Bilmek istediğin her şeye ulaş

Hoşgörü nedir?

Hak sahibinin, kendisine yapılan haksızlığa toleranslı davranması; hakkından vazgeçmesi, yapılanı iradî bir şekilde görmeme durumudur.

Din bağlamında hoşgörü ise "saygı" ile karıştırılan ya da karıştırılmak istenilen bir kavramdır. Aslında egoizmin bir göstergesi.

Her din kendisini "hak" olarak diğerlerini de "batıl" olarak görür. Hak din, batıl dinin ya da dinsizlerin "bazı" hal, hareket ve sözlerine toleranslı davranmasına "hoşgörü" denilmeye başlamıştır.

Bu açıdan "hoşgörü" bir "tepeden bakışı" ifade eder. Oysa olması gereken tüm dinlerin, mezheplerin, dünya görüşlerinin -toplum sağlığını tehdit etmedikleri sürece- birbirlerine "saygı" çerçeveside davranlamaları olmalıdır. Hoşgörü ötekileştirmenin, taraflaştırmanın diğer adıdır.
  • Paylaş
5

Serkan Köse, Yanıt ve yorumlarınızı ilgi ile takip ediyorum. Objektif ve farklı (aslında olması gereken) bakış açınız oldukça etkileyici.. Burada bunu belirtmek istedim... Saygılar ve sevgiler...

Mehmet Volkan Balbay, Bakış ve algınızdaki güzelliğin tecellisidir diye düşünüyorum. Teşekkür ederim.

Mehmet Volkan Balbay, Diyorsunuz ki:

"Alabildiğine filtreli, rafine, usturuplu ve ortaya yazıyorsunuz.Buysa gerçeğiniz başımızın üstüne."

Öncelikle şunu bilmenizi isterim ki, birilerinden "kabul görmek" gibi bir derdim hiç olmadı. O sebeple başınızın üzerinizde ağırlık yapmak istemem :)

"Buysa gerçeğiniz..." sözünüzü de anlıyorum. İnsanlar sanal alemde maskelerle yazıyor ve çoğunluğu gerçek hislerini örtüp sadece trübünlere oynuyor. Bu yönde şüphelerinizin olması doğal. Bu şüphelerinizin cevabını da zaman içerisinde bulacağınıza inanıyorum.

Fazıl Say ile alakalı NİYET OKUYUCULUĞU yapmıyorum. Zira Fazıl Say, niyetinin okunmasına lüzum kalmayacak şekilde İslam, Müslümanlar ve İnanç konularındaki tüm hislerini yıllardır zaten dile getiriyor. Bu yüzden "malum twit" üzerinden yorumlar yaparak Fazıl Bey'i farklı gösterme çabasına girişenleri herkesden önce sanırım Fazıl Bey reddedecektir.

Fazıl Bey'in söylemleri, açıklamaları ve röpörtajları ortada. Müslümanlara ve İslam'a olan alerjisini saklamadı ve saklamıyor. Bence bunda bir sorun yok.

Örneğin birisi çıkıp "Müslümanları sevmiyorum" diyebilir; "İslam bence hak din değildir" diyebilir. Radikal tipler ve din cahilleri dışında bu laflara kimse bir şey demez. Ancak durum bir şark kurnazlığıyla önce Müslümanlara etiket yapıştırıp ardından o etiket üzerinden saldırmaya ve hakaret etmeye kayıyorsa hiç kusura bakmayın o kadar "liberal" değilim!

Bu arada ben "hoşgörülü" birisi olduğumu hiç bir zaman dile getirmedim. Tam tersine hoşgörü konusunun inanç, din vb alanlarda yanlış olduğunu doğru olanın "SAYGI" olduğunu savundum ve savunuyorum. Hoşgörü tepeden bakmanın diğer adıdır. "BEN DOĞRUYUM, SEN YANLIŞSIN AMA SENİ HOŞGÖRÜYORUM" demektir. Ben bunun doğru OLMADIĞINI düşünenlerdenim. Bu yüzden de Fazıl Say'ı hoşgörmüyorum.

İnsanlar arası ilişkilerde hoşgörü değil SAYGI esas olmalıdır. Bu yüzden Fazıl Say'ın kişiliğine, sanatına ve inançsızlığına -hoşgörü değil!- saygım var. ANCAK Fazıl Say'ın "Allahçı" etiketi altında açık ve net olarak müslümanları tahkir etmesine ne saygım var ne de tahammülüm.

