Bilmek istediğin her şeye ulaş

Atatürk bir süre daha yaşasaydı Türkiye daha çok gelişebilir miydi?

@zlmylmz 'a katılıyorum. Her ne kadar - ben de dahil - Atatürk'ü sevenler farklı düşünmek isteseler de Tarih bilimini, bir bütün olarak düşünmek gerekiyor. Aksi halde bir parçasını değiştirirseniz ortaya bambaşka bir tarih çıkar.

Kanımca burada odaklanılması gereken Atatürk yaşasaydı ne olacağı değil, O'nun ölümünden sonra ülkemizin neden ve nasıl bu günlere geldiğidir. İşte o zaman her şeyin göründüğü kadar basit olmadığını kavramaya başlıyor insan...
  • Paylaş

Kesinlikle daha çok gelişirdi. Temelimiz çok daha sağlam olurdu. Ondan sonra gelen bir çok siyasetçi ülkeyi beceriksizce yönettiler ve ülkeyi daha geriye götürdüler.

  • Paylaş

Tarih hocam, ''Şöyle olsaydı ne olurdu?'', ''X kişisi olmasaydı nasıl olurdu?'' şeklinde tarihteki olayları düşünemezsiniz ve doğru sonuçlara ulaşamazsınız demişti. Bence tarih olduğu gibi bir bütündür. Bu yüzden yaşandığı şekliyle tartışılmalı ve tarih bilimini varsayımlara dayandırmamak gerekli.

  • Paylaş
Evet tarih bilimi açısından öyledir, bütün tarihçilerin ortak ağzıdır aynı zamanda bu söylem, lakin burada tarih bilimi yapılmamakta. Soru şu; ''Atatürk bir süre daha yaşasaydı Türkiye daha çok gelişebilir miydi?''

Yani bir kabul yapılacak ve beyin fırtınasına benzer yorumlar gelecek, o ve sonrası dönemi farklı bakış açılarıyla algılamayı sağlayacak açılımlara kavuşulacak. Kıstası göçertmenin konuya faydası yok.

Bilinen anlamıyla Atatürkçüyüm. Bunun yanında, -belki de Atatürkçülüğümden emin olduğumdan dolayı, konuya daha fanatiklikten uzak yaklaşabiliyorum zannımca. Tabi bunun için ortamdaki herkesin ''Atatürk bu ülkenin kurtarıcısıdır, bu millet Atatürk'e çok şey borçludur.'' ortak zemininde buluşan insanlar olması gerekiyor, yoksa direk baltayı çıkarıp savaş moduna geçiyorum(-uz).

Kurtuluş Savaşı ve sonrasındaki dönem, olağanüstü bir dönem.. Bir topyekün savaş, var olma yok olma noktasında yürütülen seferberlik, bütünüyle bir devrim.. Dolayısıyla kendi koşullarında değerlendirilmeli, var olan algılarla yargılamak yanıltıcı olacaktır. Bu olağanüstülüğün kendisi, amacı uğruna, amaçladıklarına aykırı hareket etmiş de olabilir. Ne gibi, bir zorba kral ve çocukları var. Bu hanedana bağlı da bölgesel derebeylikler var. Kast sisteminin anahtarı hanedan. Hanedanı yok etmeden bir cumhuriyet kurmak sadece boş bir hayalse, başlatılan devrimde, ne bileyim halk ayaklanmasında, tüm hanedanın öldürülerek cumhuriyetin en gerek yeter şartı sağlanır da, maksat hasıl olursa, uzun yıllar sonra cumhuriyetin ve demokrasinin kazanımlarıyla çok daha üst seviyeler ulaşmış, yargıları gelişmiş aynı halk, o dönemi sorgularken, hanedanın öldürülmesini bir canilik olarak nitelendirmez, ya da sadece bu olayın devrimin tamamını gölgelemesine müsaade etmez. Osmanlı Padişahlarının tahta çıkınca tüm kardeşlerini katletmesi gibi..

