Bilmek istediğin her şeye ulaş

Türkiye'de yakın bir zamanda yeni bir kriz yaşanacağına inanıyor musunuz?

Ülkede cari açık yüzünden değil, yabancı yatırımcıların bu ülkeyi terk etmesi durumunda ciddi bir kriz yaşanacak. Çünkü, ekonomiyi ayakta tutan, ki bu kısa vadede bir destek, sıcak para girişi. Bu kesildiği an borçların finansmanı da kesilmiş olacak. İşte o zaman cari açık ciddi sorun teşkil edecek.
  • Paylaş
12

Hakaninploid.com/erguntutus bey tanım aşmasını geçti konu üst satırlarda cari kelimesi sadece ihracat ithalat olarak değil kelimenin özüne de inilerek gayet uzun tartışıldı, sanırım alt yorumları okumadınız. Yine de hızlı okuma yapan kullanıcılar için faideli bir bilgi olmuş yazdıklarınız.

Ergün Tuna, Cari açık tanımlamanızı ve açıklamanızı düzeltme ihtiyacı hissettim.....CARİ AÇIK....siz 100 ton demir satarsınız.....100.000 bir dolar.....100 ton uçak satın alırsınız.....1.000.000...dolar....aradaki fark...900 bin dolardır....işte bu reel fark cari açıktır...ihraç ürününüzün değeri ile...ithal ettiğiniz ürün değeri arasındaki fark...900 bin dolar teknoloji farkıdır...yani...eğitimsizlik...bilim dışılık...çalışmamak...ekonominizi rant üzerine inşa etmek...vs...vs....

Serkan Aydın, Hakan bey para eşittir mal derseniz paranın satılmasına yani faize de onay vermiş olursunuz ki faiz de geri ödenmesi matemetiksel olarak mümkün olmayan daha yaratılmamış fazlalıktır. Faizle borçlandığınız zaman, daha fabrikada üretilmeyip piyasaya çıkmamış bir araba ile gezintiye çıktım demiş oluyorsunuz.. O halde para=maldan kastınız hammaddesi olan kağıt ise doğru kağıt bir maldır, ancak onu elde edip paraya çevirme masrafı en düşük küpürlü paradan da daha ucuzdur. Yani ölçü aracı olmaya müsaittir. Siz "ceteris paribus" derken ikdisadi bir terimi konuşuyorsunuz. Ben ise paranın mutfağından bahsediyorum. Bütün ekonomi kitapları paranın kullanılma aşamalarındaki hesap ve yönetimi üzerine neden sonuç ilişkisi gibi konularla doludur. Ancak hiç bir ekonomi kitabında paranın nasıl üretildiğine dair tek bir bilgi yoktur. Klasik olarak sadece merkez bankasının ürettiği geçiştirilerek anlatılır. Oysa KRS (kısmi rezerv sistemi)nin matematiğini çoğu ekonomist bilmez. Adına kaldıraç der geçerler. Bankalar KRS ile para üretirken gerçekte hangi matematik dönüyor onu bilmezler ve faiz kaldırılsın diye hezeyanlar duyduklarında "ama borçlanmadan olur mu!" gibi aptalca bir fikri savunur hale düşerler. Çünkü okudukları ekonomi kitapları onlara faizi mutlak doğru olarak kabul ettirmiştir. velhasıl para olarak yine bir malı yada bir maddeyi kullanmak zorundayız. Burada dikkat edilmesi gereken özellik o maddenin paraya dönüştürülme masrafının en düşük küpürden ucuz olmasıdır. Bunun tam tersi örneğini de belirmek isterim. Akp hükümeti yeni kuruşları piyasaya sürerken büyük bir matematiksel hata yaptı. 1 kuruşları piyasada pek göremiyorsunuz ki bunun sebebi 1 kuruşların hammaddeleri olan alaşımların hurda değeri 5 kuruş değerinde olmasıdır. Bu yüzden hurdacılar 1 kuruşları toplayıp onları 5 kuruştan hurda olarak sattılar. böylece hem üretimleri pahalıya gelmişken hem de hurdacılar yüzünden piyasadan eksiltildiler. Demek ki para olarak kullanacağınız materyalin değeri en düşük küpürlü paradan daha az olmalı ki üretimi masraftan sayılamacak kadar düşük olsun ve ölçü aracı olabilsin. Aksi taktirde ürettirip kullandığınız para yine o paranın üretim maliyetine gider.

