Bilmek istediğin her şeye ulaş

Tarihten bildiğiniz, etkilendiğiniz "ırkçılık'' hikayeleri hangileridir?

Irkçılık

1968 olimpiyatlarında 200 metrede altın ve bronz madalya kazanan Amerikalı iki siyah atletin, Tommie Smith ve John Carlos'un siyah deri eldivenli yumrukları havada, başları önde posteri yıllarca hayal dünyamızı ve asıl oda duvarlarımızı süslemişti.

Haberini okuyana kadar aynı karede önde duran, gümüş madalyalı Avustralyalı beyaz atlete kimse dikkat etmemiştir. Adı Peter Norman imiş...

İşte bu atlet 2006 yılında öldü.
Gelelim hikayeye... Mexico City'de 200 metre finali koşulmuş. Amerikalı (siyah) atletler Tommie Smith ile John Carlos birinci ve üçüncü gelirken, ikinciliği Avustralyalı (beyaz) Peter Norman kazanmış.
Madalya töreni için bekledikleri sırada, Carlos, Peter Norman'ın yanına gelerek sormuş:
- İnsan haklarına inanıyor musun?
- Evet, inanıyorum.
- Peki ya Tanrı'ya?
- Bütün kalbimle...

Bunun üzerine, iki siyah atlet kafalarındaki eylem planını açıklamışlar, Norman tereddütsüz katılmış:
- Ben eyleminizi destekleyeceğim, bana ne yapmam gerektiğini söyleyin!
İlk defa, o günler için müthiş bir provokasyon hatta devrim sayılacak bir eylem planlıyor iki genç adam: Amerika'daki ırk ayrımcılığını ve siyahlara reva görülen fakirliği ve ikinci sınıf vatandaşlığı protesto edecekler... Ama nasıl?
Fikir Norman'dan geliyor: bir çift siyah deri eldiven buluyorlar, sağ tekini Tommie, sol tekini John eline geçiriyor; fakirliği sembolize etmek için çıplak ayakla kürsüye çıkıyorlar, başları kederle öne eğik, sıkılı yumruklarını havaya kaldırıyorlar. Önlerinde duran beyaz atlet Peter Norman da, dayanışmasını göstermek için kalbinin üstüne 'İnsan Hakları İçin Olimpiyat Projesi Hareketi'nin kokartını iğneliyor.

Amerikan milli marşı çalarken plan icra ediliyor ve eylem koyuluyor. Ve tabi dünya birbirine giriyor. Amerika ayağa kalkıyor. Olimpiyatlar bile gölgede kalıyor, dünya gazeteleri yumrukları havada siyah atletlerin fotoğrafını birinci sayfadan veriyor...

Amerikan Olimpiyat Komitesi iki siyahın spor kariyerini o saniye bitiriyor. Eylem amacına ulaşmış, Amerika'daki zenci azınlığın durumu dünya gündemine girmiştir. Smith ve Carlos spor hayatlarını (ve buna bağlı olarak geleceklerini) feda etmişler ama dünya tarihine geçmişlerdir. Dünyadaki yüz milyonlarca ezilmiş siyahın ilahı haline gelmişlerdir.

Peki ya Avustralyalı beyaz Peter Norman?anlattılana göre, Norman'ın da hayatı kararmış. Tommie Smith diyor ki: 'Peter, bir beyazdı. O günlerde siyahların haklarını savunma cesareti gösteren, onurlu ve belkemiği sahibi beyaz çok azdı. Peter, Avustralya'ya döndüğünde kimse yüzüne bakmadığı gibi, herkes tarafından yargılandı. Onun da atletizm kariyeri bitti, spor çevrelerinden dışlandı. Tehditler, işsizlik ve tecrit nedeniyle öyle sıkıntılı günler yaşadık ki, üçümüzün de ilk evliliği sona erdi.'

Avustralya Devleti Norman'ı ölene kadar affetmemiş ama... Norman intikamını mezara götürmüş: 1968 Olimpiyatları finalinde ikinci olurken kırdığı 200 metre Avusturalya rekoru hâlâ, 38 yıl sonra kırılamamış.
Ölene kadar süren 'eylem kardeşliği'

İki amerikalı ve bir Avustralyalı 'lanetli' atletin o gün başlayan 'eylem kardeşliği' ve dostlukları ömür boyu sürmüş. Aradan geçen 38 yıl boyunca, yazışmışlar, buluşmuşlar, görüşmüşler.
Peter Norman evinin bahçesinde kalp krizi geçirip 64 yaşında ölene kadar.
Ve şimdi, yumrukları havada olan o gençlerin yanına iliştirilmiş fotoya iyi bakın:

Melbourne'de yapılan cenaze töreni. 'Onurlu beyaz atlet' Peter Norman'ın tabutu, Tommie Smith (solda) ve John Carlos'un omuzlarında! Üç 'eylem kardeşi' son kez omuz omuza...


Rosa Parks Olayı

42 yaşında siyahî bir kadın olan ve Alabama eyaletinin Montgomery kentinde yaşayan Rosa Parks, 1 Aralık 1955 günü, iş çıkışında Clevaland Caddesi otobüsüne binerek, " renkliler " (zenciler) bölümüne oturdu.

