Bilmek istediğin her şeye ulaş

Meal ve Tefsir arasındaki farklar nelerdir?

Meal, kısaca Kuran'ın başka bir dile tercümesidir. Ayetlerin dilde anlaşılabilecek düzeye çevrilmesi işlemidir. Tefsir ise bundan farklı olarak ayetlerin çevrilmesi ile birlikte ayetlerdeki derin manaların da içine alan daha geniş bir açıklama ekolüdür. İslami ilim olarak geçer. Bu farkı anlamak için Fatiha Suresi'nin 2. ayetinin bir mealine, bir de tefsirine bakalım:
  • Ayet: اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ (El hamdu lillâhi rabbi el âlemîn)
  • Meal: "Hamd, Âlemlerin Rabbi, Rahmân, Rahîm, hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) maliki Allah'a mahsustur." (Diyanet Meali)
  • Tefsir: "Dilimizde övme ve teşekkür etme, Arapça’da medih ve şükür kelimelerinin hamd kelimesine yakın mânaları bulunmakla birlikte bunlar arasında birtakım ince farklar da vardır. Methetme (övme) bir iyilik ve güzellik karşısında yapılır; bu iyilik ve güzelliğin sahibi, kendisinin bunda iradesi ve etkisi olsun olmasın methedilebilir. Kişi kendi iradesinin eseri olmayan güzelliği sebebiyle övüldüğü gibi cömertlik ve cesaret gibi erdemlerinden dolayı da övülür. Halbuki hamd ancak irade ve istekle hâsıl olan iyilik ve güzellik karşısında yapılır. Şükür ve teşekkür “isteyerek yapılmış (ihtiyarî) bir iyilik ve ihsana karşı dille veya başka şekillerde uygun mukabelede bulunmak”tır. Bu, hem Allah’tan hem de insanlardan gelen iyilikler karşılığında yerine getirilmesi beklenen ahlâkî bir ödevdir. Hamdetmek de dil ile yapılır; “hamdolsun, elhamdülillâh...” denir, ancak bunun sebebi yalnızca nimet ve ihsan değil, irade ve ihtiyara dayalı bütün güzellik ve iyiliklerdir. Bu mânada hamd yalnızca Allah’a mahsustur. Çünkü başkalarına ait olan iyilik ve güzellikler, gerçek ve kâmil mânasıyla onların isteklerine bağlı değildir. İnsanların kendi isteklerine bağlı iyilik ve güzelliklerde Allah’ın da iradesi vardır. Onların irade ve isteklerine bağlı olmayan iyilik, güzellik ve hizmetler ise doğrudan yaratıcının, fıtrat ve özellikleri takdir edip yaratarak insanlara bahşeden kudretin eseridir. Dolayısıyla bu mânada hamdin tamamı Allah’a mahsustur, O’na aittir. Âlem maddî ve mânevî, görülen ve görülemeyen, dünyada ve âhirette Allah Teâlâ’nın yarattığı her şeydir. Görülen, hissedilen, insan bilgisinin ulaşabildiği maddî varlıklara “mülk ve şehâdet âlemi”, madde ötesi varlıklara da “gayb ve melekût âlemi” denilir. Gayb ve melekût âleminin tek sahibi Allah’tır. Mülk ve şehâdet âleminin ise gerçek sahibi Allah olmakla beraber görünürde ve mecazen başka sahipleri de olabilir. Vahiy yoluyla gelen bilgilere göre şehâdet ve mülk âlemi, gayb ve melekût âlemine nisbetle denizden bir damla, sahradan bir kum tanesi kadardır. Günümüze kadar insan bilgisinin ulaşabildiği uzay akıllara hayret verecek büyüklüktedir. Fakat bu büyüklük gayb âleminin yanında bir kum tanesi kadar kaldığına göre gayb âleminin azametini akıl terazisi çekemez. Konuya bu açıdan bakıldığında evrenin büyüklüğüne ve ondaki düzenin inceliklerine dair ulaşılan her yeni bilgi, Allah’ın insana bahşettiği aklın nerelere kadar ulaşabileceğini ortaya koymasının yanında, erişeceği sırların enginliğini tasavvur edebilmesi için bir ölçü de oluşturmaktadır. Şu halde gayb âleminin bu büyüklüğü iman ve irfanla kavranmakta, oradan da bütün âlemlerin rabbi (sahibi, mâliki, takdir edip yaratanı, koruyanı, geliştireni) olan Allah’ın azamet ve büyüklüğü karşısında kula yakışan hayret haline ulaşılmakta; bu azamet karşısında kul secdeye kapanınca onun hayret hali, “huzur, güven, sevgi, yakınlık ve tatmin”e dönüşmektedir. Rab kelimesi tek başına söylendiği zaman bundan yalnızca “Allah” kastedilir, O’nun güzel isimlerinden biridir, “sahiplik ve terbiye edicilik” özelliğini ifade eder. Bu kelime “rabbü’d-dâr” (ev sahibi) gibi tamlama şeklinde başkaları için de kullanılır." (Diyanet Tefsiri)
Burada meal ve tefsirin farkı çok açıkça görülüyor. Mealde ayet sadece konuşulan dile aktarılırken tefsirde ayetin derin anlamları, geniş açıklaması yer alıyor.
  • Paylaş
2

