Bilmek istediğin her şeye ulaş

Sizce asgari ücret uygulaması verimlilik, hakkaniyet ve çalışan hakları açısından uygulanmalı mı yoksa kaldırılmalı mıdır?

Yani aslında söylemek istediğim asgari ücret gerekli bir durum mu olması gerekirse neden? Eğer olmaz ise neden ? Çalışanlar açısından faydalı mıdır? Çalışanı korur mu? Yoksa zararına mıdır?Düzenle

Asgari ücret uygulaması, tamamen devletin ihtiyacı olan parayı merkez bankası denen tefeci özel anonim bir şirketten borç alarak ekonomiye sokmasının doğal sonucudur. Devletin aldığı bu borç faizlidir ve bu borcun geri ödeme vakti gelince devlet, vergi artırmak yoluyla bu parayı borç aldığının daha fazlası olarak piyasadan çekmek zorundadır. Daha açık bir ifadeyle örneğin; devlet borç alıp piyasaya 100 TL sürdüyse bunu vergi artırmak yoluyla faizli şekilyle 200 TL olarak geri toplamak ve merkez bankasına ödemek zorundadır. Bu ise matematiksel olarak asla mümkün değildir. Çünkü matematikte asla 100' den 200 çıkmaz. Teorik formüle göre çıkmasına çıkar, fakat sonuç -100 olacaktır. Bu -100 ise ekonomide borç demektir. Yani devlet, Merkez bankasından aldığı 100 TL lik borcu halktan 200 TL olarak asla toplayamaz. Çünkü hiç var olmayan bir şey teknik olarak asla geri alınamaz. Bu faizdir ve doğanın kanununa aykırıdır. Devlet borç aldığı 100TL'nin de hepsini toplayamaz. Toplayacak olsa piyasada tek bir banknot para bile kalmaz, bu ise sosyal patlamaya sebep olur, devlet bunu göze alamaz. Devlet bunun yerine piyasaya sürdüğü 100TL nin örneğin sadece 50 TL sini vergiyle toplayabilir ve merkez bankasına öder. Merkez bankası da, borç anlaşması gereği devletin ödemesi gereken 200TL nin sadece 50 TL sini geri alabildiği için, geri kalan 150 TL alacağını devletin hanesine borç olarak yazar. Türkiyede paranın üretim sistemi bu şekilde kurgulanmış. Peki bu sistem neden böyle? Çünkü devlet, cebimizdeki paranın sahibi değildir. Bütün telif haklarıyla cebimizdeki paranın sahibi, adına Merkez Bankası denen tefeci özel anonim bir şirkettir. Bunu sebebi ise, devletin 1931 yılında kendi çıkardığı bir kanunla adeta bir enayi gibi para basma yetkisini yabancıların kurduğu TC. Merkez Bankasına vermiş olmasıdır. Bu tam bir enayiliktir, aptallıktır. Herkes kağıt paraların sol üst köşesinde "Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası" ibaresinin yer aldığını görür ve bilir. Ancak o ibarede herkesin gözden kaçırdığı bir ayrıntı gizlidir. Orada Türkiye Cumhuriyeti yazmak yerine sadece "Türkiye Cumhuriyet" ibaresi yer alır. Yani cumhuriyet kelimesinin sonunda (i) harfi yoktur. Çünkü Türkiye cumhuriyeti ibaresi devleti ifade eder ve hiç kimse bu ifadeyi kendi şirketi, dükkânı veya işletmesinin tabelasında kullanamaz. Merkez bankasının adındaki "Türkiye cumhuriyet" ibaresinin kullanılması, bu bankanın özel şahıslara ait olduğunun ifadesidir. Bankanın kurucularının özellikle Türkiye Cumhuriyet ifadesini seçmelerindeki niyet ise, bu bankanın halk nazarında devlete aitmiş gibi bir algının oluşması içindir. Bu ismi herkes kendi iş yerinin, dükkânının tabelasında kullanabilir. Çünkü ifadenin sonunda (i) harfi olmadığından bu ifade devleti temsil etmez ve yasak değildir. Gelelim Asgari ücrete…