''Bilmem farkettiniz mi ama nerede yavşak adi magazinci hırsız şaklaban varsa
hepsi allahçı, bu bir paradoks mu?'

ANLAMAK İSTEMEDİĞİNİZ ŞUDUR:

Fazıl Bey bir PARADOKS'tan bahsetmektedir. Yani Fazıl Bey'e göre "yavşak adi magazinci hırsız ve şaklaban" kavramlarının zıttı "ALLAHÇI" dır. Yani bir Allahçı'nın "yavşak adi magazinci hırsız ve şaklaban" olması ona göre PARADOKSTUR.

BUNU ANLADINIZ MI?

Şimdi asıl soru şu:

Madem -sizin de savunduğunuz gibi- ALLAHÇI kavramı zaten din üzerinden prim yapan, sahte müslüman için kullanılan bir kavramsa ve Fazıl Bey'de bu kavramı O ANLAMDA kullandıysa NEDEN BU DURUMU BİR PARADOKS OLARAK GÖRÜYOR?

Yani bir "sahte müslümanın" bir "dinci şarlatanın" yani bir ALLAHÇI'nın "yavşak adi magazinci hırsız ve şaklaban" olması PARADOKS MUDUR? YOKSA "MULUMUN İLANI" MIDIR?

Buradan açıkça anlaşılmaktadır ki Fazıl Bey ALLAHÇI kavramını sizin iddia ettiğiniz gibi "sahte müslümanlar" için kullanmıyor. Öyle olsa zaten "sahte" müslümanın yapması normal karşılanacak şeyler olan "yavşak"lık, "adi"lik, "magazinci"lik, "hırsız"lık ve "şaklaban"lığın bir PARADOKS yarattığını vurgulamaz.

Mehmet Volkan Balbay, Beyefendi, şayet yazışmadaki seviyeyi aşağılara çekerek durumu kotarma peşindeyseniz yanlış yolda olduğunuzu bildireyim.

Çekmeye çalıştığınız zemini farkederek, sizi o zeminde yalnız bırakıyor ve bu yüzden yazınızın ilk dört paragrafına cevap vermiyor, o kısımla alakalı yorum yapmıyorum.

Diyorsunuz ki:

"Hoşgörü, sabır demektir, tahammül, erdem, katlanmak demektir. Aynı ortamda, aynı şartlarda yaşayan eşit insanlar arasında ekseriyetle yaşanır..."

Diyorum ki:

Siz ya okuduğunuzu anlamıyor ya da anlamak istemiyorsunuz. Size DİN VE İNANÇ konusunda HOŞGÖRÜ nün -bence- olamayacağını söyledim.

Ayrıca din ve inanç alanlarında HOŞGÖRÜ den daha erdemli olan SAYGI nın olması gerektiğini anlattım.

Şayet bunu anla-ya-mıyorsanız bu sizin sorununuz.

Diyorsunuz ki:

"...Tepeden bakma durumu başka bir yönüdür, idarenin hoşgörüsüdür."

Hayır efendim, yanılıyorsunuz. Sadece "idare" ile alakalı değil "din" ve "inanç" alanında da "hoşgörü" tepeden bakmanın, "benim fikirlerim, bildiklerim haktır; seninkiler ise batıldır" demenin diğer adıdır.

Aslında siz de ifade etmişsiniz: "sabır, tahammül, katlanmak..."tır hoşgörü. Peki kime göre, neye göre?

Örneğin; namaz kılan birisi olsanız, namaz kılmayan arkadaşınıza "hoşgörü" ile mi bakarsınız?

Eğer cevap "evet" ise; ne hakla? Namaz kılmamak aşağı bir durum mudur ki, siz bu duruma sabır ya da tahammül gösterip katlanıyorsunuz?

Siz, "hoşgörmelidir" diyerek kendinizi o kişiyi hoşgörecek bir konuma yükseltiyorsunuz. Oysa olması gereken "saygı" duymaktır.

Diyorsunuz ki:

"Farklı dünya görüşlerinin birlikte yaşamasının anahtarıdır hoşgörü..."

Tam tersine. Anahtar hoşgörü değil "saygı" dır. Bunu anlayabilmek için "objektif" bakabilmeyi öğrenmek gerekmektedir.

