Bilmek istediğin her şeye ulaş

Ölünce vücudumuzda neler olur?

Ölüm ortaya çıkınca kaslar gevşer ve tonusunu kaybeder. Bu kas gevşemesine “primer kas gevşemesi” (primer musküler flaksidite) adı verilir. Bunun sonucu olarak alt çene düşer, kol ve bacaklar gevşer, yüz manasız, boş bir ifade gösterir. Kasların gevşemesi düz kasları da kapsar ve sfinkterler açılır. Bunun sonucu olarak idrar, sperm ve gaita atımı olabilir. Somatik ölüm gerçekleştiği anda vücuttaki tüm kaslar (çizgili ve düz) tonusunu; yani normal durumda sahip oldukları sertliklerini kaybederek gevşerler.

İnsan vücudunun 3/4 kadarı sudur. Ölümden sonra buharlaşma yolu ile su kaybı olur. Su kaybının doğurduğu ikinci önemli sonuç ise, “parşömen plağı” olarak isimlendirilen oluşumlardır. Parşömen plağı, epidermisin sıyrıldığı bölgelerde derinin su kaybetmesine bağlı olarak ortaya çıkan, esmer-kahverengi, kuru ve ince bir tabaka şeklindeki oluşumlardır Canlı bir kişide normal oral ısı 35. 9 – 37. 2 °C arasında değişir. Rektal ısı bundan 0. 3-0. 4 °C kadar daha yüksektir. Ölümden hemen sonra ısı üretimi durur, fakat ısı kaybı devam eder.
Vücut yüzeyi;
  1. Radyasyon (bir merkezden yayılarak dağılma)
  2. Konveksiyon (hava ile temas sonucu ısı alış verişi)
  3. Vaporizasyon (buharlaşma)
  4. Konduksiyon (ısı farkı bulunan iki cismin teması) yollarıyla ısı kaybeder.

Bunun sonucu olarak, vücut ısısı çevre ısısı ile aynı düzeye gelinceye kadar soğur. Vücut yüzeyi, içinden daha hızlı soğur ve ölümden bir kaç saat sonra vücut dokunmakla soğuk olabilir Ölümden yaklaşık yarım saat sonra kalp boşlukları ve damarlar içinde bulunan kan pıhtılaşmaya başlar. Ölü kanında meydana gelen pıhtılaşma vücut canlı iken olan pıhtılaşmadan çok farklıdır. Canlıda pıhtılaşma olunca, katı kısım olan pıhtıyı, kanın şekilli elemanları yani eritrosit, lökosit ve trombositler oluştururken, kanın sıvı kısmı da serumu meydana getirir. Halbuki ölüm sonrası pıhtılaşmada katı kısım fibrinden ibarettir. Hemoliz ve otoliz nedeniyle tahrip olmuş hücreleri ihtiva eden sıvı kısım kirli-kırmızı renkte görülür.

"Post-mortem pıhtı" ya da "aleka" adını alan fibrin kitleleri genellikle parlak, sarımsı-beyaz renkte ve elastik kıvamda olup kalp boşlukları ve büyük damarlarda iri kitleler halinde bulunur. Agoni dönemi uzun süren ölümlerde genellikle post-mortem pıhtılara bol olarak rastlanır. Asfiksi ölümleri ve ani ölümler gibi ölüm türlerinde, genellikle post-mortem pıhtıya rastlanmasa da bu bulgunun patognomik olmadığı Ponka ve Lam’ ın köpek deneyleri ile belirlenmiştir. Aslında her ölümden sonra post-mortem pıhtılaşma olmaktadır. Ancak karbondioksitin arttığı hallerde böbrek üstü bezlerinden adrenalin salgılanmakta, bir dizi hormonal değişiklik sonucunda fibrinolizin enzim konsantrasyonunda bir artma olmakta, bu enzim de ölü kanında meydana gelen pıhtıyı eritmekte ve böylece otopside kan, sıvı ve pıhtısız bir durumda görülmektedir. Bu duruma “ölü kanının sıvı durumda kalması” da denmektedir. Otoliz, kelime anlamı olarak hücre ve dokuların kendiliğinden erimesidir. Ölümden sonra organlar ya da hücrenin kendisi tarafından salgılanan enzimlerin sindirici etkisi ile steril şartlarda bile hücre ve dokuların normal yapısı bozulur, yumuşama ve sıvılaşma meydana gelir. En çok ve en erken otoliz görülen yerler, enzimatik aktivitenin yüksek olduğu dokulardır. Bunların en tipik örneği, sürrenal medullası ve pankreastır.
Enzimlerin ölümden sonra da işlevini sürdürmesi nedeni ile otoliz, ölümden hemen sonra başlar.

