Bilmek istediğin her şeye ulaş

Ölümcül hastalığa yakalanmak nasıl bir histir?

Hastalığın nasıl bir hastalık olduğuna göre değişir aslında. Bazı hastalıklar zamanla kötü sona yaklaştırır ve ağır ağır gelinir o noktaya ve yaşam kalitesi de o nebze düşmeye başlar. Bazılarında herşey aniden olur ve çok hızlı ilerler. Bazısında ise teşhis konur ve doktorlar "şu şekilde yaşarsan şu kadar zaman, şu şekilde yaşarsan şu kadar zaman idare eder vücudun" der. Benimkisi son durumdaki bir hastalık idi. En azından yakalandığım zaman öyle idi. Uzun yıllar alan ve sonunda kansere dönüşen karaciğer rahatsızlığı. Teknolojinin ilerlemesi ile bu konuda oldukça ilerleme kaydedildi ve artık hastalığa yakalandığım dönemki kadar karamsar tablolar çizilmiyor ancak o dönemi, hatırladığım kadarı ile aktarayım.

Hastalık ilk ortaya çıktığında 18 yaşında idim ancak ciddiye almadım ve hatta hiç sallamadım diyebilirim. Çok bilinen ve herkesin korktuğu bir hastalık da değildi zaten ve ailem de yeterince bilinçli olmadığından bu konuyu arka plana ittim. Sonra üniversite bittikten sonraki dönemde -22, 23 yaşlarında iken- vücudumda bazı etkiler görmeye başladım ve doktora gittim. Aradan geçen yıllarda vücuduma çok kötü davrandığımdan virüs güçlenmiş ve karaciğerime iyice yerleşmişti. Aktive olan virüs hızla çoğalıyordu ve acilen tedavi olmam gerekiyordu. O dönem kullanılan tek ilacı almaya başladım. Yan etkileri olan bu ilacı 3 yıl kadar kullandım. Bu tür ilaçların maksimum kullanım süresi idi bu ve sonucunda herşeyin iyiye gitme garantisi de yoktu. Sadece zaman kazandırılıyordu vücuda. Hayatımda en aktif ve enerjik olduğum dönemde doktor o ana kadar yapmaktan zevk aldığım herşeyi bırakmam gerektiğini söyledi. Dans, basketbol, alkol ve spor yasaktı. Düzenli uyku ve düzenli beslenme gerekiyordu. Kendime dikkat etmem ve yorulmamam gerekiyordu. Aktif alkol alarak o günlere gelen bir genç olarak neredeyse hiçbirine uymadım. Bazı günler hasta olduğum için alkol aldığım dahi olmuştur, hasta olduğum için almamam gerektiğinden. Sonra ilaca karşı virüs mutasyon geçirdi ve daha da güçlendi. Kullanabileceğim başka ilaç yoktu -o zaman- ve açıkçası oldukça kafamın bulandığı ve herşeyi sorguladığım bir döneme girdim. Hayata biraz daha farklı bakıyor insan böylesi durumlarda. Benim herşeye rağmen önümde kansere dönüşmeden öncesinde hala yıllarım vardı ve buna rağmen bu denli umutsuz bir hale düşmüştüm. Çok daha kısa zamanı kalanların neler düşündüğünü tahmin bile edemezsiniz. O günlerden bana miras kalan yegane içsel düşünce "hayatta herşeye geç kaldığım" ve "kısa sürede birçok şeyi gerçekleştirmeliyim" düşüncesi oldu. Doktora rutin kontroller için her gittiğimde benimle aynı hastalığa sahip olan ve daha ileri seviyeye gelmiş olan hastaları görüyordum ve ciddi bir ümitsizliğe kapılıyordum.