Hakan, Aziz dostum serkan aydın, yazdıklarını defalarca okudum akademik olarak bence çok kıymetli tespitler. Teşekkür ederim. Para, cins olarak değerlendirilirse bir ölçüdür bu doğru. Ancak cinsten bağımsız düşünursek para eşittir mal dır.

Daha anlaşılır hale getireyim. 1 kilo domates 2 tl ise ve 1 dolar 2 tl ise 1 kilo domates 1 dolardır. Bu paranın mal karşısındaki cinsini ifade eder. Sonuçta mal parayı doğurur. Bu sebeple diğer seçenekler sabitken "ceteris paribus" mal eşittir paradır kardeşim.

Para ve mal ilişkisine gösterdiğin katkılar için teşekkür ederim.

Serkan Aydın, Hakan bey, para bir mal değil bir ölçü aracıdır. Tıpkı bir metre gibi, bir terazi veya bir termometre gibi... Para, piyasadaki mal ve hizmetin miktarını ölçer. Paranın kendi değeri yoktur, sadece basım masrafı vardır. O da çok cüzi bir miktardır ki en düşük küpürlü bozuk para bile onun basım maliyetinden daha değerlidir. Paranın değeri devlet tarafından ölçü aracı olarak kabul edilmesi ve taklit edilmesi zor olması ile muteberdir. Yani devlet para olarak deniz kabuklarını kullanmayı kararlaştırsa deniz kabukları para itibarı kazanır. Bunu zaten biliyorsunuz girmeye gerek yok sanırım. Neden değerli taş ve madenler kâğıt gibi değersiz bir materyal ile yer değiştirmiştir diye soruyorsunuz. Yanlış anlamadıysam neden para olarak değerli taşları kullanmıyoruz da kağıt parayı kullanıyoruz diyorsunuz.... Bunun cevabı çok basit, Çünkü piyasadaki mal ve hizmetin ölçümünü değerli taşlarla yapacak olsak, değerli taşların bu gezegendeki mevcut miktarı (çıkarılmış ve daha çıkarılmamış) dünyadaki büyüyen ekonomiyi çevirmeye yetmeyecek kadar çok azdır. Çünkü nüfus artıyor ve daha fazla yeni şeylerin üretimi gerekiyor... Örneğin Bu gün dünya üzerindeki toplam ekonomik döngünün miktarı 700 trilyon dolardır (Resmi)... Oysa yeryüzündeki çıkarılmış ve çıkarılmamış tüm değerli madenlerin yada taşların toplam değeri 2 trilyon dolardır. Bu miktar ise artan nüfus karşısında toplam ekonomik döngüyü çevirmeye hiç bir zaman yetmez ve rezervler sınırlıdır... Yani değerli taşları para olarak kullanacak olsak dünyada muazzam bir deflasyon olur ki bu da büyük fakirlik getirir. Hem işin bu tarafını bir kenara bırakın, bu değerli taşların çıkarılma maliyetleri dahi 2 trilyon doların üzerinde bir maliyete patlar. Böyle maliyetli bir ölçü aracını dolaşım aracı olarak kullanacak olsanız bunun çıkarılma maliyetini ne ile ödeyeceksiniz? Örneğin eğer para olarak elması kullanacak olsanız maden işçilerine 1 trilyonluk elmas madenini çıkarmaları için ücret olarak 1 trilyonluk elmas vermeniz gerekir ki bu da bir paradoxtur. Çünkü o elması 1 trilyon değerinde yapan işçilik zorluğu, miktarı ve kullanılan materyaldir değil mi. Elmas madeni, 1 metrelik kaya parçasına bir kazma darbesi vurmayla kolay çıksaydı değeri 1 trilyon değil, 1 TL olurdu... Başka bir örnek vermek gerekirse 1kg elma almaya yeten bir miktar altını çıkarmak için 1kg elma almaya yeten altın harcanmaz.
