaltabilir. Ancak bu tür düzenlemeler yapılırken, çocukla konuşularak yapılanların, cezalandırma için yapamadığı anlatılmalıdır.
  • Çocuğun, herhangi bir eyleme girişmeden önce düşünmesi sağlanmalıdır. Burada amaç; öğrencinin kendisinin kullanabileceği stratejileri sağlayarak kendine yeterli ve bağımsızlığını kazanmış öğrenciler yetiştirmektir.
  • Okuduğunu anlamayı arttırmak için kendi kendini sorgulama tekniğiyle öğrenciyi destekleyen taktirler kazandırabilir. İlk olarak öğrenci kendisine "bu parçaya neden çalışıyorum" sorusunu sormak, ana fikirlerini bulup altlarına işaretleme, ana fikirlere ilişkin soru düşünüp yazma, soruya ve yanıtlarına tekrar bakıp, nasıl daha fazla bilgi sağlanabileceğini gösterilmelidir.
  • Özel öğrenme güçlüklerinin oluşmasını artıran ve özel öğrenme güçlüğü olan çocukların, yararı olmayan öğretmen tipi, tüm çocukların aynı şekilde öğrendiğini ve başarılı öğretim tekniğini sadece kendisinin bildiğine inanan ve bir tek öğretme sürecine yer veren öğretmendir.
Eylül 2017

Seyda Kartal  yeni bir  gönderide  bulundu.

Mutluluklar bizimle elem yok olsun..

Günlerin birbiri ardına akıp gittiği şu zamanlarda belkide aldığımız her yeni yaş, üzüntü, mutluluk için yazılmış en güzel şarkı diyebilirim.Bana göre dünyanın en güzel müzikleri çok eskiden yazılmış, yaşayan bazen sessiz bazende sesli çığlıklarla gelecek yüzyıllara aktarılacak kadar tohum serpmiştir her insanın kalbine...

14

14
14
14
14
14
14
1414
Eylül 2017

Seyda Kartal bir yanıta alt yorum yaptı

Yaklaşık 1 ay önce göz kontrolü yaptırdım öyle bir sorun olmadı göz sağlığımda şuan iyi yakını görme probleminizin göz bebeği büyüklüğünden olduğunu düşünmüyorum bu sorunu daha çok hormonal kaynaklı sebeplerden olduğunu söylüyor gittiğim doktorlar
Göz bebeğinin normalden büyük olması benim yaşadığım bir problem.

Doktora gittim, doktor normal bir insana göre göz bebeklerimin büyük olduğunu söyledi. Ben gözlerimi normalde çok kısan bir insandım zaten. Göz bebeği küçülemeyince bende fazla ışığı kısmak için böyle yapıyormuşum. Bu durumun bende ne gibi etkileri olduğundan bahsedeyim doktora da bu şikayetlerle gitmiştim zaten:

  • Gözlerim çok çabuk yoruluyor.
  • Işıktan çok fazla etkileniyorum.
  • Spot lambaları olan bir ortamda çok uzun duramıyorum. Masa lambası gibi şeylerle çalışamıyorum. Direk gelen ışıktan çok etkileniyorum.
  • Güneşli havalarda başım ağrıyabiliyor, gözlerim acıyor. Etrafa bakamıyorum.
  • Başımı genelde öne doğru eğiyorum.
  • Sürekli güneş gözlüğü kullanmam gerekebiliyor. Hatta doktor bilgisayar başında bile kullanmamı söylemişti.
  • Bilgisayarda monitör parlaklığını çok açamıyorum, ışık saçılması ve yansıması çok fazla oluyor.
Kasım 2016

Seyda Kartal  yeni bir  gönderide  bulundu.

Kasım 2016

Seyda Kartal  yeni bir  gönderide  bulundu.

Eylül 2016

Seyda Kartal  yeni bir  gönderide  bulundu.

Eylül 2016

Seyda Kartal  yeni bir  gönderide  bulundu.

THOSE WERE THE DAYS MARY HOPKIN

THOSE WERE THE DAYS MARY HOPKIN Once upon a time, there was a tavern Where we used to raise a glass or two Remember how we laughed away the hours, Think of a...
Eylül 2016

Seyda Kartal  yeni bir  gönderide  bulundu.

youtube.com/watch?v=6600sexdc5e belki gün batımına takılır giderim..

Barış Uğur- Lütfen Beni Böyle Sevin (Mızıka)

Söz-Müzik: Barış Uğur Soundcloud: barisugur https://soundcloud.com/barisugur Facebook: barisugr https://www.facebook.com/barisugr/?ref=hl Sözler: Yaralı bir ...
Eylül 2016

Seyda Kartal  yeni bir  gönderide  bulundu.