"Post-mortem regurjitasyon" (ölüm sonrası oluşan çürüme gazları etkisiyle mide içeriğinin ösefagustan yukarı doğru çıkması) denilen olaya bağlı olarak farinkse gelen mide asit ve enzimleri, larinkste epiglot mukozasını şişirir. Buna "yalancı glottis ödemi" denir. Bu durum, alerjiye bağlı ölümlerde görülen parlak-kırmızı renkli gerçek glottis ödeminden, soluk-pişmiş et görünümünde olması ve gerçek glottis ödeminin ölüm sonrası en fazla 1-2 saat sonra çözülmesine karşın, yalancı glottis ödeminin daha geç dönemlerde ortaya çıkmasıyla ayırt edilir.

Ölümden 10 dakika kadar sonra kornea bulanır. Göz tansiyonunun düşmesi sonucu göz küresi içe çöker. Korneadaki sislenmenin örümcek ağı şeklinde görülmesine "toile glaireuse" denir.

Ölümden 3 saat sonra kanda hemoliz başlar ve 24 saatte tamamlanır. Eritrositler eriyerek içindeki renkli maddesi olan hemoglobin seruma geçer, serum boyanır ve aynı zamanda damar cidarını da boyar. Damarlar permiabilite kazanır, sıvı vücut boşluklarında toplanır. Buna "ölüm sonu transudasyonu" denir. Özellikle plevra, perikart ve karın boşluğunda kirli kırmızı renkte bir sıvı bulunması hemolizi gösterir. Ölüm sonrası kanda bazı elektrolit ve enzimlerde değişiklikler olur.

Bunlar;
  • Agonal asidoz (metabolik ve respiratuar asidoz arasındadır, laktik asit ve non-protein azot artışı vardır)
  • Kanda CO2 artışı
  • Glikogenolisis
  • Glikolisis
  • Kan ve doku pH'ı azalması (fosforik ve laktik asit artışına bağlı olarak dokular asitliğe kayar)
  • Serum Cl2 azalması (72 saatte yarılanır)
  • Mg++ artışı (72 saatte 8 kata ulaşır)
  • K+artışı
  • Enzimlerde yükselme (transaminaz, laktat dehidrogenaz, fosfataz, amilaz ilk 2-3 gün boyunca artar, artış proteolizle sona erer)
  • Kan şekeri değişiklikleri (ilk 12 saatte glikojen yıkılımı, alt vena cavada glikojen birikimi, sağ kalpte 300 mg/dl nin üzerinde glikoz düzeyi saptanır. Açlık ve ileri derecede karaciğer hasarında, kan şekeri yükselimi düşük olur. Diğer vücut bölgelerinde ölümden 6-8 saat sonra kan şekeri yıkılarak kaybolur. Ekstremite kanında ölümden bir kaç saat sonra kan şekeri 200 mg/dl nin üzerinde ise hiperglisemi tanısı konur. Kan şekeri ayrıca hipoksiler, CO zehirlenmeleri ve travmalarda da görülebilir)
  • Kan üresi artışı (proteolize bağlı düzensiz yükseliş, ölüm öncesi üremi yoksa 100mg/dl yi geçmez. Ancak bazen agonal dönemde 150 mg/dl yi bulabilir. Kanda 300 mg/dl üre ve 10 mg/dl kreatinin bulunuşu böbrek yetmezliğine bağlı üremi tanısı koydurur).
  • Paylaş
Sonraki Soru
HESAP OLUŞTUR

İstatistikler

3112 Görüntülenme3 Takipçi1 Yanıt