Bilmek istediğin her şeye ulaş

İnsanların bilinçli ve ahlaklı olması için din gerekli midir?

İnsanların bilinçli ve ahlaklı olması için tek ihtiyaçları olan kendi vicdanlarıdır. Din olmadan da kendimize ait değerlerimiz olmalı. Yapacaklarımızı "günah" diye değil, kendi vicdanımız öyle uygun gördüğü için yapmalıyız ama din ahlakla iç içedir. Bunun ne kadar doğru uygulandığı tartışılır ama nerdeyse bütün dinlerde öldürmek, çalmak, yalan söylemek günahtır. Yani sonuç olarak ahlak olması için din gerekmez ama din olması için ahlak gerekir.
  • Paylaş
Ahlak, huy demektir ve insanların bir şeylere inanıp inanmaması bunu değiştirmez, zira can çıkar da huy çıkmaz.. Namaz'a giderken yola tükürmek bilinçli ve ahlaklı bir davranış değildir. Senin memleketinde, boşver memleketi, komşuların açken, sen 4. Umreye gidiyorsan... Yeni bilgilerin oluşturulması için okullar, kütüphaneler yerine, totoloji( -bu kelimeye bayılıyorum :) -) için camilere teşvik ediyor ve bunu onaylıyorsan, ahlak ve bilinçli insan kavramını oturup tekrar düşünmek gerekiyor bence... Ya onların bilinçlerinde bir sorun var ya da benim ve benim gibilerin. . .
  • Paylaş
Tek kelime ile: Hayır.
Ek olarak bu yazıyı taktim edeyim sizlere.. ufa.lt/t3jgw6
  • Paylaş
1

Enfal Anıl, Onların içinde bir açlık ve boşluk var, bunu doyurmak ve doldurmak için zaman zaman daha merhametli olabiliyorlar. Çünkü din insanı nefsine güzel gelen şeylerden kısıtlar, zamanının bir kısmını ayırmasını emreder, ateistlerde bunlar olmadığı için ruhlarını doyurucu yollara başvururlar.

Gerekli değildir. Din büyük toplulukları sorgulanamaz bir otorite altında tutmak içn geliştirilmiş bir felsefedir. Çekirdekten bakarsak aile içinde Baba, il de Vali, ülke de hükümet, dünyada'da Tanrıdır. Din iddaya, bilim ispata dayalıdır. Bu nedenle bilim adamları dini kabul etmemektedir.

Ateist veya Agnostik demek Satanist demek değildir!

Din'e daha soft bakan bilim dünyası "Bilimsel olarak ispatlanana kadar herşeyi tanrı yaratmıştır diyebiliriz" yaklaşımı ile din adamlarının sert düşünce yapısını kırarak, mantık düzlemine yaklaştırmayı hedeflemektedirler.

Her insan dünyadaki her türlü değere, yargıya ve otoriteye karşı nötr doğar. Daha sonra bulunduğu ülke, aile, ortam ve çevre bunu şekillendirir.

Sorgulamadan kabullenen bir zihniyetin, iyi bir birey olabilmesi çok zordur.

Dini yazıtlar genelde net tanımlamalar içermezler, bu nedenle yoruma açıktırlar. Bu sebebten mezhepler ve alt dini gruplar oluşur. Herkes kendi bildiği yoldan inanır.

Uzun bilimsel araştırmalarım sonrasında maalesef düzeni bozmamak adına sizlerle paylaşamayacağım sonuçları değerlendirdim...

Tek tanrılı gök dinerinin kutsal kitaplarına baktığımızda; Tevrat, Zebur, Kuran, İncil hepsinin ortak noktası "Yapıcı insan modelini tanımlamaktadır!"

Yani; insanlığa faydalı, üreten, düzelten, paylaşan, öğreten iyi insan yapısıdır.

Araştırmalarım sonucu şuan beraber yaşadığımız insan toplumunun bilinç seviyesinin yetersizliğinden dolayı Din gereklidir bence.