İncesaz - Geçsin Günler

İncesaz - Geçsin Günler http://www.incesaz.com/ https://www.facebook.com/incesaz https://twitter.com/incesazgrubu Söz: Enis Behiç Koryürek Müzik: Erol Sayan ...
Eylül 2016

Seyda Kartal  yeni bir  gönderide  bulundu.

İSTASYON İNSANLARI



Eskiden cok eskiden küçük çoçuk babasını bir şarkıda aramış, içine onuda katıp onu aradığı her yeri eklemiş bu şarkıya..
Ruhidir benim adımla başlayıp biten bu şarkıda 'Ruhi' karakteri babasıdır bir bakıma yani Hasan Bahsi. Bu duygusal adama böyle bir isim vermiş yöre halkı hayatı böylesine anlamlandırarak yaşadığı için.Başka umutlara başka hayatlara yeni kapılar açan istasyonlar bir çocuğun babasını arayabileceği ilk yerlerden biri belkide.. Yolculardan ya da çoktan geri dönüşü olmayan yoldan gitmiş biri neden olmasın ki bu kişi..
"yolcular ellerinde tek gidişlik bir bilet, henüz bilmeseler de hayat bundan ibaret"şarkıda beni etkileyen sözlerden biri. Eğer bir yere gidersen geri dönüş asla tam anlamıyla gittiğin yere dönüş olmuyor, aynı yolu takip etsen bile döndüğünde bulunduğun yer hep farklı oluyor. Önce sen değişiyorsun, yol boyu hayata yeni şeyler ekleyip hayattan yeni şeyler kazanarak.. Her adımda farklı biri oluyorsun, onun için hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. Bu küçük çocuk içinde hiçbir şey eskisi gibi olmamıştı 4 yaşında 'babam nerede?'sorusundaki cennet onun için bir plaj olmuştu cennet plajı koymuştu ismini. O da cennetin içinde mercanların arasında dolaşan küçük kavuniçi balıktı 6 yaşına geldiğinde ise onun tabiriyle büyümesi beklenmeden afiyetle yenmişti, hayallerini süsleyen cennet plajı otopark olmuştu.. Belki çoğumuzu etkilemesede bu durum küçük bir çocuğun hayal dünyasında hüzünlü bir kaybedişle sonlanmıştı, sonrasında onu arayabileceği en güzel yeri kendi içinde saklamıştı küçük çocuk, değişen hayatın her evresinde nerede olursa olsun içinde bir yerlerde hep ruhi olarak kalmıştı.
Eylül 2016

Seyda Kartal  yeni bir  gönderide  bulundu.

Eylül 2016

Seyda Kartal  yeni bir  gönderide  bulundu.

Eylül 2016

Seyda Kartal  yeni bir  gönderide  bulundu.

SELLUKA

1477
Egenin limon kokulu yasemin çiçeği olan selluka hem ezgisiyle hem de anlamıyla çoğumuzun kalbinde münhasır bir yer edinmiştir. Eylül geldiğinde açan eylülün hüznüne inat sevdiği dala sarılan bir çiçektir selluka. Çoğu aşk şarkısına yer edişide bu yüzdendir herkes sevdiğinin selluka sarılışından bir özlem edinmiştir kendine.Selluka zor bir çiçektir, bir bakıma sevdalı bir gencin bekleyişini anımsatır. Zordur bu çiçeği yaşatmak, tohumunu alacaksın, çürütmeden koruyacaksın. Sonra mevsimi geldiğinde toprağa dikecek, her gün çıktı mı, boyu uzadı mı, çiçek açtı mı diye nöbete duracaksın. Karşıyaka ve selluka takıntılı çok egeli vardır aramızda bende araştırdım bu nazlı çiçeği bir yorumda ne de güzel anlatmıştı paylaşmak istedim :'İlkbaharda geçirgen, kumlu, humuslu ve de yanmış doğal gübre ile hazırlanan toprak harç doldurulmuş saksılara tohumları dikmek, toprağı sürekli nemli tutmak (asla ıslak değil) aslında uzun ve sabır isteyen bir yolculuğun başlangıcıdır. Saksıları, yakıcı güneşten ve rüzgardan uzak bir yere koymuş ve tohumları çimlendirmeyi başarabilmişsen, sürgünün sarılacağı bir çıtada 50 cm kadar boylanması, haziran ortalarını bulabilir. Sabırlı olacaksın! .. Boylanma 50 cm kadar olunca; selluka kızı, daha büyük bir saksıya ya da bahçenin yukarıdaki koşullara uygun, tercihen güneye bakan bir yerine, şaşırtmak gerekir. Birinci yaz sonuna kadar selluka kızın serpilmesini seyretmekle yetineceksin... İlk yıl, o güzelim çiçeklerini görmeyi hayal etme...