Şuraya varmak istiyorum, o dönem o dönem içinde ve kendi koşullarıyla değerlendirilmeli.. Çok farklı cevapları var sorunun ama ben şeytanın avukatlığına soyunarak diyorum ki, Atatürk tam zamanında ölmüştür. Zira devrim gerçekleşmiş, kısa vadeli sosyal ve ekonomik hedeflere ulaşılmış, lakin orta ve uzun vadeli hedeflerin o kadar da kolay olmadığı ortaya çıkmaya başlamıştı. Çünkü sanayi yoktu, sermaye yoktu. Daha bunlar için çok uzun yıllar gerekiyordu. Hattı zatında 7 sene daha yaşasaydı 2. Dünya Savaşının zor yılları yaşanacaktı. Bu da tüm orta ve uzun vadeli hedeflerin alabildiğine ötelenmesi anlamına geliyordu. Hatta bu zorluklar belki de cumhuriyete maledilecek ve belki de geri-devrim yaşanabilecekti. Osmanlı hanedanı hala ayaktaydı.

Yani Atatürk tam zamanında öldü ve ölümüyle devrim dönemini kapattı. Ölümüyle tabulaştı ve devrim kurallarının da tabulaşmasını sağladı. Bu da uzun bir sindirme (hazmetme) dönemine imkan sağladı. Sonrasında oluşan hatalar, hep sonrasında gelenlere maledildi, her ''O yaşasaydı böyle olmazdı.'' ile devrime sağlam bir çivi daha çakıldı. 1945 sonrası, Dünya Savaşının etkileri 15 yıl daha sürer, birinci spazm 1960 da ikinci spazm 1980 de geçirildi.

Yani aslında bu ihtilaller, halkın kendiliğinden üretmediği tepeden inme devrimle getirilen zorlama medeniyetin spazm dönemleridir. Sosyal dönüm noktalarıdır. Sadece ihtilal olarak bu dönemleri ele almak cahilliktir, kolaycılıktır, saptırmadır. 1980 Özal'ı yaratmış ve 60 yıldır sağlanamayan sanayi ve sermaye, artık elde edilmiştir. Okuyun Koç' un hayatını fabrikalarını..1980 sonrası başlar her şey, öncesi boştur.

Üçüncü spazm ise içinde bulunduğumuz dönemdir. Hala o isme duyulan saygıdan dolayı açık açık ifade edilemese de, tam olarak Atatürk devrimlerine yıllardır gösterilemeyen tepkidir. Bu tepkide aslında asker, Atatürk' ün Avatarı'dır. Avatar üzerinden Atatürk devrimleriyle hesaplaşılmaktadır. Zaman zaman ikinci adam İnönü de Avatar olarak kullanılmaktadır. Borsada ve sosyonomide buna tepki dalgası denir. Yani git gide daha da küçülen dalgalarla, dengeye ulaşılacaktır. İlk dalga tüm karşıların ittifakıyla ortaya çıkmıştır. Yıllardır söylenemeyenler söylendikten ve tarihle hesaplaşıldıktan sonra, her şey normalleşecek ve müteakip dalga başlayacaktır. İçinde bulunduğumuz dalga Özal zamanı başlayan dalganın nihayetlenip, devlet kurumlarının bu dalgayla çatışmasının düzeltildiği, ve aynı esaslarla bu dalganın üzerine binerek başlatılan, yeni sosyal ve ekonomik bir dalgadır. Yazılırsa yeni anayasa ile, Atatürk döneminin tüm tepeden inmelik dönemi fiilen bitecek, ve en başında olması gerektiği gibi, -maalesef kendiliğinden gelişmeyen, halk kendi yönetim biçimini sıfırdan yeniden yaratacaktır.

Evet, bu sosyal spazm sonucu gelişen ortak tepki hareketinde baskın ve başat görüşün pek sevdiklerimizin içinden gelmemiş olması bize antipatik geliyor, ve evet ara sıra popülizm uğruna içinden geldikleri kitlenin ağzını da kullanıyor ve hepimizi ayar ediyorlar, lakin ben objektif analiz yapılırsa tespitimin görülebileceğini değerlendiriyorum.

Buyrun burdan yakın, hadi bakalım :)
  • Paylaş
Sonraki Soru
HESAP OLUŞTUR

İstatistikler

1141 Görüntülenme9 Takipçi4 Yanıt