--------------------------------

Ben sizi hoşgörmüyorum. Çünkü hoşgörmek için sizde tahammül edeceğim, katlanacağım, sabır göstereceğim bir yön göremiyorum.

Anlamadığım ise, kendinizde tahammül edilecek, sabır gösterilecek ya da katlanılacak hangi yönlerin olduğunu düşünüyorsunuz ki benden hoşgörü istiyorsunuz?

Neyse, keyfiniz bilir.

Bu arada inploid tebliğ ve irşad mekanı değil soru cevaplama mekanıdır. Soru soranlar cevap almak için sorarlar ve ben de cevap veririm. Verdiğim cevaplarda doğru bildiklerimdir.

Aslında sizi anlıyorum. Kafanızda canlandırdığınız müslüman tipi, tartışmanın ikinci dakikasından sonra küfür etmeye, hakaret etmeye, saçmalamaya başlayan tip olduğu için acizane tavrım sizi şoke etti. Sanırım tahkir ederek "dur şunun gerçek yüzünü ortaya çıkarayım" dediniz ama o da tutmadı.

Arkadaşım. Sen beni ve çevreni hoşgörmeye devam et. Lakin ben sana ve çevreme sadece saygı duyacağım. Kimseyi kendimden üstün görmediğim için SAYGI duyacağım. Kimsede -din ve inanç alanında- katlanılacak, tahammül edilecek, sabır gösterilecek bir yön görmediğim için SAYGI duyacağım.

Umarım anlaşılmışımdır.

Bu arada benim için "kibirli" demişsin. İltifat kabul ediyorum :)

Mehmet Volkan Balbay, Yine bu arada ÇALIŞAN birisiyim. YOĞUNUM! Yirmi dört saatimi inploide ayıramıyorum. Geç yazmalarımın başka bir sebebi yok. İnploidi e-mail ile karıştırma lütfen olur mu...

Çok ilginç yanıtlar gelmiş, başkasının hatasını görmemek, anlayışlı ve sabırlı olmak meğer kıç kaldırmanın gaz haliymiş. Bende düşünüyordum kaba, geçimsiz, öküz, biatçı, anlayışsız insanlar (kadin-erkek) neden bu kadar arttı diye, sebebini şimdi anladım hoşgörünun berbat birsey olduğunu madem biliyormuş vatandaş. Ne cahil bir adamım ben yaw.
  • Paylaş
Derleme;


