Bilmek istediğin her şeye ulaş

Birisinin dini inancınızı saçma bulması sizi rahatsız eder mi? Neden?

dünya tarihinde bir hamam böceği kadar geçmişi olmayan ey insan evladı ister inan, ister inanma Allaha.

okyanustaki bir damla kadar bile kapladığın alan yok bütün evrende. sanıyorsun senin etrafında dönüyor yıldızlar.

lan hiç tuvalatte ne kadar savunmasız ve iğrenç olduğunu fark etmedin mi?

neyin peşinde geçecek zavallı 70-80 yılıık ömrümüz. öyle ayada böyle dinli yada dinsiz tüketeceksiniz bu ömrü gerisi böceklere yem olacak bir ceset parçası.

 

Yani demem o ki, Ey böcek kadar geçmişi olmayan neslin temsilcileri, var ile yok u aynı kefeye koyup tartışmak gereksizliğin önde gideni.

  • Paylaş
Bende senin saçma bir insan olduğunu sana söylesem sen rahatsız olurmusun... bunu hakeret için söylemiyorum... sadece düşüncelerimi söylüyorum....
  • Paylaş
49

No Name, insanın saçma olamsı diye birşey olmaz. eğer benim bir görüşümü saçma bulursan bunu söyleyebilirsin. ben de senin görüşünü önemsiyorsam neden böyle düşündüğünü anlamaya çalışırım. görüşlerini tartarım. bakarım sen haklıysan ve haklılığını kabul eder ve görüşümü değiştiririm. eleştirin aklıma yapmazsa görüşümü savunmaya devam ederim...

nemecesek, olur olur bal gibi olur, sen bak ne güzel saçmalıyorsun. ben de senin gibi düşünüyordumda, seni, görünce insanlarında saçma olabileceğine ikna oldum saol...

No Name, ay yerim ben seni. yaş kaç?

nemecesek, çok güzel hareketlerdenmi ezberledin bu espriyi...

No Name, hiç izlemedim...

nemecesek, yuh sana insan bi izler, dünyada ne var ne yok

No Name, işim olmaz...

nemecesek, sen bi hücrede falan tüm dünyadan izolemi edildin...

Mervey, ınanmadıgı bıseyı su anda savunmaya calısıyo gerı adım atmamak ıcın hepsı bu

No Name, manyak mısın arkadaş? aptal saptal komedi programlarını izlemiyorum işte. sana batan ne anlamadım?

nemecesek, valla saol mervey ağzımdan aldın...

nemecesek, terbiye sınırlarını bozma

Mervey, şıddete de egılımı var :)

nemecesek, bak sen sürekli insanlara hakeret ediyorsun...

No Name, ahahahah siz ikiniz kamera şakası falan mısınız?

nemecesek, boşver mervey bence bu adamla konuşmak pek sağlıklı değil...

nemecesek, el salla bilgisayara

No Name, hakeret değil hakaret. aynı kelime de 10 kere yanlış yazılmaz ki be...

nemecesek, şaka yaptık sana

Egemen Tahmilci, şiddete eğilim :) bak şimdi korktum da vinciden :)

nemecesek, bence el sallamıştır

No Name, korkun benden. sadako gibi monitörünüzden çıkarım. apışıp kalırsınız :))

nemecesek, çok soğuk espri anlayışı var

Egemen Tahmilci, sadako ne ya :D merak ettim bak şimdi bakiim bi googledan

No Name, Ring filminin orjinali Ringu var. japon filmi. ordaki karakter. yani Ring'deki Samara'nın orijinali aslında...

Egemen Tahmilci, Hmmm animeymiş heralde dimi googledan baktım da. Demek ki kopyamış ringde vay be

No Name, yok anime değil...

Egemen Tahmilci, hmm ok bir ara bulup izleim sağol

No Name, bu sırayla izlemek lazım...

No Name, önemli değil...

nemecesek, davinci nin kemikleri sızlıyor bence, başka bi nick bul kendine, adam dindar bi hiristiyandı çünkü....

No Name, dindar bir hristiyan olduğuna dair bilgim yok. dindarlığıyla ilgili birşey okumadım şimdiye kadar...

nemecesek, oku dostum öyle

nemecesek, hemde tevhid inancı olan bir hiristiyan...

No Name, dediğinin doğru olduğunu varsayalım. leonardo'nun özellikleri içinde en önemsizi budur. değerinden birşey kaybettirmez benim gözümde. hiç sorun değil yani...

nemecesek, bunu ona sormak lazım en önemsizimi değilmi...yada hayatını oku bir, onun için ne kadar önemli olduğunu anlarsın...

nemecesek, gerçekten kafanda sorular varsa bana sorabilirsin samimi olarak sana yanıt vermek isterim... amacım seni kırmak değil...

No Name, ahahahah komik adamısın ya. bana da vinci'nin dini yönüyle ilgili herhangi bir kaynak gösterebilir misin? bu adamın hayatı bilimle, çizimlerle, keşiflerle geçmiş. nerden çıkarıyorsun dini şimdi. komiksin ya. insanın kendi yalanına inanması kadar üzücü şey çok azdır...

nemecesek, Allah, ben insanı en güzel şekilde yarattım diyor... Bak senin hayran olduğun leonarda vinci, o üstün dehasıyla mükemmel heykel ve resimler yaparak, kendini dünyaya hayran bırakmış... İnsanlar onun dehasını eserlerine bakarak takdir ediyor, Peki hiç düşündünmü leonarda vinci nin sanatkarı kim....

nemecesek, Leonarda vinci tabi kide inançlı bir sanatçıdır, ama teslise ve Hz İsa (a.s.m), tanrılığı inancına karşıydı...

nemecesek, Zaten gerçek inancını eserlerinde yaptığı şifrelerle ifade etmeye çalışan bir sanatçıdır...

Hesap Silindi, adam daha nickinden bi habermiş yaw harbi -100 derim ben buna :)

No Name, Bir zahmet Leonardo da Vinci'yi araştırın ondan sonra konuşun. Dinle ilgili hiçbir şey bulamazsınız neredeyse. İnançlı olduğuna dair sağlam herhangi bir delil gösterebiliyor musun? Neymiş dini figürlerin resmini yapmış. Kimin yapacaktı? Çobanın mı? Tabiki herkesin ilgilendiği, bildiği, dikkat çeken figürlerin resimlerini yapacak. Böyle konik argümanlarla gelmeyin bana...

Hesap Silindi, yoruma bak bu nasıl bir sanat anlayışı herkes neyle ilgileniyorsa onun resmini yap :))))))))))))))))

asla etmez. işin içine hakaret, küfür, alay vs. karıştırmadığı müddetçe, tam tersine adam gibi tartışma zemini bile yakalanmış olur. benim için "saçma" hakaret değildir. buyursun desin, hak ve özgürlüklerimizi kullanalım sonuna kadar.
  • Paylaş
Birisi benim dini inancımı tartmaya kalkışırsa o insan artık hayatımda yer alamaz. Bana düşünceme yani inancıma saygı duymayan bir insandan ne bekleyebilirimki? Bundan rahatsız olmam diyen arkadaşlar bir daha düşünsün bence.
  • Paylaş
Birisini ateşe taptığı görseniz bu kişiye "sen ne ypıyorsun kardeşim "diyemezsiniz. Bu dine en büyük zarar verenler inanmayanlar ve inandık gibi yapanlar. Cenebı hak hazreti İbrahime "Ben o kuluma bana inanmadığı halde 70 yıldır rızkını veriyorum,sen bir kere veremedin" diyen bir yaratıcıya ister inanın ister inanmayın ister saçma bulun bu onun değerini düşürmez bende bu andan itibaren bu tür sorulara bir daha cevap vermeyeceğim.
  • Paylaş
1

