Bilmek istediğin her şeye ulaş

Adada yaşamak nasıl bir duygu?

Çocukluğumda bir sene kadar Burgaz Ada'da yaşamıştık. Aslında anlatılmaz yaşanır deyip geçmek lazım ama nefis bir duygudur.

Zaten adaya gidiş gelişin keyfini herkes bilir, sürekli bir tatil rüzgarı eser o ada vapurlarında... Vapurdan inip eğer iskeleye uzak bir yerde oturuyorsanız faytona binersiniz. Bir de benim o zaman olduğum gibi afacan oldunuz mu faytoncunun yanında atın uyumlu adımlarını dinleyerek, dansvari yürüyüşünü seyrederek gidersiniz eve kadar.

İnsana huzur veren sağlı sollu yemyeşil ve rengarenk çiçekli daracık ada sokaklarında yürürken ya da faytonla giderken o kekik ve diğer yaban baharlarının kokusunun faytonları çeken atların pisliğinin kokusu ile harmanlanması insanı her türlü kötü düşünceden uzaklaştırır, içsel bir dinginlik verir. Hele yağmurdan sonra o çam ormanından yükselen koku anlatılmaz koklanır.

Bütün evler alçak yapılardır, bir ev bir evin önünü kapatmaz, adanın dik yamaçlarında, ister İstanbul'a bakın ister Marmara'ya manzara nefistir. Ada insanı da bildiğimiz İstanbul insanından çok farklıdır. O güzelliğin, dinginliğin içiende yaşayan adalılar, ılımlıdır, mülayimdir, agresyondan uzak keyifli insanlardır.

İskele meydanından sağa doğru hafif bir yokuş çıkar, adının nereden geldiğini bilmediği Kalpazankaya'ya kadar gidebilirsiniz o yolu takip ederseniz. Kalpazankaya'nın tepesinde mütevazi bir restoran vardır. Orada tandır yemek bir başkadır. Bu yaşımda gittiğimde artık yanında rakı da içiyorum. Manzarası çok güzeldir, restoranda bir de oturan Sait Faik vardır, heykel tabii.

O restoranın benim için diğer önemli özelliği ise ilk sarhoşluğumu orada yaşamış olmamdır. Leş gibi sıcak bir günde denizden çıkıp susamış olarak o restoranda arkadaşlarıyla oturmuş yeyip içen babama gidip su istemiştim, dinlememişti tabii, ben de masada buz gibi saydam bir sıvıyla dolu olan su bardağını kafaya dikmiştim, dikmiştim demişken, o hararet ve sıvının buz gibi olmasından dolayı gerçekten dikip bitirmiştim. Neden sonra içindekinin votka olduğunu söylediler ama ertesi gün. O gün artık hiçbir şey dinleyecek halim yoktu. Etraftaki bütün çocukları da peşime takarak en deli oyunları oynamıştım. En delisi de kafamıza etraftan bulduğum hasır bir matı alıp altına sıra sıra dizilip tırtıl gibi koşmamızdı. Deli diyorum çünkü o sarhoşlukla matla gözlerimi de kapamış ve restoranın kenarında 2m kadar aşağıdaki içecek deposuna düşmüştüm. Neyse ki basamak basamak içecek kasaları vardı onların üstünden yuvarlanarak yumuşak düşmüştüm hiçbir şey olmamıştı ama o günün gerisini hatırlamıyorum :)

Restoranın altındaki yamacı iner, adanın tek mütevazi plajsısına ulaşırsınız. Büyük bir kaya vardır orada suyun 2-3 metre içinde, hep o kayanın "Kalpazankaya" olduğunu hayal etmiştim, deniz anaları kuruturduk çocukken üstünde, ne vahşiymişiz. Hemen oradan suya dalarsınız yine 2-3 metre ileride suyun altında bol bol midye ve deniz kestanesi toplayabileceğiniz bir kaya vardır. Çocukken oradan midye ve kestane toplar, hemen oracıkta plajda topladığımız kozalaklarla ufak bir ateş yakar ve orada bu lezzeti daha önce tatmış öncekilerin bıraktığı bir teneke üstünde topladıklarımızı kızartıp afiyetle yerdik. Adanın, o plajın bir nevi geleneğiydi arada midye be kestane kızartıp yemek.

Yaz sonlarına doğru yabani kocayemişler tatlanır ve sulanırlar, dalından koparıp yerdik onları da.