Sonbaharda havalar soğumaya yüz tutunca kök çevresine saman veya benzeri bir malzemeyle doğal örtü oluşturmak ve selluka kızın taze gövdesini bir çuval ya da hasırla sarmak, soğuk çarpmasından korumak gereklidir. Dedim ya, kızımız çok nazlıdır...

İlk kışı atlatmış iseniz, önünüzdeki yaz sonu için heveslenebilirsiniz. Havalar ilkbahar sonlarında ısınmaya başlayınca, genç ve nazlı kızımız yeni sürgünlerini vermeye başlar. Özenle gübrelemeye ve dikkatle sulamaya devam... Güçlenip, çıtalara veya pergolelere sarılmaya başladıysa doğru yoldasınız demektir. Ağustos oldu hala çiçek yok, demeyiniz. Eylüle doğru kızımız ilk çiçeklerini verecek, sizi mutlu edecektir. Özenli bakımın, sellukanın gövdesi ağaçlaşıncaya kadar devam etmesi ve kışın dondan korunması şarttır...'
Böyledir selluka yetiştirmek başta bir heves sonrasında ise muazzam bir tutku ve aşk..


'Yağmur yağdı, gene damlar boyandı
Sellukalar uyandı
Yağmur yağdı, gene yıkandı kalbim
Aşk kapıma dayandı

Dilimde şarkılar, hepsi aşktan yakınır
Yüreğimde kuşlar, hepsi aşktan sakınır
Yar senin kalbin kırılmış, sözler sana dokunur
Ama bak aşk sende de var, gözlerinden okunur

Sen sen sen aşkı bilsen, başka bir dünyaya girsen
Sen sen sen aşkı bulsan, selluka gibi sarılsan'

kentyasam.com/izmirin-kaybolan-kokusu-y...
Bu güzel kokuyu gelecek nesillerin tatması ve asla kaybolmaması dileğimle. .
Ağustos 2016

Seyda Kartal  yeni bir  gönderide  bulundu.

Demis Roussos - Forever and Ever

Title: Forever and Ever Artist: Demis Roussos Album: Forever and Ever Track: 1 Year: 1973 Genre: Pop Ever and ever forever and ever You'll be the one That sh...
Ağustos 2016

Seyda Kartal  yeni bir  gönderide  bulundu.

Ağustos 2016

Seyda Kartal bir yanıta alt yorum yaptı

Evet bencede,sözleri aksam pencereden tatlı tatlı gelen bir esinti gibi :))
Ağustos 2016

Seyda Kartal  yeni bir  gönderide  bulundu.

Sezen Aksu - Ben Her Bahar Aşık Olurum

Söz : Aysel Gürel Beste : Selmi Andak Düzenleme : Atilla Özdemiroğlu Albüm : Ağlamak Güzeldir Yıl : 1981 Damarlarımda yine aşk var Gözlerim yine bir manalı B...
Ağustos 2016

Seyda Kartal bu yanıtı beğendi:

Bana mimarlıktan bahsedebilir misiniz? Üniversiteden mezun olduktan sonra iş bulmak kolay mı?

Mimarlık sevmeden yapılacak iş değildir. İnşaat ustası nasıl bedenini yoruyorsa sizin de kafanız o denli yorulur. Tüm gün oturup çizim yapmama rağmen eve dayak yemiş kadar yorgun dönüyorum. Ama bu işlerle uğraşmayı sevdiğim için ertesi gün yenilenmiş bir şekilde işe gelebiliyorum. Ha illa ki isyan ettiğim of puf dediğim zamanlar oluyor ama o da her işte her meslekte oluyordur herhalde; sonuçta iş bu, zil takip oynamıyoruz. Severseniz ömür boyu mutlu olursunuz, sevmezseniz zindan gibidir benim fikrimce.
Ağustos 2016

Seyda Kartal bu yanıtı beğendi:

Bana mimarlıktan bahsedebilir misiniz? Üniversiteden mezun olduktan sonra iş bulmak kolay mı?