Irkçılık

Zencilere ayrılmış bu bölümün kapasitesi, kaydırılabilir bir işaretle belirlendiği için sabit değildi. Otobüs şoförü bu işareti zencilerin bölümünü daraltacak ve hatta tümüyle ortadan kaldıracak şekilde arkaya kaydırabilirdi.
Bir süre sonra bir beyaza yer açmak isteyen şoför, Parks'ın da aralarında bulunduğu dört zencinin oturdukları hizaya geldi ve işareti bir sıra arkaya kaydırarak yerlerinden kalkmalarını istedi.
Üçü buna uydu ama Parks yerinden kıpırdamadı. Şoförün, "Hemen kalk, yoksa polis çağırıp seni tutuklatırım" uyarısını umursamadı.
Otobüs şoförünün polisi araması ardından 42 yaşındaki Parks, kamu düzenine aykırı davranmaktan suçlu bulunarak tutuklandı.

Tutuklanan Parks'a, toplum düzenini bozmaktan 14 dolar para cezası verildi.
İşinden atıldı. İş bulamadı. Öldürüleceği, evinin yakılacağı tehditleriyle karşılaştı..
Aynı kentte yaşayan ve daha sonraları Medeni Haklar Hareketi liderliğini yapacak (ve tabii, 1968'de vurulup ortadan kaldırılacak olan) Martin Luther King'in önderliğinde zencilerin bir yıl sürecek otobüs boykotu başlayıp tüm ülkede yankılandı.

1956 yılında ABD Yüksek Mahkemesi'nin otobüslerde ayırımcılığa son veren kararı almak zorunda kaldı.
Parks'ı ırkçılık mücadelesinde simgeleştiren ve önemli bir kilometre taşı olarak kabul edilen olay işte budur.
  • Paylaş
1

Sevgiseli, Bu mudur? Budur!

Carl Brashear...

Amerikan Deniz Kuvvetleri'ne giren ilk siyahi dalgıçtır. Doğal olarak hikayesi de oldukça etkileyicidir. 40'lı yılların sonları ve 50'li yılların başlarında Carl'ın başından geçen olaylar, bilindiği gibi Amerika'daki ırkçılığın yaygın olduğu dönemlerindendir. Adına yapılan belgeseller dışında 2000 yılında Men of Honor (Onurlu Bir Adam) adında bir film çekilmiştir. Benim de bu sayede öğrendim bu etkileyci hikayeyi filmi daha önce izlemiş olanlar bilirler. İzlemeyenler için ise hem bu hikayeyi öğrenmek hem de izlenmesi gerektiğini düşündüğüm filmler arasında olan bu filmi izlemiş olurlar.


Men of Honor, başrollerinin Robert De Niro, Cuba Gooding Jr. ve Charlize Theron'un paylaştığı 2000 yapımlı dram filmi. Senaryosu tamamiyle gerçek bir hikayeden, Carl Brashear'ın Amerikan Donanması'na katılmasından ve orada başından geçen olaylardan esinlenerek yazılmıştır. IMDb puanı 6.8



Gerçekten etkileyici bir hikaye. Filmi izlemek isteyenler için özellikle hikayenin içeriğini anlatmak istemedim. Filmi izlemiş olanlar ise zaten bu etkileyici hikayeyi biliyorlardır.

  • Paylaş
Ünlü oyuncu Marlon Brando1973'de Baba (The Godfather) filmindeki rolüyle en iyi erkek oyuncu dalında verilen Oskar ödülünü Yaralı Diz Katliamı sebebiyle reddetmişti. 

  • Paylaş
1

Sevgiseli, Bunu daha önce dinlemiştim. Marlon Brando'ya Baba filminde hayran kaldığım kadar takdir etmiştim.

HİTLERİN BİR SÖZÜ AKLIMA GELDİ:
Gün gelecek öldürmediğim her yahudi için bana küfür edeceksiniz demiş.
Bence ürkütücü ve tuhaf bir söz...
  • Paylaş
Çok yakın bir örnek Barcelona futbolcusu Dani Alves kendisine atılan muzu yemişti :)
  • Paylaş
Muslera'ya Muzla laf atan adamın yanlış anlaşılması
Fenerli bir taraftar Muslera'nın ismiyle dalga geçmek için Muslera'ya meyvenin ismi benziyor diye Muzla birlikte laf atıyordu. Sonra ne mi oldu?
Irkçılık

Medya bunu galatasaraylı siyah futbolculara yapılıyor sandı (hani "maymunsun al sana muz" der gibi) . Medya, durumu bu şekilde yanlış anlayıp "ırkçılık" olarak sunmasıyla birlikte olay koptu gitti. Irkçılığın olmaması gerektiğine dair futbolcular , yorumcular vs. mesajlar vermeye başlamıştı bile fakat ortada ırkçılık yoktu :) Sonradan bu yanlış anlaşılmayı medya farketmesiyle birlikte çevirmeye çalışsa da tutmadı. Millet ırkçılık olarak ayağa kalkmıştı bi kere.
Medyada bir laf atmanın yanlış anlaşılıp ırkçılık olarak değerlendirilmesi ülkemiz açısından hayret veren bir durumdur, zaten fotoğraftaki şahısta ırkçılık yapmadığını zaten ırkçılığa karşı geldiğini özellikle söylüyordu. Kaldıki ırkçılık daha çok batı ülkelerinde vuku bulan bir durumdur.

İşte olayın aslı;
son.tv/haber-184507

Bu da Uruguay'lı Muslera;
Irkçılık
  • Paylaş
Sonraki Soru
HESAP OLUŞTUR

İstatistikler

6205 Görüntülenme16 Takipçi6 Yanıt

Eş Anlamlı Soru Ekle

  • Yaşanmış önemli ırkçılık hikayeleri nelerdir?

  • Irkçılığa karşı yapılmış en güzel protestolar hangileridir?

  • Irkçılığa karşı protestolarda bulunan ünlüler kimlerdir?