Hesap Silindi, ben inanmıyorum diyene bende birşey demem elbette ama inançlarıma hakaret eder yada aşağılarsa elbette ses ederim neticede peygamber efendimiz bir yanlış görürseniz elinizle gücünüz yetmez ise dilinizle en olmadı kalbinizde soğuklukla düzeltmeye çalışın bu imanın ez zayıf halkasıdır demiştir yani inancıma saldırana ses etmemek gibi bir şansım yok

 birilerinin birilerinin dini inancını kendine dert edinmesi rahatsız eder
  • Paylaş
benim dinimden ona ne yaa
  • Paylaş
etmemeli herkesin kendine sonuçta
  • Paylaş
Çok merak Ettim ''Davinci'' Sen Hangi Dini İnanca Sahipsin ?
  • Paylaş
1

No Name, her hangi bir dini inanca sahip değilim. dini inancım yok...

dinlerde Respectable (Saygı ) önceliklidir. İşin özünde bütün dinler korkuları bastırmak amacı ile oluşturulmuştur. ineğe,danaya,maymuna,su,hava,toprak,güneş gibi herkes herşeye tapabilir. bulunduğu ortamın ihtiyaçlarına göre dinler oluşabilir. islamda arap yarımadasının şartlarına göre oluşturulmuştur. halen revize edilmemiş dinler arasındadır. herhangi bir kimse islama saçma olduğunu söyleyebilir. dolayısı ile karşılıklı anlayış, saygı dinlerin olmazsa olmazıdır.
  • Paylaş
Eder çünkü ben herkesin inancına saygı gösteririm ve benimkinede saygı gösterilmesini isterim.
  • Paylaş
Dinler kelimesini genel bir kavram olarak ele alarak sonrada toptancı yaklaşım sergilemek yanlış olur. Semavi dinler vardır, İslam, Hiristiyanlık ve Yahudilik gibi, ve diğer felsefi dinler vardır onları farklı kategoride değerlendirirsin. İslam revize edilmez, tosmak bey, semavidir vahiyle gelmiştir...Hiristiyanlık ve Yahudilik ise asliyetini koruyamadıkları için tevhidden uzaklaşmıştır...
  • Paylaş
DİN KELİMESİ Arapça kökenli bir kelime olan din sözlükte "örf ve âdet, ceza ve karşılık, mükâfat, itaat, hesap, boyun eğme, hâkimiyet ve galibiyet, saltanat ve mülkiyet, hüküm ve ferman, makbul ibadet, millet, şeriat" gibi çeşitli anlamlara gelir. Bugün Batı dillerinde din karşılığı kullanılan religion kelimesinin aslı Latince'dir ve "bir şeyi vazife edinmek, tekrar tekrar okumak, yapmak", ayrıca "insanları Tanrı'ya bağlayan bağ" anlamlarını içermektedir. Kelimenin bu iki anlamı dikkate alındığında religion kelimesi, hem insanları Tanrı'ya bağlayan bağ (iman), hem de belli bazı davranışları dikkatle yapmak (ibadet) gibi din kavramının iki temel niteliğini ifade etmektedir. Hinduizm'in kutsal dili Sanskritçe'de dharma, Budizm'in kutsal metinlerinin yazıldığı Pali dilinde ise dhamma din karşılığıdır ve "gerçek, doktrin, doğruluk, kanun, düstur" gibi mânalara gelmektedir. Her dinî kültürün din kavramını ifade etmek üzere seçtiği kelimelere ait anlamların ortak noktasının "yol, inanç, âdet, kulluk" olduğu söylenebilir. Bütün bu kelimeler, kökleri insanın iç hayatında bulunan ve semereleri çeşitli davranışlarla tezahür eden köklü bir fenomeni ifade etmeyi amaçlamaktadır. Kur'ân-ı Kerîm'de din kelimesi doksan iki yerde geçmekte, ayrıca üç âyette de değişik türevleri yer almaktadır. Kur'an'da bu kelimenin başlıca şu anlamlarda kullanıldığı görülür: "Yönetme, yönetilme, itaat, hüküm, tapınma, tevhid, İslâm, şeriat, hudud, âdet, ceza, hesap, millet". Kur'ân-ı Kerîm'de din teriminin, sûrelerin nâzil oluş sırasına göre kazandığı değişik anlamları şu şekilde sıralamak mümkündür: İlk dönem Mekkî âyetlerde bu kelime "yevmü'd-dîn" (din günü, hesap, ceza-mükâfat günü) şeklinde geçmektedir ve insanın, iman ve ameline göre hesaba çekileceği âhiret gününü ifade etmektedir (el-Fâtiha 1/4; ez-Zâriyât 51/6). Mekke döneminin ikinci yarısında ise artık, sorumluluk ve hesaptan tevhid ve teslimiyete geçilmektedir. Bu dönemdeki âyetlerde insanın sadece Allah'a ibadet etmesi, ona ortak koşmaması vurgulanarak dinin Allah tarafından konulan ve insanları ona ulaştıran yol olduğu belirtilmektedir. Bu dönemde "dînen kýyemen" (dosdoğru din), "millete İbrâhim" (İbrâhim'in dini) ibareleri aynı âyette yan yana geçmektedir (el-En'âm 6/161). Medine döneminde millet-i İbrâhim ve müslimîn kelimeleri bir arada geçmekte (el-Hac 22/78), tevhidden ümmete, kendisini Allah'a teslim edenler cemaatine geçilmektedir. "Dînü'l-hak" ifadesiyle muharref ve bâtıl dinlere karşı bu yeni dinin sağlam esasları belirtilmiş ve onun bütün dinlere üstün kılınacağı müjdelenmiştir (et-Tevbe 9/29, 33; el-Fetih 48/28; es-Saf 61/9). Yine Medine döneminde "Allah katında din şüphesiz İslâm'dır" (Âl-i İmrân 3/19; el-Bakara 2/193); "Kim İslâm'dan başka bir dine yönelirse, onun dini kabul edilmeyecektir, o âhirette de kaybedenlerdendir" (Âl-i İmrân 3/85) meâlindeki âyetlerle İslâm'ın diğer dinlere karşı üstünlüğü vurgulanmıştır. Mekke döneminde din kavramı: "Tarihin akışına ve tabiatın gidişine yön veren, zamana ve âleme hükmeden, dini ortaya koyan, hesap gününü elin-de tutan Allah'ın otoritesi" şeklinde özetlenebilecek bir muhteva kazanırken Medine döneminde bu muhteva genişletilerek "Kişinin Allah'a bağlı bir hayat sürdürmesi, müslüman topluluğuna karşı görevlerini yerine getirmesi; Allah'ın mutlak tasarruf ve hâkimiyete sahip olması" (el-Bakara 2/193; el-Enfal 8/39) gibi unsurlar da dinin muhtevasına katılmıştır. Kur'ân-ı Kerîm'de din kelimesi sadece müslümanların değil, başkalarının inançlarını da ifade etmek üzere kullanılmış olmakla birlikte, özel anlamda din kelimesiyle İslâm kastedilmiş (Âl-i İmrân 3/99); İslâm'la din âdeta eş anlamlı iki kelime telakki edilmiş ve bütün peygamberlerin getirdiği dinin İslâm olduğu ifade edilmiştir (Âl-i İmrân 3/85; en-Nisâ 4/125; el-Mâide 5/3; eş-Şûrâ 42/13).
  • Paylaş
Öte yandan Kur'an'da din kelimesi hem ulûhiyyeti hem ubûdiyyeti yani Tanrı ve kul açısından iki farklı anlamı ifade etmektedir. Buna göre din, hâlik ve mâbud olan Allah'a nisbetle "hâkim olma, itaat altına alma, hesaba çekme, ceza-mükâfat verme"; mahlûk ve âbid olan kula nisbetle "boyun eğme, aczini anlama, teslim olma, ibadet etme"dir. Netice itibariyle de din, bu iki taraf arasındaki münasebeti düzenleyen kanun, nizam veTanımı en zor kavramların başında din gelmektedir. Dini tanımlarken gerek geçmişte yaşamış gerekse günümüzde mevcut bütün inanç şekillerini kuşatan ve hepsinde müşterek esasları ifade eden bir tanım yapmanın zorluğu ortadadır. Dinin bütün dinleri içine alabilecek bir tanımı ancak din kavramının sınırları kesin bir şekilde belirlendikten sonra yapılabilir. Kapsamlı bir tarif için öncelikli olarak şahsî tecrübe yoluyla elde edilmiş olan dindarlık kavramını tahlil etmek ve elde edilen sonucu dinî gerçeklerle karşılaştırmak gerekir. Bütün zorluklarına rağmen yine de dinin çeşitli tanımları yapılmıştır ve bu tanımlar genelde tanımı