Şöyle düşünün; Bir asker'de adam öldürebilir. Siz de öldürebilirsiniz. Siz birini öldürdüğünüzde veya yaraladığınızda, eğer içinizde biraz iyilik varsa pişman olup üzerinizdeki dini inançlarınızdan kaynaklanan psikolojik baskıdan kurtulamak için polise teslim olursunuz.
Oysa ki asker'de sizinle aynı dini inanışlara sahip fakat yasal ve dini olarak bu insan öldürme eylemi meşru kılındığı için gayet rahat şekilde akşam başını yastığa koyup uyuyabilir.

Aradaki fark nedir? İkiside aynı dine inanıyor!

Şimdi bu çok uzun bir konu, üzerine bir kaç kitap yazsam sanırım yine de tam olarak açıklayamayabilirim. Parça, parça bilgi verip daha fazla insanların kafasınıda karıştırmak istemem.

Sadece söyleyebileceğim; neye inanırsan inan bir kez sorgula. Bu böyle ama neden böyle? Allah neden böyle bir düzen kurmak istemiş olabilir? Peygamber neden bunu emretmiş? Ben Hristiyan veya Yahudi bir ülkede doğsam yinede Müslüman olur muydum? Bunun gibi sorulara cevap vermeden, ve aklınızdaki soru işaretlerini gidermeden sadece ben inanıyorum diyip inanmak bence inandığınız şeyi kandırmaya çalıştırmaktır!

Yazdığım herşey kendi görüşümdür, katılmayabilirsiniz.
  • Paylaş
Türkiye tarzı, toplumunun çoğunluğu Müslüman (!) ancak sistem olarak laik rejime sahip ülkelere objektif olarak bakıldığında görülen manzara içler acısıdır. İslam ile Müslüman arasında uçurumlar vardır ve Allah'ın varlığını, Hz. Muhammed'in peygamberliğini kabul edenlerin yaşamlarında dinin yeri çok ama çok azdır.

Buradan anlaşılıyor ki insanlar kendi hallerine özgür sistemlerde İslam'ın emirlerinin çoğunluğunu görmezden geliyor.

Şeriat ile yönetilen ülkelere bakıldığında da, yaptıkları anayasalar da İslami emirlerin uygulanmasını cezai müeyyidelerle -ancak- sağlayabildiklerine şahit oluyoruz. Buradan da anlaşılıyor ki İslam'ın emirlerinin çoğu ancak ve ancak kanuni zorlamalarla, cezai müeyyidelerle mümkün.

İslam tarihine de bakıldığında aynı durumla karşılaşılır. Henüz Hz. Muhammed'in cenazesi ortadayken bazı Arap kabilelerinin zekat vermemek için ayaklandığını biliyoruz.

Buradan çıkan sonuç aslında şudur:

Bilinç ve ahlaklı olmak din, kanun, ceza ve benzeri zorlamalarla ya da teşviklerle yaşanacak ve kalıcı hale gelecek erdemler değildir. Bilinçli ve ahlaklı olmanın sadece iki yolu olduğuna inanıyorum. Bunlardan ilki evrensel değerlerin sağlıklı bir şekilde yeni nesle aktarımı ve ikinci olarak insanlar arası eşit - adil bir ekonomik, sosyal, hukuki sistem.

Bu ikisi uygulanmadığı sürece dünya üzerinde hiç bir sistem bilinçlendirme ve ahlaklandırma işlemini gerçekleştiremez.

Eğitimden yoksun kalmış, ekonomik baskıların altında ezilmiş ve devlet/toplum tarafından hakkının yendiğini düşünen insanların bilinçli davranması ya da ahlaklı davranması mümkün değildir! Hiç bir "din" bunu başaramaz ve başaramamaktadır da! Dünya da örneği yoktur.
  • Paylaş
Din Felsefesi