İşte bu yüzden değerli taşları para olarak kullanmak üretimin ve ekonomik büyümenin önünü keser ki bu da teknolojinin ilerlemesini engeller. Yani madenden 100 lira değerinde bir miktar altın çıkardığınızda, piyasada da 100 lira altın değerinde bir mal ve hizmet olmak zorundadır ki, o mal ve hizmet çıkardığınız 100 lira değerindeki altınla satın alınabilsin. Aksi takdirde madenden altın çıkışı tükendiğinde piyasaya yeni bir mal süremezsiniz. Bu deflasyona sebeb olur. Yani mal fazla, para az olur. Eğer yeni bir altın çıkmadan piyasaya yeni bir mal sürerseniz bu borçlanarak olur ama geri ödenemez. Çünkü piyasada toplam iki tane mal var ve 1 tane 100 lira değerinde altın var. Bu altın o iki malın fiyatını yarıya düşürür, bu da o iki malı üretenlerin zarar edip kepenk kapatmasına sebep olur ve üretim durur. İşte günümüzdeki fabrika iflaslarının nedeni budur. Yani ürettikleri malı alacak paranın basılıp piyasaya sürülmemesidir…
Hakan bey gördüğünüz gibi değerli taşlar bir para yani ölçü aracı olarak kullanılmalarının önündeki engel onların miktarının bugün üretilen mal ve hizmet karşısında rezerv olarak sınırlı olmalarıdır. Ancak altının ve diğer taşların para olarak kullanıldığı eski çağlarda üretilen mallar, çıkarılan altın ve taşlardan daha azdı. Bu yüzden altın ve taşlar o zamanki mal ve hizmet döngüsünü çevirmeye yetiyordu. Fakat bugün üretim öyle arttı ki mevcut çıkarılmamış rezervler dahi bu büyüklükteki bir ekonomiyi döndürmeye ölçü aracı olmaya yetmiyor.
Bugün İşte tam bu noktada üretimi sınırlı olmayan, üretim maliyeti ucuz, muteber derecede taklidi zor ve mal ve hizmet miktarına göre kontrollü üretilen bir ölçü aracı gerekmektedir, o da kağıt paradır. Kağıt para kullanılan bir dünya da nüfus ne kadar artarsa artsın, mal üretimi ne kadar artarsa artsın, hizmet/işçilik ihtiyacı ne kadar artarsa artsın kağıt para bütün bu döngüyü çevirecek kadar ham madde sınırlaması olmadan basılabilir bu da ihtiyacı rahatlıkla karşılaya bilir, döngüyü çevirir. Zaten paranın asıl amacı da mal ve hizmetin miktarını ölçmektir, kendisi mal değil bir ölçü aracıdır. Siz bir manava gittiğiniz de manav size ölçü aracı olan terazisini satmaz, o ölçü aracı ile malının miktarını ölçüp size malını satar değil mi?.... Para da işte böyledir, ödünç verilebilir fakat satılamaz. Para mal veya hizmetin iki kişi arasındaki yer değiştirmesini temsili olarak ölçer. Hangi tarafa ne kadar mal yada hizmet transfer olacak ise para bunu üzerindeki rakamlar(küpürler) sayesinde temsil edip ölçer. Örneğin siz hayvancılıkla uğraşan biri olsanız ve 1 kilo elmaya ihtiyacınız olsa. Manava 1kilo elma almaya gitseniz. Manavcı