Kelime anlamları;
  • her şeyi anlayışla karşılayarak olabildiği kadar hoş görme durumu, müsamaha, tolerans(!)
  • müsamaha, tahammül
  • katlanma, görmezden gelme veya göz yumma
  • başkalarını eylem ve yargılarında serbest bırakma
  • kendi görüşümüze ve çoğunluğun görüş biçimine aykırı düşen görüşlere sabırla, hem de yan tutmadan katlanma
  • İzin verme, aldırmama, iyi karşılama
  • Sosyal ilişkilerde bir tarafın, bazen farkında olmadan, kasıtlı olmayarak, bazen de kasıtla diğer tarafa (maddi/manevi) zarar verebilecek bir sahne yaratması durumunda, diğer tarafın bunu görmezden gelerek veya cevabından vazgeçerek ödün vermek tahammülünü (erdem) gösterebilmesidir.
Hoşgörü;
  • toplumsal ve toplumlar arası insani ilişkilerde bir erdem olarak kendini gösteren temelde bireysel bir yaklaşımdır. Hoşgörü; benimsenip hoşlanılmasa da evrensel insan hakları çerçevesinde insanın insan olarak doğuştan getirmiş olduğu hakların kabul edilmesi, ya da bunların yerine getirilmesine karşı konulmaması demektir.
  • Hoşgörü insani bir sorumluluk, bireylerin birbirlerini tanıması ve olduğu gibi kabullenmesi, barışın ve huzurun sağlanabilmesi için atılabilecek bir adımdır. Hoşgörüde, hoş görülene karşı bir lütuf, nezaket söz konusu değildir. Sadece insan olarak farklılıklara gösterilmesi gereken saygı ve anlayış vardır.
  • Tolerans kavramının tanımına, tarihi geri planına tamamen yabancı bir kişiye toleransın hoşgörü olduğu söylenirse, o kişinin kavramı doğru anlaması mümkün değildir. Hoşgörü kelimesi içinde ‘hoşluk’ barındıran, olumlu düşünceler çağrıştıran bir kavramdır. Tolerans kavramı ise tarihi geri planını düşünecek olursak din ve mezhep kavgaları esnasında ortaya çıkan toleranssızlığa karşı panzehir olarak ortaya çıkmış, içinde hoşluk barındırması söz konusu olmayan, biraz kilise, biraz teoloji, biraz da yanmış insan eti kokan bir kavramdır.
  • Ayrıca Ortaylı’nın bu konudaki tespitleri dikkat çekicidir: Tolerans dediğimiz zaman bir müessese ile karşı karşıyayız ve bu çok yanlış yorumlanıyor kanaatimce. Çok yerinde olmayan tavsifler, atribüsyonlar, nitelendirmeler yapılıyor… Maalesef bu kelime bizde halkçı bir yorumla ‘hoşgörü’ diye tercüme edilmiştir. Hoşgörü, Anadolu ağızlarından alınmış ‘Hoş gör canım’ gibi bir laftır. ‘Ne kadar güzel, toleransı ifade ediyor’ diye kullanılır ama alakası yoktur. ‘Hoş görmek’ tolerans kadar ciddi bir olay değildir. Mesela ‘Kalabalığın karşısına kravatsız çıkıyorum, bunu hoş görün’ gibi. Buradaki fiil çok ciddi değildir. Aile içinde birisi fazla içip bağırmıştır, hoş görelim. Arkadaşlarımızdan birisi, bir çiğlik, bir kabalık yapmıştır; hoş görelim şeklinde gider. Bu bir müesseseyi ifade etmez.
  • Toleransı ortaya çıkaran ‘tahammül etme’ ve ‘katlanma’ fikirleri kelimeye olumsuz bir anlam yüklemiştir. Zira tolerans; ‘hoşlanılmayan ve varlığı kabul edilmeyen fakat zorunlu olarak var olan şeylere karşı olumsuz bir tahammüldür. Onda içsel bir sıkıntı ve rahatsızlık vardır. Tolerans, istenilmeyen ancak önüne geçilemediği için daha büyük sorunlar doğmasından tedirgin olarak bir şeye karşı gösterilen zorunlu bir tahammül eylemidir. Toleransın içinde barındırdığı bu gerilimi Ortaylı şöyle ifade etmektedir:
  • …Toleransın içinde zaten ‘hoş’ kelimesinin geçmesi çok abestir. Toleransta hiçbir şekilde hoşluk söz konusu değildir. Allah’ın ıztıraplı, sabır isteyen, adamı çileden çıkaran bir fiildir. Bu müessesenin tarihteki oluşumu, gelişimi de böyledir. Hoş görülecek, hoş tutulacak bir olay söz konusu değildir. Öyle hiç kimse hiç kimseyi hoş görmez. Hoşluk bir durum yoktur ortada.
  • Tolere etmek önce kınamak sonra katlanmaktır, veya daha basitçe katlanmanın kendisi kınamaktır. T.S. Eliot ‘Hristiyan tolere edilmek istemez’ diyerek toleransın içinde barındırdığı bu gerilimden bahsetmişti. Tolere edilmek, tahammül edilmek, katlanılmaktan ziyade saygı görmek ve onurlandırılmak istenilebilir. Bu yüzden tolerans özgürlük fikrinden de çok uzaktır, eşitlikten daha azdır. Tolerans özgürlük fikrinden değil, özgürlük tolerans fikrinden doğmuştur. Zira toleransın olduğu yerde özgürlükten bahsedilemez. Tolere edebilen bir güç olduğuna göre isterse tolere etmeyebilir. Bu durum da bir özgürlük anlayışının olmadığının kanıtıdır. Tolerans her zaman sadece toleranstır ve ideal bir değer olmaktan uzaktır.
  • Devletleşmenin doğuda daha erken yaşanması sonucu buradaki toplumlar farklı kültler, dinler, diller ile iç içe yaşamaya alışmışlar ve her hangi bir problem doğmamıştır. Bu yüzden tolerans kavramının doğuda bir karşılığı yoktur. ‘ Tesamuh’ kelimesi bir yakıştırmadır, ‘hoşgörü’ ise kelimenin anlamını asla karşılamaz.
  • Tolerans kavramının batıda da artık ‘hoş görme’ unsurunu içererek kullanılmaya başlandığı görülüyor.
  • Halkın kendi içinde meydana gelen farklılıklara karşı tutumu, kurumsal yapıda devletin veya din adamlarının tutumları ile uyuşmayabilir. Ancak bu durum hukuki bir sorun oluşturmadıkça halk ve kurumsal yapıya karşı karşıya getirmeyecektir. Bu yönüyle de hoşgörü olgusu, varlık olarak her şeyi temeline oturtan, fıtrattan kaynaklanan her türlü farklılığı doğal kabul eden ve bu yönüyle de kınamaya yer vermeyen ahlaki bir olgudur.
  • Kavramları belli bir millete ait gibi düşünmek yanlış görünse de, kavramalar içinden çıktığı toplumlara göre şekillenir ve bir şeyler ifade ederler. Tolerans kavramı son zamanlarda ilk ortaya çıktığı dönemdeki dini yükünü ve negatif anlamını üzerinden atmış gibi görünmekle birlikte, insanların renklerini, dillerini ve ırklarını tolere etmekten bahsedildiği vakit yine olumsuz anlamını kazanmaktadır. Bu durum insanların fıtri farklılıklarını doğal karşılayıp özgürlük ve insan hakları kavramlarına saygı duyulmadıkça da devam edecektir. Hoşgörü kavramı ise tamamen halkçı bir yaklaşımla farklılıkları doğal gören ve onlarla birlikte yaşamayı problem etmeyen kişilerin bireysel tutumlarıdır ve doğu ülkeleri ile mistik dinlerde kendini gösterir. Türkçede böyle bir kavram olmakla birlikte, diğer dillere bu kavramı çevirmek oldukça güçtür. Bunun sebebi de daha önce değinildiği gibi kavramların hayat buldukları toplumlarda anlam kazanmalarıdır.
  • Hoşgörü kelimesi ise tamamen Türk halk kültürünü yansıtan, diğer dillerde karşılığını vermekte zorlandığımız bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Kelimenin bugün kullandığımız haliyle ortaya çıkışı yirminci yüzyılın son çeyreğine rastlamaktadır.
  • Eski Anadolu Türkçesinde ‘hoş görmek’ şekliyle ortaya çıkan fiil Türk-İslam unsurlarının senteziyle ortaya çıkmış bir anlayışı ifade eder. Bu şekliyle kelime bir kurumun tavrını belirtmekten uzaktır. Hoşgörü, farklı yaşam tarzlarına sahip kişilerin birbirlerine gösterdiği bireysel bir tutumun ifadesidir.
eprints.sdu.edu.tr/576/1/ts00661.pdf