yapanların kendi sübjektif görüşlerini yansıtmaktadır. Çağdaş Batılı ilim adamları tarafından dinin birbirinden farklı tarifler yapılmıştır. Bu tarifler büyük ölçüde ferdî tecrübe ile zihnî, hissî, taabbüdî ve içtimaî elemanlardan ibaret beş unsurun birini ya da birkaçını öne çıkararak yapılmıştır. Ferdî tecrübe dışında kalan mevcut bu dört unsuru şu şekilde açıklamak mümkündür: a) Zihnî unsur. İnsanın kendisinden üstün bir güç ve kudretin mevcudi-yetini zihnen kabulü. Tanrı kavramı veya çok genel ifadesiyle kutsal kavramı, bütün dinlerin özündeki temel unsurdur. b) Hissî unsur. Zihnen varlığı kabul edilen bu üstün güç ve kudrete karşı kalben duyulan bağlılık duygusu. c) Taabbüdî unsur. Zihnen varlığı kabul edilen, kalben kendisine bağlanılan yüce kudrete karşı bazı davranışları yapma yükümlülüğü. Buna davranış faktörü de denilmektedir ki çok genel olarak ibadeti veya kulluk gereklerini ifade etmektedir. d) İçtimaî unsur. Aynı zihnî, hissî, taabbüdî unsurları paylaşan insanların oluşturduğu sosyal grup. Dinlerde bulunan bu unsurların yanında, din bilimleri açısından dini oluşturan hususlar olarak kabul edilen ve bütün dinlerde bulunabilen unsurların başlıcalarını şu şekilde sıralayabiliriz: Tabiat üstü, insan üstü varlıklara inanç (Tanrı, melekler, cinler, ruhanî varlıklar gibi); kutsalla kutsal olmayanı ayırma; ibadet, âyin ve törenler; yazılı veya yazısız gelenek (kutsal kitap, ahlâkî kanunnâme); tabiat üstü, insan üstü varlık veya kutsalla ilgili duygular (korku, güven, sır, günahkârlık, tapınma, bağlılık duyguları gibi); insan üstü ile irtibat (vahiy, peygamber, dua, niyaz, ilham gibi vasıta ve yollarla); âlem ve insan, hayat ve ölüm ötesi görüşü, hayat nizamı; içtimaî grup (cemaat) ve bu gruba mensubiyet. Bazı dinlerde bunların hepsi, bazılarında ise sadece bir kısmı bulunur. İslâm bilginleri dinin tarifini, Kur'ân-ı Kerîm'de yer alan açıklamaları ve İslâm inançlarını göz önünde bulundurarak yapmışlardır. Buna göre hak dinin tarifi şu şekildedir: Din akıl sahibi insanları kendi tercihleriyle bizzat hayırlı olan şeylere götüren ilâhî bir kanundur.
  • Paylaş
İslâm bilginlerinin din tarifleri hak din için düşünülmüş dar kapsamlı tariflerdir. Bu tariflerde ortak noktalardan biri dinin ilâhî kaynaklı olduğunun vurgulanmasıdır. Buna göre gerçek din beşer kaynaklı olamaz. Yine bu tariflerde dinin akıl ve irade ile ilişkisi gösterilmiştir; bu da dinin bir akıl ve tercih konusu olduğu anlamını taşır. Nihayet dinin insanları özü itibariyle hayır olana yönelten bir kanun şeklinde tanımlanması dinin aynı zamanda bir aksiyon alanı olduğunu gösterir. Buna göre din, insanın kâinattaki varlıkları müşahede ederek duyular üstü ilâhî gerçekleri kavramasından ibaret görülebileceği gibi kişinin kendi çabasıyla ulaşamayıp, sadece vahiy kanalıyla elde edebildiği gerçekler İslâm inancına göre dini vahiy yoluyla bildiren Allah'tır; bütün gerçek dinler Allah'tan gelmiş ve safiyetlerini korudukları sürece yürürlükte kalmıştır. İlk insan aynı zamanda ilk peygamberdir ve kendisine bildirilen din de tevhid dinidir. Allah'ın varlığı ve birliği ile nübüvvet ve âhiret inancı bütün ilâhî dinlerde değişmez ilkeler olarak yer alır. Bundan dolayı Hz. Âdem'den Hz. Muhammed'e kadar bütün peygamberlerin getirdiği hak dinlerin ortak adı İslâm'dır. Ancak tarihin akışı içinde insanlar hak dinden uzaklaşmış ve beşerî zaaf neticesinde yanlış yollara, bâtıl inanç ve yaşayışlara yönelmişler, dinde meydana gelen bu bozulma ve farklılaşma sebebiyle Allah peygamberler göndererek insanları ya eski dinlerini aslî şekilde öğrenip uygulamaya çağırmış veya yeni bir din ve şeriat göndermiştir. Bu bakımdan İslâm'ın insan ve din telakkisi, insanın ve dinin evrim iddialarıyla bağdaşmaz. İslâm'a göre insan başlangıçta en güzel bir kıvamda yaratılmıştır (et-Tîn 95/4). Hz. Âdem'den itibaren bütün insanlar, Allah tarafından gönderilen tevhid dininin esaslarını kavrayıp benimseyecek ve hayatlarını bu esaslara göre düzenleyecek seviyede zihnî, ruhî ve bedenî kapasiteye sahip kılınmıştır. Allah'ın başlangıçtan itibaren insanlara bildirdiği dinin tevhid dini olduğu ve onların bu dini benimsemeye yatkın bir fıtratta yaratıldığı belirtilmiştir (er-Rûm 30/30). İslâm bilginleri Kur'an'ın bu konudaki açıklamalarına dayanarak insanda hak dini benimseme temayülünün fıtrî olduğunu ifade ederler. Yine İslâm bilginlerinin çoğuna göre âyette (er-Rûm 30/30) geçen fıtratullah tabiri Allah'ın dini demektir ki o da İslâm ve tevhiddir. Âyet ve hadislerde hak dinlerin ilâhî kaynaklı olduğu ısrarla vurgulandığından İslâm âlimlerinin din tariflerinde de bu kayıt daima yer alır. Bu sebepledir ki herhangi bir hak dinin, peygamberine veya ortaya çıktığı kavme nisbet edilerek adlandırılması İslâmî literatürde pek kabul görmez. Batı'da XVI. yüzyıldan başlayarak ilkel kabilelerin hayat ve dinlerine ilgi duyulmuş; XVIII. yüzyıldan itibaren dinin kaynağı konusunda kutsal kitapların verdiği bilgi dışında bazı kaynakların tesbitine çalışılmış; arkeolojik, antropolojik çalışmalarla elde edilen bulgular değerlendirilerek geçmişteki milletlerin, hatta tarih öncesi toplumların dinleri ve inançları üzerine bazı tezler ileri sürülmüştür. Meselâ ilk dönemlerde insanların tabiat olaylarının etkisi altında kalıp onlara kutsallık atfettiği (natürizm), ruhlara, özellikle de ecdat ruhlarına tapındığı (animizm), büyüye, bitki ve hayvanların kutsallığına inandığı (totemizm) veya kutsalı toplumun ve sosyal yaptırımın belirlediği, ilkel toplumlara ait bu inanışların ileri dönem dinlerinin temelini oluşturduğu gibi teori ve var sayımlar ileri sürülmüştür. XIX. yüzyılın ortalarından itibaren Batı'da etkili olan pozitivist ve materyalist propagandalar ile evrim teorisinin, kutsal kitaplarla çatışan iddia ve faraziyelere kaynaklık ettiği söylenebilir. Dinin en basit, en yalın ve sade şekline ilkel kavimlerde rastlanabileceği fikrinden yola çıkan bu teoriler, zamanla bunu, araştırmalarının dayandığı bilimsel yöntem olarak da benimsediler. Söz konusu teoriler, tekâmül nazariyesini esas almakta ve dinin kaynağının hurafe türünden inançlar, bâtıl itikadlar ve çok tanrıcılık olduğunu, evrim neticesinde insanlığın tek Tanrı inancına ulaştığını savunmaktaydı. Bu teorilerin yanında yine aynı bilimsel yolları takip eden ve fakat tümüyle farklı neticelere varan bir başka teori daha vardır ki o da ilkel monoteizm teorisidir. Bu teze göre insanoğlunun en eski inancı tek Tanrı inancıdır. Taylor'un animizm nazariyesine karşı ilk ciddi itirazda bulunan öğrencisi Andrew Lang, Güneydoğu Avustralya ilkel kabilelerinde animizme rastlanmadığını fakat insanların ahlâkî âdâba uyup uymadıklarını denetleyen ve gökte bulunan bir yüce Tanrı kavramına her yerde rastlandığını ortaya koydu. Buna benzer bir ilkel tek tanrıcılık Wilhelm Schmidt tarafından da savunuldu. O, bütün ilkel kabilelerde bir yüce varlık inancının delilleri bulunduğunu ispat etti. Bütün dinî gelişmelerin başlangıcında görülen her şeye kadir bir yüce varlık inancının tarihî-kültürel değişmeler sonucu daha sonraları politeizm, animizm gibi inançlara dönüştüğü, bununla beraber bu eski inancın izlerinin hâlâ mevcut olduğu tezi ilmî çevrelerce açıklandı.