İnsanların bilinçli ve ahlaklı olması için belki din gerekli değildir ancak vicdan ve salt düşünüp karar verme mekanizması özgür olduğundan her zaman bilinçli davranışlar sergileyemez, ahlaklı olmanın sınırlarını doğru belirleyemez. Toplum düzeni ve insan yaşamı için bir takım standartlar olmazsa kaos ve kargaşa çıkar, toplumun huzuru bozulur.
Nasıl ki yasalar, kanunlar insan hayatını düzenliyor ve belli standartlara sokarak eşitliğin ve huzurun sağlanmasını hedefliyorsa dinler de insanların yaşamını düzene koymayı, toplumsal huzuru sağlamayı ve ruhlarındaki boşluğu doldurmalarını sağlıyor. Zaten din de bilinçli ve ahlaklı olmayı emrediyor. Din dogmatik bir olgudur lakin emirleri ve yasakları olması gereken insan modelinin (bilinçli, ahlaklı ve dahası) çizgilerini çizer.
Bilinçli ve ahlaklı olan bir insan zaman zaman taviz verebilir ya da toplumsal değişimlere göre ahlak sınırlarının değişmesini göz önünde bulundurarak, ahlak kavramını değiştirerek anlam yükler ve yaşar. Oysa dinde böyle bir durum söz konusu değildir.
Örnek vermek gerekirse, dinlerde nikahlı olmayan kadın ve erkeğin birlikte yaşaması; bırakın cinsi münasebeti, açık ya da gizli olarak sarmaş dolaş gezmesi, yakınlaşması ahlaksızlık olarak nitelendirilir. Oysa din unsuruna dayanmadan bilinçli ve ahlaklı olduğunu iddia eden bir birey, bu konuda düşüce ve nefis muhasebesinin sonucunda bu tip bir yakınlaşmayı eğer gizli olarak yaparsa, insanlara zarar vermezse, görünürde toplumun huzurunu bozmazsa, çocuk ve gençlere kötü örnek olacak bir davranış sergilemezse bunun ahlak dışı olmadığı sonucuna varabilir. İlk bakışta oldukça mantıklı gibi görünebilir çünkü ahlak dediğimiz olgu da toplumsal yaşamın gereği olarak ortaya çıkmıştır ve insanlarca kabul gören ortak bir kavramdır; şayet üçüncü şahıslar gizli olan bu münasebeti değerlendirmezse ahlaklı ya da ahlaksız bir davranış şeklinde bir nitelendirme de söz konusu olmaz. 
Bu davranış kimi toplumlar tarafından ahlaksızca değerlendirilirken, kimileri de kendi tercihleri isteyen istediğini yaşayabilir, yapabilir diyebilir. Oysa ileriye dönük düşündüğümüz zaman bu sınırların git gide esnekleşerek hatta ortadan kalkarak başlarda ahlaksızlık gibi görünen davranışlar artık alışılan sıradan hale gelecek ve ahlaksızlık olarak algılanmayacaktır. Sonuç olarak ahlak sınırları yeniden çizilecektir. Yeniden çizilen ahlak sınırları aslında sınır değildir, toplumun alışmasıyla değişen algılamadır.
Din olgusuyla büyüyen, yetişen ve dini inancı olan birey için ise ahlaksızlık sınırları bellidir. Bundan 200 yıl önce yaşayan birey için de şimdi de 100 yıl sonra yaşayacak olan bireyler için de ahlaksızlık olarak nitelendirilen davranışların aynı olması aslında bilinçli ve ahlaklı olmak için dinin ne kadar gerekli olduğunu göstermektedir. Eğer bir şüphe olursa kutsal kitapta yazanlara göre ahlak sınırları hatırlanabilir ve düzensizlik meydana gelmez.
  • Paylaş
@lorquina Ece kısmen haklı ahlaklı, vicdanlı bir insanın iyi bir kişi olmak için dine ihtiyacı yoktur. Zaten ahlaksızların iyi insan gibi davranabilmesi için icat edilmiştir din... Dinsiz insan içi dışı bir mümindir ama münafıklar dindar görünenler arasından çıkar.
  • Paylaş
Sonraki Soru
HESAP OLUŞTUR

İstatistikler

1802 Görüntülenme13 Takipçi8 Yanıt