Kışları sobada yakmak için üç erkek kardeş elimizde bir karton kutu ormana gider ve kozalak toplardık. Dönüş yolunda da o kutudan çıkan akrep ve çıyanları sayardık Tabii çocuktuk, yakaladığımız akrepleri öylece salmazdık. Vahşi deney yapılmalıydı, hemen kuru çam iğnelerinden bir çember yapılır, akrep ortasına konulur ve çember ateşe verilirdi, akrepler ateşten çemberin ortasında kalınca kendilerini sokup gerçekten öldürüyorlar. Erkek çocuklarının vahşeti bununla da bitmiyor tabii, yoğurt kaplarıyla bol bol olup ortalıkta gezinen kertenkeleleri yakalamaya çalışırdık, hayvanları nadiren yakalayabilirdik ama kuyruklarını bırakıp kaçtıklarına defalarca şahit oldum.

O civarda evlere belediye suyu verilmezdi o zamanlar. Her hafta bir su tankeri gelir evimizin altındaki sarnıcı doldururdu. O su oradan kapalı devre bir tulumbayla çatıdaki su deposuna çekilir ve o depodan kendi basıncıyla akıtılarak kullanılırdı. Yazın sadece sıcak su kışınsa sadece buz gibi su olurdu. Sanırım, hatırladığım kadarıyla, pompalama esnasında musluğu açtığınızda sarnıç ve depodan karışık su da alabiliyordunuz ama bunun için de tulumbayı su alma esnasında çalıştıracak biri gerekiyordu.

Farkındayım, hikayem biraz sürreal oldu ama o zaman hayat şimdiki şartlara göre zaten sürrealdi. 70'lerin başlarından bahsediyorum. Bırakın İnternet'i, bilgisayar'ı, cep telefonu hatta normal telefonu, televizyon bile yoktu ülkede de bizde de. Hatta orada yaşarken evimizde radyo bile yoktu. Elektriğimiz vardı ama o da sadece akşamları ışık vererek bize hizmet ediyordu. Belki duyanlarınız olmuştur bazı yaşlılar ışığın kapatılması ya da açılmasını istediklerinde elektriği, ya da cereyanı kapat derler, bunun nedenini de açıklamış olduk, elektrik bizim için Edison zamanında olduğu gibi sadece ışığı ifade ediyordu.

Neyse bu konuyu da sevdim, çocuk gözünden adada yaşamaya bugünlük bu kadar hoşça kalınız, yarın yine gelirim darılmayınız.
  • Paylaş
O kadar çok ada çeşidi var ki hangisini cevaplasam bilemedim ama birkaç örnek verebilirim:

X Olmak Nasıl Bir Duygu
Çok zenginseniz böyle bir yerde yaşamanız mümkün. Helikopterinizle yada süper yatınızla buraya gelip sonsuza kadar bitmeyecek olan paranızla burada yaşayabilirsiniz. Her sabah gazetenizi, ekmeğinizi ve yumurtanızı marketçi küçük çocuk jet skisiyle getirecektir. Hizmetçi durumu opsiyoneldir. Güzel bir duygudur aslında. Hollywood'dan arkadaşlarınızı çağırıp barbekü partileri yapabilir, canınız sıkıldıkça balığa çıkabilirsiniz. İstediğiniz herşeyi bu adada yaşayabilirsiniz ki bu bu mükemmel bir duygudur.

X Olmak Nasıl Bir Duygu
İsyan ettiniz herşeye neresi olursa giderim dediniz ve bu adaya geldiniz. Yaşamak zordur çünkü tek yiyeceğiniz balıktır. Akşamları serin olur böcek olur. Çadırınız rüzgara ne kadar dayanır bilinmez. Kışın çok çetin geçer. Hayatınızda kısa süreli bir survivor yaşayabilirsiniz ve çok geçmeden geldiğiniz yere dönmek istersiniz.

X Olmak Nasıl Bir Duygu
Gelelim Büyük Ada'ya. Şehrin gürültüsünden uzak, nezih, temiz ve yaşanılacak bir yerdir. Bir bisikletiniz olur yada ufak bir motorunuz. Her yere kolaylıkla ulaşırsınız. Güzel komşuluklar kurarsınız. Yazın denize girersiniz. İşinize arabayla değil vapurla gidersiniz. Yolculuk sırasında iki de çay içersiniz. Bazen bir daha hiç görmeyeceğiniz insanlarla muhabet edersiniz. Kısacası güzeldir adada yaşamak ama bu ne tarz bir adada yaşayacağınıza bağlı.
  • Paylaş