  • Paylaş
Dinin kaynağı konusunda en son ilmî neticeler vahyin bildirdiğini desteklemekte ve dinin kaynağının tevhid inancı olduğunu ortaya koymaktadır. Din tarihin bütün devirlerinde ve bütün toplumlarda daima mevcut olan evrensel ve köklü bir olgudur. İnsana hitap eden ve insan için söz konusu olan din, insanla beraber var olmuş ve tarih boyunca varlığını sürdürmüştür. Din insanlığın vazgeçilmez bir gerçeği olması sebebiyle bundan böyle de varlığını devam ettirecektir. Tarihin hangi devresine bakılırsa bakılsın dinsiz bir toplum görülmemektedir. İnsanlık tarihinin her döneminde din, canlılığını korumuş ve insan hayatının ayrılmaz bir vasfı olma karakterini sürdürmüştür. Bunun da temel sebebi, insanın dinî bir varlık olması, başka bir ifadeyle dinî duygunun, fıtrî (doğuştan gelen) bir özellik olarak insanın kendi öz varlığı hakkındaki şuur ile birlikte ortaya çıkması, bu şuur ile birlikte gelişmesidir. Din duygusu insanın doğuştan beraberinde getirdiği bir duygudur. İnsan, her zaman ve her yerde yüce, kudretli ve ulu bir varlığa sığınma, ona güvenme ve ondan yardım dileme ihtiyacını hissetmiştir. Bu sığınma ve güvenme duygusu, din ile karşılanmaktadır. Dinin fıtrî oluşu Kur'an'da şu şekilde belirtilmektedir: "Sen yüzünü bir hanîf olarak dine, Allah'ın fıtratına çevir ki O, insanları bu fıtrat üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratması değiştirilemez" (er-Rûm 30/30). İnsan, yapısı itibariyle dine muhtaçtır. Çünkü insan ruh ve bedenden ibarettir. Bedenî ihtiyaçları karşılamak nasıl hayatın bir gereği ise, mânevî varlığın devamı da ruhî ihtiyaçlarının karşılanmasına bağlıdır. Onun bu ihtiyaçlarını karşılayan en köklü müessese ise dindir. İnsanın, yüce bir kudretin mevcudiyetini kabul edip ona yönelmesi, dua ve niyaz ile ona sığınması, doğuştan getirdiği sığınma, güvenme ve bağlanma duygularının en güzel karşılığıdır. Bu güvenme, sığınma ve bağlanma duyguları insanda öylesine köklüdür ki tarih boyunca bütün insanlar şu veya bu şekilde bir kişi, nesne veya varlığa kutsallık ve yücelik nisbet edip bağlanmışlardır. Kendisine yönelinecek, sığınılacak en mükemmel varlık ise şüphesiz kâinatın yaratıcısı olan Allah'tır. Çeşitli dinlerde farklı isimlerle anılan, çeşitli şekillerde tasvir edilen yüce kudret veya kutsal varlıkların özünde bu inanç yatmaktadır. Her şeyi var eden bir yüce kudretin mevcudiyetini kabul edip ona bağlanma insanı kuvvetlendirdiği gibi, dua, niyaz ve Allah'a sığınma insanı yüceltir. Din fertleri mukaddes duygu ve alışkanlıklarda birleştiren, toplumları yücelten ve geliştiren bir kurumdur. Din insanlara yön verip, onları iyi ve faydalı şeyler yapmaya yönelten bir hayat nizamıdır. Din aynı zamanda ahlâkî bir müessese olarak insanlara yön veren, en mükemmel kanunlar ve en sıkı nizamlardan daha kuvvetli bir şekilde kişiyi içten kuşatan, kucaklayan ve yönlendiren bir disiplindir. İnsanın psikolojik yapı ve yaşayışında karşılaştığı yalnızlık, çaresizlik, korkular, üzüntü ve sarsıntılar, hastalıklar, musibet ve felâketler karşısında ona ümit, teselli ve güven sağlayan en son sığınak din olmuştur. Ayrıca dinî yaşayışın insanı ruhî bunalımlardan koruduğu; kendisine ve çevresine karşı daha duyarlı ve dengeli yaptığı bilinmektedir. Dindeki âhiret inancının hem dünya hayatındaki davranışlarda etkili olduğu hem de insandaki ebediyet duygusuna cevap verdiği ortadadır. İnsanlığın mânevî ve zihnî gelişmesinde dinin önemli payı vardır. Dinlerle ilgili ilmî araştırmalara paralel olarak dinler değişik açılardan çeşitli kıstaslara göre tasnife tâbi tutulmuş ve ele alınan kıstaslara göre farklı tasnif şemaları ortaya çıkmıştır. Batıda din tasnifleri genelde Tanrı kavramı, sosyoloji-tarih ve coğrafya-tarih açılarından olmak üzere üç kavrama dayalı olarak yapılmaktadır. Tanrı kavramı ele alınarak yapılan tasnif şu şekildedir: 1. Tek tanrılı dinler (ilâhî dinler). 2. Düalist (iki tanrılı) dinler (Mecûsîlik). 3. Çok tanrılı dinler (Eski Yunan, Roma ve Mısır dinleri gibi). 4. Tanrı konusunda açık ve net olmayanlar (Budizm, Şintoizm gibi). Sosyolojik-tarihî açıdan yapılan din tasniflerinden birisi şu şekildedir: 1. Kurucusu olan dinler (Yahudilik, Hıristiyanlık, İslâm, Budizm gibi). 2. Geleneksel dinler (kimin tebliğ ettiği belli olmayan dinler, ilkel dinler, Eski Yunan, Eski Mısır dini gibi). Bir diğer tasnif ise şöyledir: 1. İlkel dinler. Bundan maksat, bazılarının dinî gelişmenin ilk basamağı olarak düşündükleri animizm, natürizm, totemizm, fetişizm gibi aslında sadece bir kült olarak dikkate alınabilecek nazariyeler değil, ilkel kabile dinleridir (Nuer, Dinka, Ga dinleri gibi). 2. Millî dinler. Genellikle bir kurucusundan söz edilmeyen, sadece bir millete ait olan geleneksel yapıdaki dinlerdir (Eski Yunan, Mısır, Roma dinleri gibi). 3. Dünya dinleri. Hıristiyanlık ve İslâm gibi. Coğrafî-tarihî açıdan ise dinler; Ortadoğu veya Sâmi grubu (Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslâm), Hint grubu (Hinduizm, Budizm, Jainizm), Çin-Japon grubu (Konfüçyüsçülük, Taoizm, Şintoizm), Afrika grubu şeklinde bir ayırıma tâbi tutulabilir. Dinler tipolik, morfolojik, fenomenolojik özellikleri göz önünde tutularak da tasnif edilebilir. Vahye dayanan-dayanmayan, misyonerliğe yer veren-vermeyen, âhiret inancı olan-olmayan, kutsal kitabı olan-olmayan, geçmişin-günümüzün dinleri, bir bölgeye veya kıtaya özgü dinler-değişik bölge ve kıtalara yayılan dinler gibi tasnif kitlelerine göre de din tasnifleri yapılabilir. İslâm bilginlerinin din tasnifi "hak din-bâtıl din" şeklindedir ve bu ayırım Kur'ân-ı Kerîm'e dayanmaktadır. Kur'ân-ı Kerîm'de İslâm için "Allah katındaki din" (Âl-i İmrân 3/19), "dosdoğru din" (er-Rûm 30/30), "hak din" (et-Tevbe 9/33; el-Fetih 48/28; es-Saf 61/9) tabirleri yer almaktadır. Yine Kur'ân-ı Kerîm'de İslâm dışındaki inanç sistemlerine de din denilmektedir (et-Tevbe 9/33; el-Fetih 48/28; es-Saf 61/9; el-Kâfirûn 109/6). Buna göre kaynağının ilâhî olması ve orijinal şeklini koruması sebebiyle İslâm hak dindir. İlâhî vahye dayanmakla birlikte aslî şeklini koruyamamış dinlere de (Yahudilik, Hıristiyanlık) değiştirilmiş, tahrif edilmiş anlamında muharref dinler denilmektedir. İlâhî vahye dayanmayan dinler ise bâtıl dinlerdir.
