Bilmek istediğin her şeye ulaş

Sanatla uğraşanların kullandığı dil bir farklılık çabası mı, yoksa gerçekten yer yüzü dilleri yetersiz mi geliyor kendilerine?

Ben uzun yıllardır sanatla uğraşıyorum. Çocukluğumda yoğun olarak Müzik ve Resimle başlayan sanatla uğraşı hayatıma ağırlıklı olarak Tiyatro ile devam ettim ve buna Dans da eklendi. Şimdi oyunculuğumun yanı sıra üniversite de sanat eğitimime devam ederken, lisans öğrencilerine ders veriyorum ve de yönetmenlik yapıyorum. Şimdi tiyatronun şöyle bir tanımı vardır; çoğunuzun duymuş olduğunu tahmin ediyorum; "Tiyatro insanı insana insanla (insanca) anlatan sanat dalıdır. " Bu tanımlamada "insanca" tabirini yeğlerim özelimde. Asıl cümlede anlatım aracının 'insan' olduğu anlatılmak istense de 'insanca' tabiri estetiği ve özgünlüğü de katar, bana göre. Umarım buraya kadar anlaşılmaz bir şeyler yazmamışımdır. Teknik o kadar kelime var ki, literatür kabarık. Lakin biz çalar biz söylersek ne anlamı kalır diye, o dili kullanmaktan çekinmişimdir... Halen kullanmamaya gayret gösteririm.
Bu sorudaki asıl amaç bu olmasa gerek diye de düşündüğümden, asıl cevaba geleyim. Sanat önce yapanını ikna etmelidir. Sanat yapanın da belli bir standartın ötesinde olması gerekir. Sanat ile uğraşan aşırı duygusaldır. Gördüğü her şey onu mutlu edebildiği gibi üzebilir de ve işini baskısız yapabilmesi için üretir de üretir. Doğrudan söyleyemez, çünkü zaten boşta gezendir birçoklarına göre. Bu yüzden de dolaylar, imgeler, kendinden verir (bunu da doğrudan yapamaz), o sebeple kendine olduğu gibi başkalarına da derinden bakmaya çalışır. Herkes kompozisyona bakarken, sanatçı görünen ardına dalar, kaçırılan gözlerin içine içine... vs.
Uzadı sanırım, yazacak ne çok şey varmış. .
Kısacası; bu kadar kendimizi birbirimize kapadığımız, hala tanımlayamadığımız duygularımız, üstesinden geldikçe eklenen arzularımız olduğu sürece, bütün bunlara bakmak akıl işi olmuyor. Kesinlikle çaba değil farklılıktan.
Aslında yeryüzü dillerinin yetmemesine inanmıyorum. Her kelimesi farklı dilde yazılmış ya da her cümlesi bir metni verin oynarım, şarkısını da söylerim, resmi de yapılır. Lakin tanımlanamayanlar var ya, onu arayan biriysen eğer sanatçının dilinden anlıyorsun demektir.
  • Paylaş
Sanatla uğraşanların elit bir dil kullanmalarının nedeni uğraşlarının elit olmasıdır. Herkes işi üzerine konuşur, sanatçı da kendi işi üzerine konuşurken mecburen meslek jargonunu kullanır. O da zaman zaman diğer insanlara anlaşılmaz gelir ama merak etmeyin sanatçılar kendi aralarında gayet iyi bir iletişim kurmuşlardır ya da onlar da birbirlerini anlamıyor ve kafa sallıyorlardır :) Hatta sanatçıların kullandığı jargon biraz okumuş insanlar tarafından nispeten rahatça anlaşılır. Bir kere iki doktorun meslekleri konusunda yaptıkları muhabbete denk gelirseniz aslında sanatçıları doktorlardan daha iyi anlayabildiğinizi fark edeceksinizdir. Zaten iki inşaat mühendisini bile mesleki konuşmalarda meslekten olmayan biri anlayamaz... .
  • Paylaş
Herhangi bir eylemi sanat kafasıyla yapan insanların bizim gibi insanlardan farklı olduğu aşikardır. Bizler o kafa için sıradan insanlarız. Meşhur olma kıstası gözetmeksizin sanatçıların farklılaşması doğal geliyor bana. Aslında farklı ilan eden biziz onları. Bu sebeple özel ve güzeller.
  • Paylaş
Sanatla uğraşanlar uyduruk kelimeler mi kullanıyorlar ki yeryüzü dilleri yetersiz gelsin, doğrusu anlayamadım. Dünyaca ünlü sanatçılar, bilimadamları yetiştirememiş toplumların kompleksleri çok olur. Sanatçıyı hor gören bu tavır olsa olsa bir aşağılık kompleksinin telafisi olabilir. Fazıl Say'ı elitist diye eleştirirler lakin onun köylere gidip konser verdiğinden haberleri yoktur. Demem o ki sanat avam işi değildir ve sanatı anlamak için onun seviyesine çıkmak gerekir ve onun seviyesindeki bir insanın konuşması elbet avamdan farklı olur. Farklılık çabası içinde olanlar, farklı görünmek ihtirasıyla içindeki komplekslerini tatmin etmeye çalışan insanlardır. Sanatçılar ise ürettikleri ile var olmaya çalışırlar. Arada kibrit aleviyle güneş kadar bir fark vardır.
  • Paylaş
3

