Bilmek istediğin her şeye ulaş

'The Shining' filmi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Stephen King’in 1977 yılında yazdığı dördüncü romanı “the shining”’den uyarlanan ve Stanley Kubrick tarafından yönetilen korku/gerilim filmi. Kimilerince sinema tarihinin gelmiş geçmiş en korkutucu filmidir.
Jack Torrance rolündeki Jack Nicholson’un tam anlamıyla destan yazdığı bir performans sergilediği, Wendy rolünde Shelley Duvall’in bakışları, çığlıkları ve çaresizliğiyle korku ve gerilim atmosferini pekiştirdiği, ailenin doğa üstü yetenekli ve kısmen sorunlu çocuğu Danny rolünde de Danny Lloyd’un yaşına göre oldukça iyi bir performans sergilediği bu film, gerçek bir kült film olarak nitelendirilebilir. Overlook otelinin genel atmosferiyle tamamlanan kasvet havası da filmin etkileyiciliğini oluşturan nedenlerden biridir.
Jack Torrance’ın zamanla sıyırması ve sonunda da tamamen delirerek ailesini öldürmeye çalışmasına kadar geçen süreçteki değişimi, Overlook otelinin kendi üzerinde kurduğu hakimiyet altında ezilmesi, uzun süre önce bıraktığı içkiye tekrar yönelmesiyle ilgili ve diğer içsel kabuslarla dolu düşünceleri, insan psikolojisinin en karanlık noktalarında gezinen mental yapısıyla birlikte, sinema tarihinin en önemli ve akılda kalan karakterlerinden birini, akıllara durgunluk verircesine kusursuz bir şekilde canlandıran Jack Nicholson, bu performansıyla, yalnızca kendi oyunculuk kariyerinin değil, tüm sinema tarihinin gelmiş geçmiş en kusursuz oyunculuklardan birini sergiliyor. İzleyici onu izlerken, gerçekten de deliren bir adamı gördüğünü, Jack Nicholson ile gerçek hayatta karşılaşsa sanki ondan korkacakmış hissini duyuyor. Bakışlarından mimiklerine, vücut dilinden ses tonuna her saniyesiyleJjack Nicholson bu filmde “kusursuz oyunculuğu” yaratıyor. Özellikle bakışlarında, gözlerindeki parıltıda ve o ünlü gülümsemesinde, tam anlamıyla ürkütücü, delirmiş bir zihni görebilmek mümkün. zaten sadece bu ayrıntı bile, Nicholson’un oyunculuğunun ne kadar benzersiz olduğunu görmek açısından yeterli.O gülümsüyor, ama biz o gülümseme arkasındaki karanlığı ve delirmişliği zorlanmadan algılayabiliyoruz.
Jack’in eşi Wendy de, Nicholson tarafından yaratılıp, otel atmosferiyle tamamlanan gerilim havasını pekiştiren bir diğer etmen.Çatlayan ve çaresizlikle titreyen ses tonu, kulak tırmalayan çığlıkları, ağlak surat ifadesi ve Jack delirip, kendince güçlendikçe artan ümitsizliği, eşine karşı artan güvensizliği ve oğlunu babasından koruma konusundaki çabaları ile, otelin kapalı ortamında kapana kısılmışçasına bir ruh halini son derece başarılı yansıtıyor.Hatta bu öyle bir hal alıyor ki, Wendy’nin surat ifadesi, hiç bir şey yapmadan durduğunda bile tüyler ürpertici ve korkutucu hale gelebiliyor.
“Shine” yeteneğine sahip çocuk Danny’yi canlandıran Danny Lloyd ise, tüm bu olanların ortasında kalan ve babası tarafından öldürülmek istenen, hayali arkadaşı Tony ile konuşup kimi kararlarını buna göre veren, içine kapanık ama aslında bir nebze de olsa cesur bir çocuğu oldukça başarılı canlandırıyor. Bakışlarındaki sabitlik ve donuklukla, “redrum!” diye bağırırken ses tonundaki korkutuculukla hatırlanıyor.
Filmin önemli ayrıntılarından biri de, gerilim ortamını sağlamlaştıran müzikler. Özellikle korkutucu sahnelerde, yaylılardan oluşan orkestra amaçlanan “izleyiciyi germe” işini son derece iyi yapıyor.
Yönetmen Stanley Kubrick ise, klasik olmuş ve akıllara kazınan bir çok sahneyle, bu filmde de yaratıcılığını ve kendine özgülüğünü konuşturuyor. Danny’nin arkadan çekim eşliğinde 3 tekerlekli bisikletiyle otelin boş koridorlarında dolaşması, bisiklet tekerleklerinin parkede çıkardığı gürültü ve halıda giderken sessizleşmesi, Jack’in Wendy’yle konuşarak merdivenden çıkarken ki unutulmaz performansı ve Wendy’nin korkuyla ona beyzbol sopası salladığı sahne, sondaki geri plandan çekilen karlı labirent kovalamacası, Jack’in barmenle sohbet ettiği sahne, Danny’nin “redrum!” bağırışları arasında Wendy’nin aynada “murder” yazısını gördüğü an, yine Jack’in Wendy’nin saklandığı tuvalet kapısını kırıp, kırdığı çatlaktan onunla konuştuğu sahne ve tabii ki odaya dolup tüm odayı kaplayan galonlarca kan gibi pek çok unutulmaz sahne ile Kubrick harika bir iş çıkarıyor ve pek çok insanın hiç bir zaman unutamayacağı kimi ayrıntı ve sahnelerle, Jack Nicholson’un oyunculuğuyla birlikte bu filmi unutulmaz kılan en önemli unsurlardan biri oluyor.
Bu filmin atmosferi öyle bir hava yaratıyor ki, diğer herhangi bir filmde gördüğünüz bir deli, barmen, baltalı adam, labirent ya da helikopterden yapılan hareket halindeki bir araba çekimi, size hemen bu filmi hatırlatabiliyor.
Sonuç olarak; şahsen benim hayatımda seyrettiğim belki de en iyi film olan “the shining”, benim için olduğu gibi birçokları için de seyrettikleri en etkileyici ve gerici film olmayı başarıyor ve akıllara kazınıyor.
Sinema
  • Paylaş
Filmin en etkileyici sahnesi Jack Nicholson'ın balta ile banyonun kapısına vurduğu sahnedir. Sahnenin bu kadar etkileyici olmasının sebebi Stanley Kubrick'in sahneyi 127 tekrar sonrasında en iyi çekimi bulup filme koymasıdır diye düşünüyorum. Biraz delice olabilir ama kamera hareketinin mükemmelliği sağlanmıştır, kusursuzdur.
  • Paylaş
Jack Nicholson'u Jack Nicholson yapan bir Stanley Kubrick filmi.

  • Paylaş
Modern korku filmlerini izlemeden önce bu türe meraklı herkesin izlemesi gereken bir baş yapıttır.
  • Paylaş
Korku filmi olarak sınıflandırılır ama yanlış bir tamlama oluyor bence, daha çok gerilim sınıfına girebilir (ki film için daha iyi bir detay bu)....bu filmi film yapan cek nikılsının oyunculuğudur kesinlikle, ha kubrik olmasa yine böyle olur muydu? hayır .
  • Paylaş
Sonraki Soru
HESAP OLUŞTUR

İstatistikler

1207 Görüntülenme5 Takipçi5 Yanıt