  • Paylaş
İslâmî kaynaklarda vahye dayanan dinler için genellikle "milel", bâtıl dinler için "nihal" kelimeleri de kullanılır. Nihle (çoğulu nihal) kelimesi, din içinde oluşan fırka anlamında da kullanılır. Bu temel sınıflandırma dışında bazı İslâm bilginleri tarafından daha ayrıntılı tasnifler de yapılmıştır. Meselâ, tanınmış İslâm bilginlerinden Şehristânî ilâhî dinler-bâtıl dinler ayırımını yapmakta, aslî mânada din ehli olarak müslümanları; Ehl-i kitap denilen yahudileri ve hıristiyanları; kitabı bulunması şüpheli olan Mecûsîler'i saymakta; kendi beşerî telakkilerine uyan kimseler olarak da filozoflar, Sâbiîler, Dehrîler, yıldızlara ve putlara tapanlarla Brahmanlar'ı zikretmektedir. İslâm inancına ve Kur'ân-ı Kerîm'e göre ilk insan çeşitli teorilerde öne sürüldüğü gibi ilkel, mantıkî düşünce ve yorumdan yoksun bir vahşi değil, Allah'ın emirlerine muhatap olan sorumluluğunun bilincinde ve en güzel biçimde yaratılmış seçkin bir varlıktır. İlk insan aynı zamanda diğer bütün varlıklar arasında Allah'ın halife olarak niteleyip seçtiği bir peygamberdir. Yahudilik ve Hıristiyanlık'ta olduğu gibi İslâm'da da din ilâhî bir kaynağa dayanmaktadır. Dolayısıyla dinin ilk şekli, XIX ve XX. yüzyıllarda öne sürülen teorilerde olduğu gibi çok tanrıcılık, bâtıl inançlar, hurafeler ve putperestlik değil, bir yüce kudrete iman yani tevhid inancıdır. Nitekim monoteist (tek tanrı) teori de bunu doğrulamaktadır. İslâm'a göre ilk peygamberin tebliğ ettiği din ile daha sonra gelen peygamberlerin ve son peygamber Hz. Muhammed'in tebliğ ettiği din, temel nitelikleriyle aynıdır. Allah'a iman, peygamberlik müessesesi ve âhiret inancı hepsinde vardır. Sadece yaşanılan bölge ve döneme göre değişen bazı kurallar dışında temel inanç esaslarında ve genel prensiplerde değişme yoktur. Çünkü dinin hitap ettiği insan, temel nitelikleri bakımından her dönemde aynı insandır. Bütün peygamberler hak dini tebliğ etmiş, onun yaşanmasını teşvik etmiş, kendileri de örnek olmuşlardır. Hz. Mûsâ'nın getirdiği dine Yahudilik, Hz. Îsâ'nın getirdiği dine de Hıristiyanlık adı sonradan verilmiştir. Ne Hz. Mûsâ, ne de Hz. Îsâ bu adları kullanmışlardır. Onlar Allah'ın emirlerini tebliğ etmiş, bir olan Allah'a iman ve kulluğa çağırmış, ilâhî kitap olan Tevrat ve İncil'e göre yaşamaya davet etmişlerdir. Kur'ân-ı Kerîm, peygamberlerin getirdikleri dinlerin aynı hak din olduğunu kaynak ve temel esaslar açısından belirtmiş, ama İslâm adını son peygamberin tebliğ ettiği dine ad olarak vermiştir. "Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı seçtim" (el-Mâide 5/3) meâlindeki âyet de bunu ifade eder. Milâdî VII. yüzyılda Hz. Muhammed, İslâm vahyini tebliğe başladığında yeryüzünde ateizm, putperestlik, politeizm (şirk), yıldızlara tapma da dahil birçok din ve inanç şekilleri mevcuttu. Bu dinlerden Mecûsîlik, Brahmanlık, Budizm, Sâbiîlik, Yahudilik ve Hıristiyanlık en önemlileri olarak ve hatta bir dereceye kadar vahiy dinleri olmaları yönüyle o günün Mekkeliler'i tarafından kolaylıkla kabul edilebilir dinlerdi. Fakat yeni bir din gönderilmiştir. Çünkü bütün bu dinler, zaman içinde orijinal ve aslına uygun şekillerini kaybetmiş, zaman ve mekâna bağlı olarak çeşitli değişikliklere uğramışlar, ayrıca kendilerinden sonra gelecek ve şartları daha da iyileştirip mükemmelleştirecek bir şahsı ve onun mesajını müjdelemişlerdir. Mecûsîlik en eski dinlerden biriydi ve Zerdüşt'ün getirdiği dinin bozulmuş şekline verilen addı. Zerdüşt tek Allah yani Ahura Mazda inancını tebliğ etmiş, O'nun seçtiği kimselere ilâhî vahyin geleceğine, meleklere ve ölüm sonrası hayata imanı emretmişti. Zend-Avesta'da (Yaşt, 13, XXVIII, 129) putları kıracak olan Soeşyant adlı birinin geleceği bildirilmektedir. Ancak Zerdüşt'ün tebliğ ettiği tevhid inancı daha sonra hem iyilik hem de kötülük tanrısı olmak üzere iki tanrı inancına (düalizm=seneviyye) dönüşmüş, Tanrı'nın kudret ve kuvvetini temsil ettiğine inanılan ateş yüceltilerek ateş kültü (Mecûsîlik) oluşmuştur. Brahmanizm çok tanrılı bir dindir. Gerçekte Brahmanlar tek Tanrı'ya inanmakla birlikte O'nun yaratıkları veya O'nun sıfatları şeklinde de olsa Tanrı'nın birtakım tezahürlerine tapma bunlarda da mevcuttur. Hintliler Tanrı'nın kendisini tarihin her devresinde çeşitli şahsiyetlere bürünerek insanlara gösterdiğine inanırlar. Bu hulûl (avatara=enkarnasyon) inancı hem Tanrı'nın bedenleşmesi ve maddî şekillerle tasvirine hem de binlerce ilâhın mevcudiyeti kanaatine yol açmıştır. Diğer taraftan bu dinde mevcut olan kast sistemi, dinin evrensel gereği olan eşitlik ve kardeşlik unsurlarıyla da çelişmektedir ve bu din, kapalı bir din hüviyetindedir. Dışarıdan biri bu dine giremez ve ona mensup olanlar da ebedî bir tenâsüh hali içindedirler. Aslî hüviyetini kaybedip çok tanrıcılığa, Tanrı'nın bedenleşmesi ve tenâsüh inancına sapması ve kast sistemini benimsemesine rağmen Brahmanizm'de de "ileride gelecek, beklenen kimse" inancı vardır. Budizm Brahmanizm'deki puta tapma inancını reddedip ona karşı çıkmaktan doğmuş bir dindir ve ana din olan Brahmanizm'den birçok esas taşımaktadır. Bir bakıma Brahmanizm'deki putların kırılması yolunda bir reform niteliği taşır. Ancak putlara karşı olan Buda'nın getirdiği din kendisinden sonra Buda heykellerine tapma şeklinde putperest bir karaktere bürünmüştür. Buda, hayatın tabii olaylarını bir ıstırap olarak görüyor ve bundan kurtuluşu bütün arzu ve ihtiraslardan uzaklaşmaya bağlıyordu. Bu da onları aşırı riyâzet, nefse ezâ ve hatta dünya hayatının tamamen terkedilmesi gibi aşırılıklara sevkediyordu. Yapısındaki köklü değişiklik ve bozulmalara rağmen Budizm'de de ileride gelecek bir kurtarıcı (Maitreya veya Metteya) müjde ve beklentisi vardır. Sâbiîlik de İslâm'ın geldiği asırda mevcut bir inanç idi. Sâbiîler hicrî ilk yüzyılda müslümanların hâkimiyeti altına girmiş ve onlara zimmîlik statüsü tanınmıştır. Sâbiîler'in oldukça eskiye dayanan bir tarihleri olmakla birlikte nasıl doğduğu, kimin tarafından yayıldığı açık ve net olarak bilinmemektedir. Sâbiîlik'te bir yüce varlık inancı mevcut olmakla birlikte ışık âlemi ile karanlık âlem arasındaki
  • Paylaş
semavi dediğin sorgulanamaz Dogma dinler . ortadoğu'daki eski halklarının insanlığın son 5000 senesini şekillendiren, bugünkü anayasal düzenlerin temelini oluşturan, buluşudur. insanlık bu gereksiz icadlardan kurtulduğu gün dünya daha yaşanır bir yer olacak eminim.
  • Paylaş
2

