Bilmek istediğin her şeye ulaş

Feminen kadınların ataerkil toplumlarca ötekileştirilme çabalarının önlenebilmesi mümkün müdür?

Feminen kadınlar ataerkil toplumlara uyan tip kadınlardır. Ataerkil toplumlarda erkek maskulen kadın ise feminen roller üstlenir. Örnek verecek olursak: Erkek işe gider para kazanır, eve gelince biraz çocuklarıyla ilgilenmenin dışında hiçbir şey yapmaz. Kadın ise ev işleri ve çocuk bakımıyla ilgilenir, işi belki daha yumuşak görünebilir ama 24 saat mesaisi olur.

Sizin sorunuz sanırım feminist kadınlarla ilgili.

Feminizm feminen olmanın tersi bir olgu olarak karşımıza çıkar. Kadının erkek özellikleri edinerek, ya da edinmeye çalışarak erkek dünyasında erkeklerle rekabet etmesidir. Feministler erkekler gibi davranmaya çalışırlar. Tabii bir kadın, erkek olmadığı, gücünü maskulenlikten değil de feminenlikten alması gerektiği için toplumda zayıf, yapmacık görünürler ki öylelerdir de.

Feministlik homosekssüellik gibi normal bir cinsel eğilim değil kişinin bilinçli olarak edinmiş olduğu suni bir davranış şeklidir. Homoseksüelliğin bile ne yazık ki kabul göremediği ataerkil toplumlarda feministlik hiçbir zaman normal karşılanmayacaktır.

Hangi toplumda olursa olsun kendi isteğiyle garip davrananlar ötekileştirilirler ki zaten kendi kendilerini öteki yapan insanlardır bunlar. Kendi kendini ötekileştiren birinin toplumda ötekileştirilmemesi beklenemez. Ataerkil toplumlarda ise erkeğin erkek, kadınınsa kadın olması beklenir dolayısıyla erkekleşmeye çalışan bir kadının hoşgörülmesi bile imkansıza yakındır.
  • Paylaş
7

Devrim Deniz Bardakcı, ..peki "feminen kadınlar ataerkil toplumlara uyan tip kadınlardır" cümlesindeki çelişki?

Şaman, Öyle bir çelişki yok. Maço erkek hanım kadın ister ki o da feminen kadın oluyor, yukarıda da açıkladığım gibi.

Belgi Saygı, Ya feminen kadın diye bir tanım ne demek? Ya kadın ya erkek ya da homoseksüelsindir. yani hem nalına hem mıhına da diye bilirsin de. Ama feminen kadın kullanımı çelişkinin önde gideni gibi geliyor. Kadınsam kadınımdır. Beni erkek gözüyle bir kalıba sokmak ne demek? Bunu anlayamıyorum. Toplum içinde erkek gibi yaşayan kadınlardan söz ediyorsun. Onlar bunu yaşamaya mecbur kalıyorlarsa, kadınlar insan gibi yaşayamıyorlarsa, burada erkeklerin kendilerine dönüp bakması gerekir. Kadınlar (hetorolar için söylüyorum) erkeklere sevdiklerini bile söylememelidir. Eğer bir kadın bir erkeğe seni seviyorum ve seni istiyorum derse erkekçe davranmış mı oluyor? ve buna da feminizm mi deniyor? Bu çok zavallı bir düşünce gibi geliyor. Bunu anlayabilmek için zorlasam da olmuyor arkadaşım.

Devrim Deniz Bardakcı, ..kadını erkek gözüyle bi kalıba sokmak, ilginç bir tespit zira kadın ve erkek olarak bizler beynimizi / ruhumuzu ne kadar tanıyoruz? Öncelikle bu sorunun kaynağına inmek gerek ;)

Birkan Aydin, Lanet olsun sanırım Şaman Beyi sevmeye başlıyorum ...