Redeye, İçtihad kapısının açık olduğundan bahisle bazı verilerin ancak bugün veyahut ileride yorumlanabileceğine işaret edenlerce tefsire tercümeden ötesi için bir çabadır da diyebiliriz.

Eski Inploider, Meal tercime değildir.

Meal sözcük anlamı olarak tercüme olarak çevrilse de İngilizce bir metnin Türkçe'ye çevrilmesi gibi bir tercüme değildir. Kuran-ı Kerim'in içerdiği anlam tercüme edilemez. Eğer edilebilseydi doğrudan Kuran-ı Kerim'in tercümesi denirdi. Peki neden meal denilmektedir ? Arapça çok zengin bir dildir ve Kuran-ı Kerim'i kendi metninden okuyup anladığını yazma eylemine meal denir. Bu yüzden pek çok ayette farklı anlamlar çıkarılabilmektedir.

Örneğin İngilizce bir cümleyi çevirirken "I am a student" dediğinizde bunu her İngilizce bilen "Ben bir öğrenciyim" diye çevirecektir. Ancak Kuran-ı Kerim'de Allah'ın sıfarlarından örneğin "Rahman" geçen bir yeri doğrudan karşılığında bir sözcük ile tercüme edemezsiniz. "Rahman" sıfatının o kadar geniş bir anlamı vardır ki onu tercüme etmeyip o şekli ile bile bırakabilirsiniz. İşte o çok geniş anlamlar dediğimiz yerleri tefsirlerde uzun uzun açıklamalarını bulabiliriz.

Elmalılı Hamdi Yazır'ın tefsirinde sadece Rahman sıfatı sayfalarca tefsir edilmektedir.

Çok önemli bir konu daha var. Kur'an-ı Kerim'i yalnızca mealinden anlamaya çalışmayınız. Bu tehlikeli bir durumdur. Her bir ayetin geliş sebebi vardır. Her bir ayetin Hz. Muhammed tarafından ümmetine aktarıldığını unutmayın ve meal, tefsir çalışmalarında ayetlerin yorumlanmasında Hz. Muhammed bu ayeti nasıl anlatmıştı nasıl tarif etmişti hangi olay oldu da böyle bir ayet oluştu şeklinde sürekli o dönemi hatırda tutarak ve Hz. Muhammed'in Hadis Şeriflerinin rivayetlerine de hasasiyet göstererek Kur'-an-ı Kerim'i okumaya ve anlamaya çalışalım. Yoksa pek çok meal var ortada sadece bunları okuyarak din öğrenilmez. Hadis Şerif olmadan Kur'an-ı Kerim meal ve tefsiri olmaz.
  • Paylaş
Meal : Anlam, Tercüme
Tefsir : Yorum
  • Paylaş
Sonraki Soru
HESAP OLUŞTUR

İstatistikler

11250 Görüntülenme5 Takipçi3 Yanıt