Mahaprabu Das Bto-s-ma-k, dinde zorlama olmaz, bu salak mesajlarınla fanatik hasta ruhunu ortaya koyuyorsun. sana ne kardeşim benim ne düşündüğümden ne istediğimden .....

Mahaprabu Das Bto-s-ma-k, benimde en uyuz oldugum konu, oradan buradan kopyaladıklarını yorum bölümüne yapıstırmasıdır. cahil olmak suç değil ! bilmiyorsan bilmiyorum de...

Bugün ilâhî kaynağa dayanan dinler diye kabul edilen Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslâmiyet'in temel özelliklerini ve İslâm dininin diğer ikisinden farklı olduğu yönleri de şu şekilde tesbit mümkündür: 1. Allah inancı. Yahudilik Tanrı'nın birliği üzerinde ısrarla durmasına rağmen, en azından tarihlerinin bazı dönemlerinde ona beşerî nitelikler nisbet etmişler ve âdetâ Tanrı'yı beşerî organ ve duygular taşıyan bir insan gibi tasvir etmişler, insanlaştırmışlardır. Hıristiyanlar ise Tanrı'nın birliğini farklı şekilde ele alıp teslîsi savunmuşlar, aşırı bağlılık duygusuyla, Hz. Îsâ'yı tanrılaştırmışlardır. Halbuki İslâm, Allah inancı hususunda gerek yahudilerin gerekse hıristiyanların sonradan düştükleri yanlışlık ve aşırılıkları düzeltmiş, Tanrı'nın beşerîleşmesini veya beşerin tanrılaşmasını reddetmiş, bu noktada Hz. Mûsâ ve Hz. Îsâ'nın hakiki mesajını hatırlatarak Allah'ın bir ve benzersiz olduğunu vurgulamıştır. 2. Melek inancı. Meleklerin Allah'ın oğulları ve kızları olduğu iddiasını ve beşerî şekillerdeki tasvirlerini reddederek hem yahudi ve hıristiyanların düştükleri yanlışı göstermiş hem de Allah'ın yüceliğini vurgulamıştır. 3. Kutsal kitaplar. Ne yahudiler ne de hıristiyanlar, Allah tarafından Hz. Mûsâ ve Hz. Îsâ'ya verilmiş kutsal kitapları orijinal şekilleriyle muhafaza edebilmişler, Tevrat ve İncil zaman içinde ya kaybolmuş ve yeniden yazılmış, ya da çeşitli ilâve ve eksiltmelere mâruz kalmıştır. Kur'ân-ı Kerîm ise hem vahyedildiğinde yazıya geçirilmiş olması hem de ezberlenmek suretiyle muhafaza edilmesi yönüyle orijinal ve aslına uygun şekliyle günümüze kadar gelmiştir. 4. Peygamberlik. Yahudilik ve Hıristiyanlık sonradan tahrif edildikleri için örnek ve önder şahsiyetler olan peygamberlerle ilgili çeşitli iddia ve iftiralarda bulunup sonra gelecek peygamberleri kabul etmezken İslâm, hem bütün peygamberlere imanı şart koşmuş hem de onları lâyık oldukları güzel vasıflarla tavsif etmiştir. 5. Dünya-âhiret dengesi. Yahudilik dünya hayatına, Hıristiyanlık da dünyadan uzaklaşıp mânevî hayata daha çok ağırlık verirken İslâm her ikisi arasındaki dengeyi kurmuş ve korumuştur: "Allah'ın sana verdiğinden (O'nun yolunda harcayarak) âhiret yurdunu iste, ama dünyadan da nasibini unutma..." (el-Kasas 28/77). 6. Mükellefiyetlerin azlığı. Madde-mâna, dünya-âhiret dengeleri açısından en ölçülü ve kolayca yaşanabilir; çeşitli emir ve hükümlerde kolaylığı öngörmesi açısından en kolay olan din İslâm'dır. İslâm, diğer ilâhî dinlerde var olan bazı ağır dinî sorumlulukları ortadan kaldırmış, insanın yaratılışına en uygun ve yaşanabilir kuralları sunmuş, böylece dini daha da ağırlaştıran ve yaşanmasını zorlaştıran din yorumcularına da önemli bir uyarıda bulunmuştur. Bu son dinin peygamberi Kur'an'da şu şekilde anlatılır: "Yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o elçiye, o ümmî peygambere uyanlar (var ya) işte o peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten meneder, onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar. Ağırlıklarını ve üzerlerindeki zincirleri indirir. O peygambere inanıp ona saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nura (Kur'an'a) uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır" (el-A'râf 7/157). Bu âyette hem Mûsâ şeriatında mevcut çok sayıdaki kural ve vecîbelere (temizlik kuralları, yiyeceklerle ilgili esaslar, âdetli kadınla ilgili yasaklar gibi) hem de İnciller'de ortaya konan öğretinin gerektirdiği aşırı riyâzetçi eğilimlere işaret edilmektedir. İslâm, daha önceki şeriatlarda mevcut bazı ağır yükleri kaldırmış veya hafifletmiş, dini daha kolay ve yaşanabilir kılmıştır. Çünkü "İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, resulün de size şahit olması için sizi mûtedil bir ümmet kıldık" (el-Bakara 2/143) buyurulmaktadır. Resûlullah da "Kolay ve yüce Hanîflik'le gönderildim" (Müsned, V, 266; bk. Buhârî, "Îmân", 29) diyerek İslâm'ın diğer şeriatlara göre daha mûtedil, kolay ve müsamahalı olduğunu vurgulamaktadır. Kur'an ve Sünnet'te, dinî mükellefiyetlerin azaltılarak ve gerekli ve yeterli seviyede tutulduğu, İslâm'ın insanlara ağır yükler yüklemek için değil, rahmet ve inâyet olarak gönderildiği sıklıkla tekrarlanır. Kur'an ve Sünnet'teki bu vurgu sebebiyle de İslâm bilginleri dinin anlatım ve yorumunda daima kolaylığı ve uygulanabilirliği tercih etmişlerdir. İslâm'ın peygamberi peygamberlerin, onun getirdiği din de dinlerin sonuncusudur. İslâm'ın bir diğer özelliği onun evrenselliğidir. Son din olması açısından öncelikleri Din, ister hakikatin doğrudan yansıması veya açılımı olarak kabul edilsin ister insan yaratılışının bir gereği olarak değerlendirilsin, sonuçta insanın özünde, fıtratında yerleşik bulunan ve oradan kaynaklanan "kutsala saygı, ona bağlanma ve onunla bütünleşme" ihtiyacını karşılar ve onu kâinat içindeki yalnızlığından kurtaran bir can simidi görevini yerine getirir. Din kelimesi yer yer bir ferdin veya grubun doğru kabul ettiği ve davranışlarını direktifleri doğrultusunda düzenlediği şey anlamında kullanılsa da, öz ve gerçek kullanımında din, beşer kurgusu olmayan, tam tersine Tanrı kaynaklı olan şey anlamındadır. Vahyedilmiş olarak nitelenen ve bir bakıma Tanrı'nın gökten yeryüzüne ve insanoğluna uzatılmış kurtuluş ipi olan dinin temel amacı, insan ile Tanrı arasında etkili, güçlü ve sağlıklı bir bağ kurmaktır. Bu anlamda vahiy kaynaklı bütün dinlerin bir, tek ve aynı olduğunu söylemek doğru olur. Nitekim Kur'an'daki "Allah katındaki din İslâm'dır" (Âl-i İmrân 3/19) ifadesi, Allah'ın itibar ettiği, geçerli saydığı ve dikkate aldığı tek dinin, özel anlamıyla son ilâhî din sayılan İslâm dini anlamını ifade etmesinin yanı sıra, Tanrı kaynaklı olan vahyedilmiş dinlerin özde birliğini ve bu dinlerin temel özelliğinin -seçilen kelimenin sözlük anlamına da uygun şekilde- Tanrı'ya boyun eğiş, O'na bağlanış ve teslim oluş olduğunu da ayrıca vurgulamaktadır.
  • Paylaş
Semavi dinler ve özelliklede islam insanlara Merhametli olmayı, insanlara iyilik yapmayı, ve hertürlü kötülükten ve çirkinlikten alıkoymayı öğütler, yani sen bunlaramı dogma diyorsun, Kutsal kitaplar insanlara hep iyiliği öğütlediği içinmi dogma oluyor... Yani sana göre anarşizmi ve kötülüğü öğütlese dahamı iyi olacaktı...
  • Paylaş
anarşizm, demokrasinin olmadıgı monarşi ile yönetilen halkların arasından demokrasi-bağımsız yaşam özlemi ile çıkmıştır ne kadar kötülük varsa,din fanatiklerinin oldugu yerlerde yeterince var. hele hele arap topluluklarında, demokrasi denilen kavram bile yok! dünyadaki savaşlar,işgallerin %90 ı dinsel nedenlerden kaynaklanır. islam sana merhametli olmayı öğretiyor madem, ırak savaşında neden amerikalı askerlere destek vererek, ıraklı dindaşlarının ölümüne sebep verdin ?
  • Paylaş
eder benimle aynı inançta olmak zorunda değil ama, saçma bulması saygısızlıktır benim inancıma
  • Paylaş
Ben sadece kendi dinim olan İslam adına konuşurum, Avrupalıların ihtilalleri, çıkardıkları savaşlar onları bağlar... Kominist ihtilallerde ölen insanların sayısınıda bi zahmet araştır...Amerikanında yaptığı zülmü hiçbir müslüman onaylamaz. kendi adına konuş sen...Sen böyle toplancı yaklaşım ve genellemelerle demagoji yapmayı bırak...
  • Paylaş
Sana tek kelime şunu söylüyorum, dinsiz ve anarşist insanlarla toplumda bir düzen ve ahenk sağlamaya çalışan insanlar, dünyanın en yalancı insanlarıdır... İnançsız insanlarda ne merhamet, ne hürmet, ne vicdan nede sevme kabiliyeti vardır...Sizin temel sorununuz duygulardan mahrum olmanız, bu sizi kahrediyor, o yüzden böyle ağızlarınızdan köpükler saçarak saldırganlaşıyrsunuz...
  • Paylaş
@nemecesek inançsızların merhametsiz olduğu, vicdanları olmadığı iddiası hezeyandan başka bir şey değildir.
  • Paylaş
Ben sana ne gibi hakeretler ettimde saldırıya uğramış hissettin kendini...
  • Paylaş
1