Açık açık yazmak lazım öyle ise. Düşmanıma tavsiye etmem mimarlığı. Okuması zordur. Okulda ilk dönemin sonu gelmeden bölüm değiştirmeyi, tekrar sınava girip başka tercih yapmayı göze alırsınız. çoğu zaman ödevleri yaparken; sınavda bu kadar çalışsaydım zaten istediğim bölüme girerdim, ne bölümü derece bile yapardım; derken bulacaksınız kendinizi. Allahım 20 yaşına kadar ne günah işlemiş olabilirim ki bana bu bölümü reva gördün diye de söleneceksiniz çoğu zaman (hatta okul bitip de çalışmaya başladığınız zaman da). proje dersleri sırasında günün sonunda "ee ne yapcam ben şimdi, hoca ne demişti ki, hiçbir şey anlamadım ki sölediklerinden. şimdi merdiveni değiştiriyim mi değiştirmeyeyim mi, giriş doğru muydu acaba, kütleyi çevir mi dedi, çevirme mi dedi. halbuki osmanın projesine çok benziyo, ona hiç kızmadılar, bana bir sürü konuştular." diye içinizden konuşurken kırtasiyenin kapısında bulacaksınız kendinizi. kırtasiyeden çıakrken de yüklüce bir meblağ içeride kalacak. maket kartonu, kalemi, kağıdı, çıktısı bir dünya para tutacak çünkü. Üstelik bir kere de değil neredeyse her hafta uğrayacaksınız o kırtasiyeye. Sizin projenizi sizden daha çok bilir hale gelecek, bilgisayarın başındaki kız. Sonra bir an gelecek (ne zaman olacağını asla bilemezsiniz, okurken de, mezun olduktan sonra da, tamamıyla sizinle alakalı ve de kendiliğinden olacaktır) önünüze bir kavşak çıkacak. Mimarlığı yaşam tarzınız yapacak bir yol veya mimarlığı sadece mesleğiniz yapacak bir yol. şayet ki ilk yolu seçerseniz, tasarımını yaptığınız binanın fonksiyon şemasını çözmek için başladığınız araştırma sırasında proje örnekleriniz incelemekle başlamışken, elinizdeki kitabın Jung'ın seçme yazıları olduğunu fark edeceksiniz. Kafede herkes muhabbet ederken, asmatavan detaylarını incelerken bulacaksınız kendinizi, çektiğiniz pek çok fotoğrafta siz olmayacaksınız, sokaklar evler olacak, meslek dışında sohbet etmediğinizi, eninde sonunda mutlaka konunun mimarlığını geldiğini fark edeceksiniz. Ekonomiden, inşaattan, sosyolojiden, psikolojiden, tarihten... türlü türlü konu başlığı altında en az 3 cümle kurabilir hale geleceksiniz. Zaman merfumu kaybolacak, aklınızda her daim bir eskiz, bir plan olacak. O yaşınızdan sonra yazı stiliniz değişecek. Defterleri, kağıtları, kalemleri, bilmumum kırtasiye malzemelerini çok sever olacaksınız. Buraya kadar yazılanlar sizi sıktıysa, çekici gelmediyse zaten kavşakta 2. yolu seçeceksiniz demektir. O halde acı ama gerçek bu mesleği seçmeyin. Aynen de şu an düşündüğünüz gibi bu meslek yapana acı çektiren, çektirdiği kadar da zevk veren(!) bir meslektir. Önünüzde açacağı ufku başka bir meslekte bulamayabilirsiniz. Tek şartı vardır, çok seveceksiniz. Mimarlık para kazanmak için, iş bulma sıkıntısı çekilmeyeceği için seçilecek bir meslek değildir. Yer yer satırlar fazla duygusal olmuş, katılmayanı çok olacak bir yazı olmuş ama düzeltme yapmadan yayınladığımı ekliyim son cümle olarak
Daha Fazla

İlgilendiği KonularTümü

İkinci Öğretim

961 Kişi   9 Soru

Autodesk

110 Kişi   3 Soru

Autocad

306 Kişi   17 Soru

Intellicad

24 Kişi   0 Soru

Mimarlık

407 Kişi   138 Soru

Mimari Tasarım

516 Kişi   91 Soru

İç Mimarlık

277 Kişi   62 Soru

Coreldraw

54 Kişi   1 Soru

YÖK (Yüksek Öğretim Kurumu)

618 Kişi   16 Soru

Öğrencilik

2315 Kişi   123 Soru

Sinema

3222 Kişi   300 Soru

Yaşam

1214 Kişi   398 Soru

Beklenti

20 Kişi   13 Soru

Kaygı

120 Kişi   20 Soru

Müzik

2950 Kişi   473 Soru

Aile Yaşamı

55 Kişi   30 Soru

Yalnız Yaşam

32 Kişi   12 Soru

Müzik Grupları

380 Kişi   65 Soru

Yabancı Müzik

341 Kişi   44 Soru

Klasik Müzik

119 Kişi   26 Soru

Etnik Müzik

27 Kişi   2 Soru

Pop Müzik

19 Kişi   7 Soru

Klasik Caz

8 Kişi   2 Soru

Evanescence

7 Kişi   1 Soru

Şarkılar

147 Kişi   66 Soru

Caz

4 Kişi   1 Soru

Karl Marx

25 Kişi   5 Soru

Hümanizm

14 Kişi   3 Soru

Edebiyat

972 Kişi   203 Soru

Kitap Önerileri

705 Kişi   78 Soru