Yukarıda anlattığımız borç döngüsü örneğinde piyasadan çekilen 50TL’lik bir paranın olduğunu söylemiştik. Piyasadan çekilen bu 50 TL, piyasada 50 TL lik bir açık ve ihtiyaç ortaya çıkarmaktadır. Daha açık ifadeyle, örneğin piyasada 500 TL lik bir paraya ihtiyaç varsa, piyasada var olan bu 50 TL ekonomideki bu ihtiyaca cevap verememekte ve ticareti zorlaştırmaktadır. Piyasadaki eksik para, işverenlerin de işlerini zorlaştırmaktadır. İşveren ürettiği malı piyasadaki kısıtlı paraya kolay kolay satamadığı için çok para kazanamamaktadır. Üstüne bir de işçilerinin sigortasını devlete ödeme yükü vardır. Tüm bu zorluklar doğal olarak işçi ücretlerinin de düşük olmasına sebep olmaktadır. İşverenlerin ürettiği mallar, piyasadaki para kısıtlı olduğu için nakit parayla satın alınamamaktadır. Bu aşamada ise devreye kredi kartları girmektedir. Yani devletin merkez bankasından aldığı borç paranın plastik bir kartla yapılan şekli… İnsanların cebinde nakit olmadığı zaman alış verişlerini mecburen kredi kartları ile yapmaktadırlar. Kredi ise, hiç var olmayan yani hiç basılmamış bir kâğıt paraya borçlanmaktır. Her basılan paranın kendisi de borç olduğu için, borç kendi borcunu asla ödeyemez. İşte bu yüzdendir ki, insanların kredi kartı borçlarını aksatmalarının sebebi onların tembelliğinden ya da sözlerine veya borçlarına sadık olmamalarından dolayı değil, aksine sistemin matematiksel olarak hiç var olamayan bir paraya borçlandırmak üzere kurgulanmış olmasındandır. Yani insanları kredi borçlarını ödemekte zorlayan faktör borca sadakatsizlik değil, piyasadaki kısıtlı paranın hiç var olmayan bir paranın borcunu ödemeye çalışmaktaki matematiksel imkânsızlıktır. Devletin işverenlerden topladığı sağlık sigortası sistemi de bu soygunun bir sonucudur. Devlet işçiyi düşündüğünden dolayı onun sigortalı olmasını istiyor değildir. Devletin niyeti, bankalara dolayısıyla merkez bankasına olan borcun bir şekilde halktan vergi ve kesinti yoluyla toplama zorunluluğudur. Farz edelim ki bir işçi çıkıp ta patronuna; ben sigorta falan istemiyorum, can benim canım hastalanırsam öleyim bundan devlete ne? Devlet buna ne karışır? Sigortama vereceğin parayı direk benim ücretime ekleyip bana ver dese, o işçinin bu isteği patron açısından bir şeyi değiştirmez. Patron aynı miktardaki parayı yine ödemiş olur. Değişen şey sadece devlete değil de işçisine ödeyecek olmasıdır. Oysa devlet bunu asla kabul etmez. Devlet burada bir haydut gibi davranarak herkesi zorla sigortalı yapmaktadır ve herkese hastalanmadığı halde sağlık gideri ödetmektedir. Başta söyledik ya, devlet merkez bankasından aldığı faizli borcun bir kısmını çeşitli bahane ve gerekçelerle söke söke topladığı vergilerle/ kesintilerle geri ödeme yöntemini seçmiştir. Faizli sistem devleti bu resmi zorbalığa itmektedir.