No Name, ahahahahah yine "hakeret" :)))

davinci sen soyut şeylere inanıyormuydun brova sana
  • Paylaş
48

No Name, o ne demek? cahil cahil konuşma.

nemecesek, hani diyorum vicdanın varmıydı senin...

No Name, ahahahahah sen gerçekten safsın ya. niye olmasın? vicdan dediğin nedir sence? sadece dindarlarda bulunan bir meret midir bu sana göre? ahahahah

No Name, ahahahahah sen gerçekten safsın ya. niye olmasın? vicdan dediğin nedir sence? sadece dindarlarda bulunan bir meret midir bu sana göre? ahahahah

nemecesek, safta cahilde sensin, inanmadığın bir şeyin sende varlığını nasıl idda ediyorsun ona şaştım...

nemecesek, ya sizin şu ikiyüzlü tavırlarınızdan hiç hşlanmıyrum... önce hakaret ediyorsunuz, sonra cevap alıncada şikayet ediyrsunuz... hakeret etmeden konuşamıyormusun sen...

No Name, neye inanmıyorum? sen kesin hastasın...

nemecesek, bak aslanım hakeret edip durma, sen dinlere inanmıyorum demiyormusun...

nemecesek, Vicdanda manevi bir duygudur...

nemecesek, Dinlere ait bir tanımlamadır.

No Name, hııııııııı yani dinsizlerin manevi duygusu olamaz diyosun :)))) ahahahahahhh sonra niye gülüyosun diyosun. sevgi de manevi bir duygu değil midir? dinsizler sana göre sevemez de o zaman. aslında dinsizler yoktur di mi? ben yoğum aslında :)))

nemecesek, senin sevgin varsa eğer, onu neyle izah ediyorsun... buna bağlı...

nemecesek, en adi insanda deli gibi seviyrum diyor, sonrada tutup öldürüyor, sevdiğini nasıl bir sevgiyse...

No Name, duygu, düşünce vs. bunlar beyindeki etkileşimlerin sonucudur tabii ki. başka ne olabilir?

nemecesek, işte sendeki vicdanıda freud gibi bir adam açıklar...

nemecesek, senin vicdanın ancak küçük bir elektrik titreşiminden ibarettir ancak...

nemecesek, o yüzden çabuk söner...

nemecesek, ufak bir beyin travmasında vicdanını kaybedersin sen...

Mahaprabu Das Bto-s-ma-k, vicdan bireyin kendi içindeki adalet ölçüsüdür. dinle alakası yoktur. vicdanı herkes yüreğinde taşıyamaz;dilinde,midesinde ve hatta cüzdanında taşıyanlar vardır" bunu ağzından ishal olmuş dindar geçinenler anlayamazlar. vicdan,merhametin gökten geldiğine inanıyorlar :)) hahaha

No Name, "vicdan sönmesi" :)) yeni bir kavram olsa gerek :))

nemecesek, vicdanı yaratan Allahtır, onu demek istiyorum tsmak bey...

nemecesek, bide şu hakeretleri kessen tosmak efendi...

nemecesek, senin seviyene inmecem...

nemecesek, varmısınız bu muhabbeti yüzyüze konuşalım ikinizde gelin ha...

nemecesek, öyle sanal alemde hakaret yaparak olmuyor...