Şaman, Ah be ah, Birkan hem kadın hem erkek ismi oluyor. Zarif bir kadın sevgisi tercihim olurdu ama buna da şükür :)

Aslından bu soruda bu problemi görüyoruz. Feminen kavramı kadınsı kadına özgür davranışlara verilen bir isim. Kadının kadınsı davranış göstermesi ekstra bir nitelik değildir kadın cinsinin doğasına ait bir durumdur. Eğer öğrenilmiş aidiyet yoksa kadın kendi cinsine özgü davranışlar sergileyecektir. Burada benim anladığım kadarıyla maskülen kadın yani erkeksi, erkek egemen toplum müdahalesiyle, baskısıyla erkek cinsine ait özellikler, davranışlar gösteren kadın sorunsalı vurgulanmıştır. Ancak cinse ait görevler modern toplumda biraz değişmekle birlikte. Avcı-toplayıcı toplumdan beri ataerkil düzende devam etmiştir. Örneğin avcı-toplayıcı toplumda erkek avlanır kadın çocuklara bakar mağranın, ya da evin düzenini sağlar. Tarım toplumda ise ev düzeni sağlamak, çocuğa bakmaya artı olarak tarım işlerinde erkekle birlikte çalışmak eklenmiştir. Modern toplumda sadece kadının çalıştığı alan ve uğraşı yüzdeleri değişmiştir. Örneğin kaba bir matematikle belirtirsek;
Avcı-toplayıcı toplum: ev düzeni+çocuklar: %90 çalışmak(avlanmak) : %10
Tarım toplumu: ev düzeni+çocuklar: %70 çalışmak: %30
Modern toplum: ev düzeni+çocuklar: %51 çalışmak: %49 diyebiliriz.
Burdan anladığımız üzere kadının rol ve davranışlarında değişen tek şey yüzdeler olmuştur. Onun dışında en büyük sorunsal aslında erkeğin kadına uyguladığı fiziksel ve psikolojik şiddettir. Kadını ikinci sınıf insan olarak gören zihniyet cahillikle birleşip kadını kendi cinsine yabancılaştırıp sosyalleşmesini engellemektedir. Ama ataerkil toplum bu değildir.Ataerkil toplumlarda kadın-erkeği ayıran şey iş bölümü ve yoğunluğudur. Tarihe baktığımızda ataerkil toplumlarda kadın-erkek ülke yönetiminde bulunmuştur ve alınan kararlarda eşit yetkilere sahip olmuştur. Kadını ikinci sınıf insan durumuna düşünen en önemli neden islamiyete geçiştir.İslamiyetin herhangi bir sosyal hayatta kadın eylem ve davranışlarını kısıtlayan, miras, paylaşım, hukuk gibi alanlarda erkek lehine ya da erkeğe daha fazla ayrıcalık sağlayan, kadınları metalaştıran kuralları vardır. Kuranda surelerde bu kurallar açıkca yazmaktadır. Buna itiraz edenler muhtemelen Kuran'ı okumamıştır ya da okuduğunu anlamamış olanlardır. Ülkemizin %90'ında olduğu gibi. Şeriat ile yönetilen toplumlarda, ülkelerde kadınların yeri ve önemi ile ilgili yazı, makale, kitap ya da haberleri okuyanlar anlayacaktır bu durumu. Bir örnek vermek gerekirse kendisine tecavüz eden adamı öldürdüğü için iranda bir kadın idam edilmiştir. Bu örnekler çoğaltılabilir. Kadın-erkek fiziksel olarak eşit olmayabilir ancak sosyal yaşamda sunulan fırsatlar açısından eşittir. Hatta aklın kullanımı açısında erkeklerden daha gelişmiştir evrimsel olarak, erkekler ise fiziksel olarak evrim sürecinde kadından daha gelişmiştir.
Sonuç olarak ataerkil toplumdan ziyade din toplumlarında kadın sorunsalı vardır genel olarak ve bunu aşmamız için modern yaşamı tüm özellikleriyle içselleştirip hayat felsefesi edinmemiz gerekir. Aklın ve bilimin ışığında düşünüp vicdanımızla karar vermeliyiz ve doğuştan hiçbirimizin cinsiyet farkı dışında bir farkı olmadığını herkesin kadın-erkek fırsat eşitliğine sahip olduğu bilinciyle yaşamalıyız. Bu koşulda her tür cinsine ait davranışları doğal olarak gösterecektir. Aksine olan davranışlar da ya bireysel özgür tercih yada psikolojik sebeplerden kaynaklanmış olacaktır! . . .
  • Paylaş
1

Belgi Saygı, Yorumunuzu beğendim ama bir düzeltmeye ihtiyacı olduğunu düşünmekteyim. Anaerkil, Ataerkil, Anasoylu ve Atasoylu kavramlarının açılması ve bu yazıya da eklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Yazınızın başında belirttiğiniz yüzdeleri de değerlendirerek söylüyorum ki; sözü edilen sistem atasoyluluktan ataerkile dönmüştür. Hiçbir zaman için Anaerkil sistem de yaşanmamıştır; örneklerin hepsi anasoyluluğu baz alır. Bu sebeple "+erkil" durumu hep savaşmayı getirecektir. Her koşulda diğerini ötekileştirecektir. Bütün bunların mülkiyet kavramıyla ilişkisi olduğunu da unutmaz isek, 'insanlar' eşit koşullarda yaşamaya başlayabilirse, yani 'erk' herkeste eşit olursa, insan soylu olmayı başarabilirsek ötekileştirmeden vazgeçebiliriz. Gıyaben soruya cevabımı da vermiş oldum :)