Eğer devlet, parayı borçlanmaktan vaz geçip te parayı kendi basıp piyasaya sürmüş olsa bu sıkıntıların hiç biri yaşanmaz. Parayı devletin bastığı bir ekonomide mal ve hizmet miktarı kadar para var olacağından dolayı, işverenler ürettikleri malların tamamını satabilme imkânına kavuşacaklar ve daha fazla üretim yapabilmek için daha çok işçiye ihtiyaç duyacaklar. Daha çok işçiye olan ihtiyaç ise, işçilerin kıymetini ve değerini artıracaktır. Bir işveren bir işçiye 2000 TL teklif edip onu çalıştırmak isteyince, başka bir işveren de o işçiye 3000TL teklif edecektir. Bu rekabet ise işçiye ücret seçme özgürlüğü getirecek, kim daha fazla ücret teklif ederse işçi onunla çalışacaktır. Yani işçi iş arayan değil, aciliyetle aranan kişi olacaktır. Aranan kişi olmak işçiye ücret seçme ve belirleme hakkını da verir. Görüldüğü gibi, parayı devletin kendisi basmayıp bir bankadan borçlanması beraberinde faizi getirdiğinden dolayı para kısıtlı oluyor ve bu da işçiyi işverene mecbur ve köle ediyor. Oysa yine görüldüğü gibi, parayı devletin kendisinin bastığı ve piyasaya sürdüğü bir ekonomik sistemde, üretilen malın miktarı kadar para var olduğundan dolayı, üretici yani işveren ürettiği malı hemen ve rahatlıkla satabileceğinden, daha çok üretim yapmak isteyecektir. Bu da daha çok işçi almak zorunda kalacak demektir. Bu aciliyet ise kaçınılmaz olarak işçinin yararına olacaktır.

Evet, bütün mesele faizli sistemi devam ettirip ettirmemekten kaynaklanıyor. Ekonomistlerin dayattığı gibi faiz bir zorunluluk ya da olamazsa olmaz değil, sadece kötü bir tercihtir. Faiz, matematiksel yapısından dolayı doğanın kanunlarına aykırıdır ve faizsiz sistem doğanın gereğidir. Bütün dünyanın faizli ekonomik sistemde devam etmesinin sebebi ise sadece ekonomi derslerinde faizi olmazsa olmaz gibi yanlış bir kabulle öğrenip, benimsemekten kaynaklanmaktadır. Yani faizli sistemi devam ettiren devletler yanlış bir şartlanmanın kurbanıdır… Faiz kalktığında dünyadaki bütün sıkıntıların aslında sadece gereksiz bir zulüm olduğu görülecektir.
  • Paylaş
Ekonomist değilim ama ya kaldırılmalı yada hayatın her alanında azami sınır gibi bir uygulama konulmalı yoksa dengesizlikten herkes durumunu kabullenerek yaşamaya devam edecek. Dolayısıyla haksızlık sürüp gidecek. Sosyal devlet ilkesine ters yani.
  • Paylaş
1

Serkan Aydın, Adem bey, asgari ücret bir kader değil ve ekonominin bir gereği değil. Tamamen, faizi esas alan yanlış bir para basma yönteminin tercih edilmesinin bir sonucudur. Faiz kalktığında asgari ücret tarihe karışır. Bu matematiksel olarak böyledir. Faiz, piyasadaki parayı bankalara topluyor ve piyasada para kısıtlı olunca herleyin bedeli pahalı oluyor, bu da kötü bir sonuç olarak işçiliği ucuza getiriyor. İşçilik ucuzlayınca fazla maaş verilemiyor işte buna asgari ücret diyoruz.

Ekonomiden anlamam ama asgari ücret işverenden çok işçinin haklarını garanti altına alır. Bu asgari ücret uygulanmayan Avrupa'dan tecrübem. Eğer asgari ücretlik işlerde de fiyat serbest belirlenebilseydi eminim ki o işleri asgari ücretten de ucuza yapacak birileri bulunurdu ki bulunduğuna da şahidim. Her kör atın bir kör alıcısı olacağı gibi her düşük ücretli işin de bir düşük ücretli talibi olacaktır.
  • Paylaş
Sonraki Soru
HESAP OLUŞTUR

İstatistikler

406 Görüntülenme4 Takipçi3 Yanıt

Konu Başlıkları