No Name, vicdanla allahın ne ilgisi var be. buna ancak kıçımla gülerim...

No Name, inanamıyorum. 45 deneme sonunda "hakaret" yazmayı başardı :)))

nemecesek, senin vicdanın ancak orana yakışırdı zaten...

nemecesek, senide şikayet edecem lan bekle

nemecesek, ikinizde aşağılık konuşuyorsunuz... bi daha karşıma çıkmayın...

nemecesek, sizin gibi bin tane gelsin, hepinize yetişirim ben ama işte pislik insanlar olduğunuz için midemi bulandırıyorsunuz....

No Name, ahahahahah şikayet edecekmiş :))

Mahaprabu Das Bto-s-ma-k, gülmekten kramp girdi :)) kıçım çatladı hehehehe yaratanın insanlığa Hediye ettiği duygu kıça layık görülürmü hiç? çok günah çokk :))) çarpılırsın hehee

No Name, kıçımla gülmemi hakaret olarak mı algıladın :))) bravo

nemecesek, onu davinciye söyle

nemecesek, benden bu kadar sizin seviyenize inmiyecem...

nemecesek, benim edebime uygun değil...

nemecesek, ne mal olduğunuzu alem görsün...

No Name, edebini yesinler :)))

Mahaprabu Das Bto-s-ma-k, nemecesen sana bir soru sorucam! İnsanoğlu aya veya uzaydaki bir gezegene taşınırsa namaz kılmak için Kıbleyi nasıl bulacaklar? uzaylılarda sence dindarmı? cevap versene valla çok merak ediyorum :))

nemecesek, kes tıraşı lan...

nemecesek, sen cehennemde kıbleyi nasıl bulacan

nemecesek, onu hiç düşündünmü...

Mahaprabu Das Bto-s-ma-k, cehennem nedir? bahsetsene biraz?

nemecesek, tosmak cehennem senin içinde zaten...

nemecesek, benim sizinle paylaşacak bir şeyim yok...belanızı bulursunuz umarım...

dinsizlik,anarşizm.mataryalizm,darwincilik'te bir inanç seklidir. herkes dinlere inanmak zorunda değil, dinlere inanmamakta farklı bir inançtır.yalancı ,merhametten yoksun, sevgi nedir bilmez ve ağzından kuduz köpek gibi salyalar akıtıyor gibi ifadeler bireye saygısızlıktır. bu tür insanlar yıllardır modern toplumlarda ''türkler barbardır'' şeklinde algılanmamıza neden olmuşlardır. cahil insanlar toplumların kanayan yarasıdır her zaman.
  • Paylaş
Vicdan manevi bir duygudur, vicdana inanmayan insanın vicdanlı olduğunu düşünmek saçma olur...
  • Paylaş
tosmak, işine gelmeyince şikayet eder... kendi yaptığı hakeretleride bi şikayet etse...
  • Paylaş
herkesin inancı kendinedir ne demek saçma bulmak.. ben inançsızlığı saçma bulmuyosam inanmayı da kimse saçma bulamaz.. aynen böyle söylerim!!
  • Paylaş
1

No Name, senin inançsızlığı saçma bulma hakkın olduğu gibi benim de senin inancını saçma bulma hakkım vardır...

Dinlere inanmayan kimseler, inançsız olduğu iddia edilemez! inanmak sadece dogma inançların etkisi altına girmek değildir. cehalet dedikleri şey budur işte; dinleri yanlış anlayıp,veya yorumlayıp ötekileştirdikleri insanlara saldırmak çatışma ortamı doğurur !
  • Paylaş
1

Polat Gül, ulan öküz herif, ortalığı karıştıran sensin, gördüğüm kadarıyla.

inanmayan kimse, inanmayan yani inancı olmayan (inançsız) kimsedir kelime anlamıyla !!!
  • Paylaş
Hiç kimse dinlere inanmak zorunda değildir. AB normlerine göre kişilere din ve vicdan özgürlüğü verilmiştir. ben dünyanın milyonlarca ışık ötesi uzağında başka hayatlar olduğuna inanıyorum mesela ! ben din kitaplarına yazılan hiçbir seye inanmak istemiyorum. benim inandıgım seyler o kitapta var veya yok! ancak dinlere inanmamak inançsızlık değildir.
  • Paylaş
T.C Anayasası 24. maddesi gereğince nüfus idarelerinde din haneleri değiştirilmesine başlandığını duyunca, gittim din hanesini kaldırttım. Şimdi ben inançsız mı sayılıyorum?
  • Paylaş
saçma derken. böyle bir eleştiri olmaz .....
  • Paylaş
inanca önem veren birisiyse zaten kişiye karşı ön yargıyla geliyor demektir, insana insan olduğu için değer veren birisi değildir.insana insan mı yoksa insanlıık vasıflarını taşımıyormu diye bAKMAK LAZIM
  • Paylaş
inanmak inanmamak secimdir sadec bence tartışılır ama saygıı içinde sacma bulmak dersen hiç bir duşuncenizin veya davranışınızın sacma bulunması hoşunuza gidermi ;)
  • Paylaş
1

No Name, hoşuma gidip gitmemesi önemli değil. karşımdaki kişinin benim her hangi bir görüşümle ilgili fikirlere sahip olma ve bu fikirlerini açıkça ifade edebilme hakkı olduğunu düşünüyorum. benim hoşuma gidip gitmemesi önemli değil. onun bu hakkı vardır ve isterse bu hakkını kullanabilir. ben böyle düşünüyorum. yani bu düşünce ve ifade özgürlüğü meselesidir ve temel bir insan hakkıdır...

etmez niye etsinki. muhtemelen bende onunkini saçma bulacağım.burda aslolan nezakettir bence. kendi benliğini pohpohlamak adına başkasınınkini incitmemeli.
  • Paylaş
eder tabii
  • Paylaş
merak edip ben ne yazdım diye baktımm. neden şikayet konusu olduğumu hala anlayabilmiş değilim. insanlar birbirlerine yan cevaplarda küfürler yağdırmışlar. konunun bilgisizliğin bu derece olduğunu okudukça üzülüyorum. Benim dinime saçma kelimesi bile kullanılmaz . Kuran'ı okudum diyenlere söylüyorum. hjiç biri içindeki anlamları çözememişler. Kuran Mantıktır. Keşke okuduğunuzu anlayabilseydiniz. Benim dinime saçma diye bir eleştiri yapamaz kimse
  • Paylaş
bu arada benim şikayet incelmesine alınan cevabım"saçma ne demek. eleştirisi bile olamaz"
  • Paylaş
 dini inanclikta özgür düsünce vardir ama asalayici kelimeler asla yoktur;)
  • Paylaş
İnanç içten gelen bir şey bence, içimden geleni başkasının saçma bulması rahatsız eder.
  • Paylaş
Ağustos 2011

Gizli Kullanıcı

Yani diyorsun ki kendini inkar edene dahi nefes veren mevlanın, kullarının iradesine göstermiş olduğu saygıyı dahi tezahür edemeyen cücük akıllının kendine dahi yetmeyen aciz mantığı bizi rahatsız eder mi ? 

Eğer bilmediği bir şey üzerine sözü kendinden öteye taşımadan söylüyorsa etmez. Eğer bildiği kadarıyla kendini alim sanıp model olarak konuşuyorsa eder. Çünkü vahyin son çevrimi olan kur'an bilmeyene değil haddini bilmeyene cahil der.
  • Paylaş
İnancın olmaması dünyayı kaos ortamına sürükler.Boş ver inananları sorgulamayı bu seni mutlu kılmaz.
  • Paylaş
Sonraki Soru
HESAP OLUŞTUR

İstatistikler

2721 Görüntülenme27 Takipçi46 Yanıt

Konu Başlıkları