------------------------------------------------------------------------

Din ve inanç açısındansa; İslam, Allah'ın sonsuz merhamet ve şefkatinin yeryüzünde tecelli ettiği huzur ve barış dolu bir hayatı insanlara sunmak için indirilmiş bir dindir. Allah tüm insanları, yeryüzünde merhametin, şefkatin, hoşgörünün ve barışın yaşanabileceği model olarak İslam ahlakına çağırmaktadır.

"Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır." (Bakara, 2/256)

"Onlara 'zor ve baskı' kullanacak değilsin." (Gaşiye, 88/22)

"Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak. İşte bunlar, sağ yanın adamlarıdır." (Beled, 90/17-18)

Araf Suresi'nin 199. ayet-i kerime "Sen af yolunu benimse"

"İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel bir tarzda(kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost (un) oluvermiştir." (Fussilet, 41/34)

Mevlânâ’da aşk, hayatın aslıdır, özüdür; kâinatın yaratılış gayesidir. Kaynaklara göre kutsi hadîs olarak bilinen bir rivayette, O (sas) şöyle anlatılmıştır: “Eğer sen olmasaydın, varlığı yaratmayacaktım.” Yani, varlık âleminin yaratılmasındaki yegâne gâye, Allah’ın Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’e (SAS) duyduğu sevgidir. Mademki varlığın özü aşktır, aşkın en ileri noktası olan Allah aşkı ve sevgisi her şeyin üzerinde bir değere sahiptir (Yeniterzi, 48). Mevlânâ bu düşünceden hareketle, binlerce beyitte ilâhî aşktan bahseder.