Ayhan Şimşek, Benim sanatçıyı sevme nedenim; bir çok insanın düşünmeye bile çekindiği durumların içine sağlık riskine rağmen balyozlama dalacak kadar kahraman olmasından geliyor.
Ve bu tecrübesinden ötürü ortaya çıkan ifadesi tarzını oluşturuyor tabii ki. Fakat kaygım şu ki; Sanatçının içinde yaşadığı toplum yerlerde sürünürken kendisinin bu toplumun oldukça üstünde bir noktada varolmaktan vazgeçmeyişinin toplum bilincine faydası ne kadar?
Deniliyor ki sanatçı uçuk kaçık başka diyarlarda sanatıyla meşgul olur, o sanat ifadesini kişi alır veya alamaz. Bu son derece acımasızca değil mi ve bu global kavram Anadolu'da da böyle olmak zorunda mı cidden ve bu anlayışla topluma bir şeyler katma (fazıl sayın köylerde eserlerini sunması gibi) aydınlatma görevi aydınların sırtına oldukça fazla değil mi?
Bu düşüncelerim Anadolu toplumuna yönelik bir çözüme ulaşma çabasında sanat ve sanatçının misyonu gibi görünmese de global olarak. Mevzu sanatçılarımız kitabın dışında performanslar sergilese sınıfta mı kalırlar, ne olur mesela?
Açıkçası, bilmiyorum soruyorum.

Uğur Çakmak, Sizin yahut benim veya bir başkasının hatta toplumun sanatçıyı hangi yönden beğenip beğenmediği sanatçıyı hiç mi hiç ilgilendirmemeli. Bu benim kanaatim. Sanatçının hiç umrunda olmaz ya da olur ya da bir misyon üstlenir; bu sanatı icra edeni ilgilendirir, bizleri değil. Bu açıkca haksızlıktır. Bu noktayı geçersek, "Sanatçının içinde yaşadığı toplum yerlerde sürünürken kendisinin bu toplumun oldukça üstünde bir noktada varolmaktan vazgeçmeyişinin toplum bilincine faydası ne kadar?" Eğer sanatçı toplumun çok üzerinde bir bilinç sergilemezse, toplum ile aynı seviyede olursa, topluma ne katabilir ki? Elbette toplumun üzerinde olacak ki topluma birşey katabilsin, yönlendirsin, farklı bakış açıları oluştursun. Bana sorarsanız bunların hiçbirini yapmak zorunda değil de neyse :)

Ayhan Şimşek, Tabii ki öyle...
Öyle oldukça da Tophane gibi bölgelerde yok içki içiliyor, yok ismini cemevi sandık gibi söylemlerle mevzu sanatevleri ve severler daha çok rahatsız edilecek gibi duruyor...