Birey de olsa toplum da olsa ortada bir kollektif bilinç vardır. Nedir o bilinç? Ne üzerinedir? Çıkar üzerine. Sanılmasın ki çıkar çatışmaları yalnızca eleştirel yaklaşımların merkeze aldığı bir konudur. Feminizm akımına mensup görüşe sahip olsun/olmasın tüm kadınların ataerkil toplumlarda bir sömürüsü reddedilemez bir gerçektir. Ancak işin özüne bakılacak olursa en bilinen üç tip feminist akım nezdinde ataerkil iktidara bir göz atalım ve elbette feminen çevrenin isteklerine de bu sırada bakalım.

Liberal Feministler, kadının her yönden kadın olmasını isterler özetle. Gerek dişilik, gerek hamaratlık, gerekse profesyonel meslek sahibi olmak anlamında hem iş dünyasında hem de aile hayatında göz önünde olmasını isterler. Bu akım bir bakıma uzlaşmacı ama öbür yandan da adeta erkek egeminliğinin reddini tam olarak gerçekleştirememiş bir izlenim yaratır. Yani bu akımdan bakacak olursak iş dünyasında yükselebilen bir kadın, evde de bulaşıktan, çamaşıra, yemekten temizliğe her işi yapabilmeli ve aynı zamanda seksepalitesini de kaybetmemelidir. Sonuçta başladığımız yere döneriz; sömürüye. Yalnızca şekli değişir.

Radikal Feministler, ciddi anlamda "erkek düşmanlığı" diye toplumun büyük kesimi tarafından yaftalanmış feministlerin mensup olduğu akımdır; çünkü adından da belli olabileceği üzere, en radikal yaklaşımdır feminizm konusunda. Şöyle ki; kadınların özel yaşamındaki bastırılmışlığın yine özel kaldığına ve özel olması gerektiğine dair o yaygın kanıyı yıkmaya ve bunun aslında erkek egemenliğin politik bir stratejisi olduğunu kabul ettirmeye girişmişlerdir. Yani özel alanın aslında politik olduğunu belirtmişlerdir. Şimdi ipler tam bu noktada kopuyor. Sözlerimin başında çıkar ilişkileri burada devreye giriyor tam anlamıyla. Çünkü radikal feminizm kadının kadınsallığının da kendine özgü ve doğasında olan bir şey olduğunu reddediyor, bunu da erkek egemenliğinin bir dayatması, toplumsal baskının kadın üzerinde oluşturduğu bir değişim olarak gösteriyor. Adeta kadınların da erkeklere benzemeleri gerektiğini dile getiriyor bir yerde. Ancak ne var ki kendileriyle çelişiyorlar; çünkü erkek egemenliği altında ezilmeyi kabul etmemek ne kadar doğruysa, adeta erkekleri dışlarmış gibi toplumsal cinsiyeti çok uçlarda yaşamaya kalkışmak da bir o kadar yanlış oluyor. Çözümsel değil, çatışmacı bir hareket yaratıyor.

Şimdi gelelim Sosyal Feminizm'e. Bu akım özetle, sömürü sorununun kapitalist yönetimin bir getirisi olduğunu ve kadın emeğinin de kadın varlığının da piyasadan uzak kalması için çabaladığını öne sürer. Bir nevi bedava iş gücü sağlanır yani toplumda. Bu noktada kadın, doğayla bir tutulur sözünden hareketle kadının doğurganlığını da buna ekleyerek "Bu, kadın işidir. " tarzında düşüncelerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Dolayısıyla pek çok toplumda kadın işi ayrı, erkek işi ayrı görüşü yaygın hale gelmiştir. Bunun böyle yapılmasının en temel nedeni de kadının bilhassa ev içindeki emeğinin karşılığında para almıyor olmasından emin olmaktır. Ancak ne var ki aynı işi bir başka kadına para karşılığında yaptırdığımız da toplum olarak gözümüzden kaçmaması gereken bir gerçektir. Yine başka bir çıkar noktası yani.