ile beraberinizde getirdiğiniz 1 tane koyunu 1 kilo elma ile değiştirmek isteseniz yani takas etmek isteseniz maliyet olarak siz zarar edersiniz. Çünkü sizin koyununuz 1 kilo elmadan daha değerli ve değer olarak elma ile aynı değerde olan takas edecek başka bir şeyiniz de yanınız da yok. O halde ya takasa razı olacaksınız yada koyununuzun toplam değerini belirleyip, koyununuzun vücudundan 1 kilo elmaya eşdeğer olan kısmı bıçakla kesip manavın 1 kilo elması ile takas edeceksiniz. Bu durumda da koyununuz kan kaybından ölür yine zarar edersiniz. İşte takas sisteminin zorluklarında biri de ebat ve değer karşılama zorluğudur. Nakliye zorluğu da cabası. Oysa aynı manava geri dönecek olursak, orada takas değil de kağıt para kullandığınızı düşünelim. Sizin koyununuzun toplam değeri 10 lira olsun. Koyununuzu zihninizden hayali olarak 10 parçaya bölün ve her parçasına da 1 lira deyin. Elinize büyük bir kağıt alın ve onu 10 parçaya bölün. Şimdi koyunun her parçasını 10 adet kağıt parçasına 1 rakamını yazarak temsil edin. Şu anda elinize her birinin üzerinde 1 rakamı yazan 10 adet kağıt parçası var. Yani bu kağıt parçaları sizin koyununuzun toplam değerinin 10 parça halinde temsil edilmiş halidir. Şimdi elinizdeki kağıt parçalarından bir adetini manavın 1 kg elması ile değiştirdiğinizde siz koyununuzun toplam değerinden 1 kilo elmaya eşdeğer kısmını temsili olarak manava vermiş oldunuz ve karşılığında 1 kilo elma almış oldunuz. Koyununuzu da bıçakla keserek 1kilo elmanın değerine ayarlama zahmetinden ve zararından kurtulmuş oldunuz. İşte hakan bey… Paranın asıl fonksiyonu işte budur, malın ve hizmetin miktarını temsili olarak ölçmesidir. Kağıt para sisteminde en önemli olan şey işe para miktarının mal ve hizmet miktarından fazla yada az miktarda basılmaması. Para, mal ve hizmetten fazla basılırsa enflasyon olur paranın değeri düşer fakirlik getirir... Aynı şekilde para miktarı mal ve hizmet miktarından az basılırsa deflasyon(devalüasyon) olur para aşırı değerlenir kolay bulunmaz yine fakirlik getirir. Eğer para miktarı mal ve hizmet miktarına tam olarak eşit basılırsa hiç bir ekonomik sıkıntı olmaz en adil olan da budur. İşte burada devlete kontorllü eşit para basma görevi düşüyor. Eğer devlet para basma yetkisini özel şirketlere yada bankalara devrederse onlar bu parayı basarak devlete satarlar. Her bastıkları paranın faizini isteyerek devleti borçlandırırlar ve yavaş yavaş onlar devletleşmeye giderler. Faiz ise borç aldığınız paranın daha var olmayan basılmamış kısmıdır. Basılmamış bir para ile borç ödemek matametiksel olarak mümkün değildir. Bu komik idda daha fabrikadan çıkmamış araba ile gezinti yapmaya benzer. Ben faiz borcunu öderim diyen de ya yalancının tekidir, yada matematik bilmiyordur.... Umarım yeterince iyi anlatabilmişimdir hakan bey...