Değişir bu. Kimi marjinallik peşinde. Kiminde gerçekten bir sanat üslubu var.
  • Paylaş
Kafaları başka çalışıyor ve "normal" algılanan şahıslarla aynı pencereden bakamadıkları için dillerinin farklı algılanması olağan. Ki bu insanların sanatı dışında "ilgi görmeliyim, farklı olmalıyım" kaygısı taşımadıkları düşünülürse, sadece hayatlarını yaşıyorlar.
Ama "bazı sanatçı" kesiminin ise, ilgi çekmeye karşı aşırı bir sempatisi olduğunu ve özellikle bu tarz konuşma stili geliştirdiğini düşünmekteyim. Bu daha çok kendisi olmaya çalışmaktansa, bir gruba ait olmaya çalışmak ve "farklıyım" hissini fazla yaşamak istemelerinden sanırım.
  • Paylaş
Eğer yeryüzü dilleri yetersiz kalsaydı eser üretemezlerdi. Duygu ve düşüncelerini aktarmak için yeryüzü dillerini kullanıyorlar eğer önceki dilden çok farklı bir dil kullanıyorlarsa bu da yeni bir akım oluyor.

Örneğin bir dönem gerçekci (realist) resim yapmak popülerken, bir anda fotoğraf makinesi ortaya çıktı yani gerçeği direk yansıtan bir makine icat olunca ressamlar bu sefer izlenimcilik (empresyonizm) diye farklı bir anlayışla yeniden bir popülarite kazandılar. Şayet geleneksel resim dilinden farklı bir dil sözkonusuydu. Yani fotoğraf makinesiyle aynı şeyi yapmamak ve farklı olmak için resim sanatına yeni bir boyut getirdiler bundan sonraki akımlarda ise buna benzer biçimde yani her yeni akım bir sonrasını etkileyecek şekilde aşağıdaki özet kronolojideki gibi sürüp gitti.

Geyik Muhabbeti

Sanatçılar duygu ve düşüncelerini aktarırken "farklı olma" içgüdüsünün verdiği ilhamla eserlerini şekillendirdiğini düşünmekteyim. Herkesin aynı sanatı yapması (yani sürekli aynı dili kullanması) sanat yapmak değildir bence.
  • Paylaş
4

Belgi Saygı, Bu yazınızdan avangarte akımların fotoğraf makinesi ile çıktığı anlamı çıkmakta. Oysa ki avangarte akımlar, sosyo-ekonomik kökenlidir, sınıf bilinciyle ilgilidir. (Bkz. Fransız devrimi, Dünya savaşları) . Sanat akımları, aktarım biçimlerini oluştururken çıkmıştır. Herkesin aynı sanatı yapma imkanı yoktur. Ona zaten sanat denemez. Ama sanatın dilinin karmaşık gelmemesi için dertlerin ve arayışların ortak olması gerekir. Eğer ki aynı dili konuşuyorsa yapanı da takipçisi de, orada sanata gerek yoktur. Zaten herkesçe tanımlıdır. Geometrik şekiileri hepimiz biliriz, ancak kübik sanatçı onu öyle bir resmeder ki, bir genele varsan da netliğe kavuşamazsın. Hissi kalpte vuku bulur.

Balık, doğru yani fotoğraf makinesi farklılık arayışını tetiklemesini örnek olarak verdim gerçi dediğin de doğru genel olarak. birşey insanı etkilemese farklı olmak istemez sanat konusunda öyle gördüm.

Belgi Saygı, kaldı ki fotoğraf makinesi belgelemekten öteye sanat eseri üreten bir alet olana kadar çok revizyon geçirdi. Bunu düşünmesek bile bir fırça darbesiyle ya da elle yapılmış bir şeyi kıyaslayacaksak sanatsal değer açısından bu da fotoğraf makinesinin şekli ile olabilir ancak. .

Balık, elbette makine sanatı etkilemek dışında kendi içinde de bir anlayışa vesile oldu ve revizyona uğradı o da bir gerçek

Sonraki Soru
HESAP OLUŞTUR

İstatistikler

249 Görüntülenme11 Takipçi7 Yanıt