Şimdi gelelim sorunun cevabına. Ötekileştirme çabalarının önlenmesi mümkün mü? Hem evet, hem hayır. Evet, mümkündür; çünkü kadın da olsa erkek de olsa sağlıklı, iyi eğitim almış her birey halihazırda o toplum için potansiyel bir uzmandır, yani doğru eğitimler sonucunda profesyonel meslek sahibi olacak bir kişidir. Her iki cinsten de iş hayatında üst sıralarda olan veya devlet kurumlarında en can alıcı mesleklerde çalışan insanların örneği saymakla bitmez. Öncelikle bunun görülmesi ve bireyin hangi cinste olduğuna bakmadan önce, her bir bireyin ilk önce bir insan olduğu gerçeğine bakılması gerekir. Ondan sonrası da sosyalizasyon sürecinde mahalli baskının ortadan kalkmasını sağlayacak ölçüde toplumu top yekun bilinçlendirmek gerekir. Bu da ancak tüm bir neslin her yönden eğitimi ile mümkündür.

Eğer bu adımlar atılmaz ve olaya bu pencereden bakılmazsa o zaman cevap hayır, kadının ötekileştirilmesi girişimlerini engellemek mümkün değildir şeklinde değişir. Çünkü geleneksel toplumlardan modern toplumlara evrilme sürecinde ülkeler eğer bu iki kavram arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları net bir şekilde kendi insanlarına öğretemez/göstermezse bugün pek çok geleneksel veya modernleşme sürecine girişen toplumlarda "Karısını doktora götürürken bayan doktor arayan insan modeli"ne benzer modellerin türemesinin önüne geçilemez ki başkalaşımın ters yönde olması bir tek bu konuyla da sınırlı kalmaz. En önemli noktalarından biri olarak da şunu belirtmek gerekir ki pek çok noktadan mahalli baskı ile yaşamaya çalışan bayanlar evlendikten sonra dahi buna maruz kalmaya devam ederler ve bunun kendi kişiliğinin derinliklerinde yarattığı o gözle pek görülmez etki sebebiyle, bir bayan kendi çocuklarının eğitimini bile eksik gerçekleştirmek zorunda kalır; çünkü yaşamak istediği pek çok şeyi yaşayamamış ve yalnızca hayalde kalan hayalî tecrübeleriyle pratik evrene salmak zorunda kaldığı düşüncelerine güç vermeye çalışmıştır.

Özetle kapitalizmin kadınları piyasadan uzak tutarken, erkeklerin onlardan daha yüksek maaşlara çalıştırıldıklarını görmeyi denemesi ve kadın ötekileştirmesinin bu noktada piyasa iyileştirmesinden çok, toplumsal kötüleşmeyi doğuracağını görmesi gerekmektedir.
  • Paylaş
Boşa koysan dolmaz doluya koysan almaz
  • Paylaş
Ataerkil veya anaerkil toplumlarda herhangi bi fark gözetmeden ; feminen ve maskülen gibi keskin köşeli tavırlar, bize biçilmiş kısacak ömürlere haksızlık gibi görünüyor bana.
  • Paylaş
2

Devrim Deniz Bardakcı, ..yanıtınız anlaşılmadı konuyu biraz daha açar mısınız?

Şifon Yer, Kadının; kadınlığını, erkeğin; erkekliğini, kendilerine biçilen rollere sığınarak çok baskın şekilde dile getirmeleri, öncelikle kendilerini ötekileştirmeleri..kendilerine özel pozitif ayrımcılık uygulaması istemeleri.. İçten içe veya alenen kendi türünün üstünlüklerini savunmaları.. Vb durumlar. Her iki akım da bizi yanlışlıklarla dolu mutsuz ve umutsuz toplum yoluna götürüyor. Benim söylemimce Köşeli Tavır tam da bu oluyor.

Sonraki Soru
HESAP OLUŞTUR

İstatistikler

304 Görüntülenme14 Takipçi5 Yanıt

Eş Anlamlı Soru Ekle

  • Feminizm nedir?

  • Ataerkil toplum yapısıyla feminizmin zıt düştüğü noktalar nelerdir?

  • Feministler ataerkil toplumlarda neden ötekileştirilirler?

  • Ataerkil bir toplumda feminizmin saygı görmesi mümkün müdür?

  • Feminen kadın feminist olabilir mi?

  • Ataerkil bir toplumda erkekleşmeye çalışan bir kadın nasıl bir tepki alır?