Çok ağır sııkıntılı haber alan insanlar için bahsi geçen Yas'ın 5 Evresi vardır. Hepsi başıma gelmedi ama birçoğunun ne demek olduğunu biliyorum:
  1. İNKAR: Asla kabullenilmez, kendine yakıştıramazsın, başka bir doktora daha gidersin, vs. Bir yanlışlık olduğuna eminsindir. Bunu yaptım :).
  2. ÖFKE: Tanı konur. Herşeye kızarsın. Nasıl olur dersin. Lanet olsun dersin. Kendini düşünürsün sadece. Geçmişe gidersin, herkese kızarsın, buna neden olanlara kızarsın, ya da bulmak istersin. Bunu da yaptım :).
  3. PAZARLIK: Kızgınlığın yavaş yavaş geçer. Artık muhakeme etmeye başlarsın ve kendinle veya inancınla hesaplaşmaya başlarsın. Bir kurtulayım neler yapacağım der durursun. Yaptığın kötülükleri aklına getirir tövbe etmeye çalışırsın. Umudun da vardır hani. Bunu da yaptım :).
  4. DEPRESYON: Herşeye küersin, içine kapanırsın, hiçbirşeyin eskisi olmadığını düşünürsün. Kendi kendine kapanırsın. Saçmalarsın. Tam anlamıyla.. Herşeyden vazgeçersin. Herşeyi bırakmak istersin. Bunu da yaptım, tam anlamı ile ve hakkını vererek :).
  5. KABULLENME: Herşeyi kabullenirsin. Kalan zamanını iyi geçirmeye çalışırsın ve yine gülümsemeye başlarsın. Bunu yapmadım. Belki yeni ilaçlara umudumdan belki de aslında bir 1 numarada takılıp kaldığımdan, bilemiyorum, ama bunu yapamadım.
Sonra birşeyler oldu. Aradan 6 ay geçti. Bu arada ben vücuduma işkence etmeye devam ediyordum. Ama bir tek şeyi farklı yaptım. Enginar kürü denen bir kür uyguladım. 30 gün boyunca. Nedeni bu mu yoksa placebo etkisi mi (Placebo etkisi nedir?) bilemiyorum ama doktora yeniden gittiğimde yapılan DNA ve kan testlerinde virüsün kabuğuna çekilmeye başladığını söylediler :). Doktor benim milyonda 1'lik bir grupta olduğumu söyledi ve okulda kitaplarda okuduğu ve hiç karşılaşmadığı hasta türlerinden olduğumu söyledi. Bunun bana bir lütuf olduğunu ve bunu iyi değerlendirmem gerektiğini de ekledi. Bundan sonraki yaşamını kaliteli sürdürürsen belki de hiçbir zaman virüs yeniden aktive olmayacak dedi. Şu an kontrollerimi yaptırmıyorum ama vücudumda da bir terslik hissetmiyorum. Yeni ilaçlar da çıktı yine süreyi uzatabilmek adına. Bilemiyorum. Belki bu yüzden rahatladım yine ve vücuduma işkenceye devam edebiliyorum.

Ama, insanoğlu çok egoist, açgözlü ve nankör bir varlık. Şimdiki düşüncelerime bakıyorum da herşeyi ne çabuk unutuyor beden. Oysa herkesin başına gelebilir birşey bu ve ancak gerçekleştiğinde bunun herkesin başına gelebileceğini düşünüyor insan... İronik...
  • Paylaş
Ölümcül hastalığa yakalanmak, insanın yaşayışını baştan aşağı değiştirebilir. Çünkü insan, yaşayabileceği son zamanların süresini öğrenmiş bulunmaktadır. Bu halde kişinin psikolojisine göre hisleri değişiklik gösterecektir. Hayatından sıkılmış, boş yaşadığını düşünen bir kişi, kalan zamanını değerlendirmek için hiç yapmadığı hatta çılgınca şeylere yönelip hayatını değiştirebilir. Hayatta çoğu şeyi yaşamış bir insanın mantığı ile delirmek arasında ince bir çizgi de meydana gelebilir. Belki de en zoru ailesine bağlı ve onlara karşı kesin sorumlulukları olan bir bireyde yaşanabilir. Her halükarda kişinin ruh sağlığının anormal yönlere sapması beklenen durumu teşkil edecektir.
  • Paylaş