Hakiki kulluk, insanı hoşgörüye götürür. Hoşgörü, başka inanç ve kanaatlere saygılı olmaktır. Esasen başka inanç ve kanaatlere saygılı olmak, kendi inanç ve kanaatine bağlı olmamak değildir. Ayrıca bütün inanç ve kanaatler karşısında kayıtsız kalmak da değildir. Hoşgörü, ne fikrî mânâda başıboşluk, ne de şahsiyetten fedakârlıktır. Sözün özü hoşgörü, insanları kendi konumunda kabul etmektir.

Ebu Hanife anlayışında inançsızlık (küfür) her ne kadar cinayetlerin en büyüğü olarak değerlendirilse bile, kul ile Allah arasında kabul edilir ve böylesi cinayetlerin cezasının Âhiret’e ertelendiği belirtilir. Bu prensipten hareketle, sosyal, ahlâkî ve hukukî münasebetlerde, insanlık vasfı esas alınır. Bu anlayışa göre, kötü olan insan değil, insanın davranışlarıdır.

Mevlananın düşünce dünyasında da hoşgörü, Allahın güzel ve hoş olarak yarattığı her şeyi görebilmek yeteneğidir, yani hoş olanı keşfetmek, yaradılana yaradandan ötürü hoşça bakmaktır. Hoşgörünün esası farklı olana farklı bakmamak ve onu ötekileştirmemektir. Çünkü çokluğu oluşturan her parça, bütün içindeki yeri kadar değerlidir. Çoklukta birlik, birlikte de çokluk önemlidir.

''Sen bakmasını bil de dikende gül gör, dikensiz gülü herkes görür. Zaten iyilik aradı mı insanda kötülük kalmaz ki?''

''Gel, gel, ne olursan ol yine gel. İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel. Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir. Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gelAhlak Felsefesi''

  • Paylaş
Hoşgörü, aşağılamadır. ''Senin düşüncen, benim düşünceme ters olmasına rağmen, sana tahammül ediyorum'' demektir. Kimseyi hoş görmeyin.
  • Paylaş
Gücünüzü zedelemeyen, rakip olarak görmediğiniz, düşünce ya da davranışlara tolerans göstererek ego şişirmektir.

İktidarınızı, gücünüzü, fikrinizi, inancınızı, davranışınızı zora sokacak bir güce, fikre, davranışa, inanca hoşgörülü davranmak ya da davrandığını iddia etmek mümkün değildir.

Misal sorsan biz ırkçı değiliz, zencileri çok severiz. Salın bakalım İstanbul sokaklarına 1 milyon zenciyi, nasıl ırkçı değilmişiz bir görelim.
  • Paylaş
Hoşgörü, yaratanı ve yaratılanı bilmekle ilgili derin bir konudur aslında.

Yaratılan, her türlü gaflete ve nefsine yenik düşebilen, kusurlu ve hayata beşer gözleriyle bakandır. Yaratan ise yüce gönüllü ve sınırsızdır. Bu sınırsızlık her türlü kavramı içinde barındırır.

Sınırlı, sınırsıza şükredemez; bu mümkün değildir. Kendi acizliğini bilen yaratılanın, bir olay ya da durum karşısında bulunduğu yeri ve yaratıcısını unutmadan, benlik duygusunu hiçe sayarak yaratanın vasıflarından birini yansıtacak olgunlukla davranmasına (yani teknik olarak yapılan yanlış ya da haksızlığı görmezden gelmesine) "hoşgörü" denir.

Tabi önce "yaratılan" kişinin, kendini ve yaratıcısını tanıması gerekir. Aksi durumda kişinin davranışı hoşgörü gibi gözükse de bilinçsizce yapıldığı için sadece hoşgörü izlenimi veren olumlu bir davranış olarak kalır.

Not: Hoşgörü kavramı, din ve ahlakla doğrudan ilintili olduğu için bu şekilde açıklama gereği duydum.
  • Paylaş
Sana ters gelen bazı şeyleri görmezden gelmektir.
  • Paylaş
Sonraki Soru
HESAP OLUŞTUR

İstatistikler

2180 Görüntülenme11 Takipçi7 Yanıt

Eş Anlamlı Soru Ekle

  • Neden bazı insanlar kabullenmek yerine aşağılayarak tahammül etmeyi yani hoşgörüyü seçerler?

  • Sünni olmayanları doğrayan sünniler olduğu sürece dinlerinin hoşgörü dini olduğundan söz edilebilir mi?