Hakan, Para bir kağıt parçası olarak değerlimidir sizce, yada parayı değerli kılan şey nedir, neden değerli taş ve madenle ticaret kağıt gibi değersiz bir materyal ile yer değiştirmiştir.

Başta da yazdığım gibi ekonomi dedikodu bilimi değildir. Net ve keskin bir bilimdir ekonomi tabi bu cümleden kasıt para ve ekonomi arasındaki ilişkidir.

Bahsettiğiniz hocalar muhakkak bilgili insanlardır lakin bu söylemleri 20 yıl once dinledim ben ve artık kendi tanımlarımı oluşturacak yetkinlikteyim. Üniversitelerde 20 yıldır hiç birşeyin değişmediğini görmek üzücü.

Serkan Aydın, Hakan bey modern insanlık tarihinden kastınız, bankacılık sistemi ise onun tarihi sadece 150-200 yıllık. Ondan önce para devletler tarafından basılıyordu. Ayrıca Merkez bankası ile hazine birbirine rakip değildir. Tam aksine hazinenin görevi Merkez Bankasının ortaklarına nasıl daha çok para aktarırım hesabı yapmaktır. Dünyadaki ilk ekonomi kitabını bir bankacı yazmıştır. O günden beri çıkarılan ve okutulan bütün ekonomi kitapları öğrencilere bankaların kalıplarına ve çıkarlarına göre düşünmeyi empoze ederek başka ekonomik çözüm ve çıkış yolları düşünemez hale getirmiştir. Artık Faiz kavramını normal karşılayan ekonomisler ve ekonomi bakanları vardır. Parayı devlet kendi bassın borçlanmasının ekonomik olarak hiç bir mantığı yok dediğimizde, bize şaşkın şaşkın bakarak ; ama borçlanmadan olur mu? hem parayı devlet basarsa enflasyon olur, diyen zır cahil akademisyenlerimiz var. Çok şükür ki bu akademisyenler dışında faizli sistemin hilelerinin tamamına hakim olan ve faiz kalıplarının dışında düşünerek, paranın tanımını ve asli fonksiyonunu bilen ve faiz dışında çözümleri bilen akademisyenlerimiz de var. Eğer ekonomiyi takip ediyorsanız, size Prof. Dr. Mete Gündoğan ve Prof. Dr. Gültekin Çetiner hocalarımızın yazılarını ve TV programlarını takip etmenizi şiddetle tavsiye ederim. Ekonomiyi bir de bu hocalarımızdan dinlediğiniz de gerçek ekonomi adına birçok şeyi şok basit ve anlaşılır bir şekilde öğreneceksiniz.

Hakan, Dedikleriniz çoğu doğru ve haklısınız. Kim, kiminle,nerede,ne yapıyor gibi konular ekonominin direk konusu değildir, ekonomi öğrencisi olarak bunu bilirsiniz muhakkak.

Dedikleriniz çoğu doğru ancak bilimsel değeri yok bunların,
Modern insanlık tarihi boyunca para basımı hep devlet erkinin eliyle taşeronlara yaptırılmıştır. Ekonomi boş alan ve tekel sevmez bu sebeple MB larının rakibi olarak Hazine Oluşmuştur.

Serkan Aydın, Hakan bey, cari açık belalardan sadece bir tanesidir ve ufak bir siyasi manevra ile hemen sıfıra indilirilebilir. Cari açık dışında içerimizde olan başka bir bela daha var. Bu belanın adı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası.... Kağıt üzerinde devlete aitmiş gibi görünen bu Anomin Şirket, sanılanın aksine devlete ait değildir. TCMB, dönemin siyasilerin işbirlikçilikleri ile bir şekilde para basma yetkisini eline almış tefecilik yapan özel bir şirkettir. (kendi internet sitesinden tarihçesini ve mevzuatını okuyabilirsiniz) Cebinizdeki parayı basan devlet değil, Merkez Bankası denen bu tefeci Anonim Şirkettir. Bu şirket bastığı her banknotu faiz karşılığında devlete satar ve faizini almak süretiyle piyasadaki bütün parayı çekerek deflasyona sebeb olur. Şimdi; ne deflasyonu kardeşim! dediğinizi duyar gibiyim... Evet Türkiyede gerçekte enflasyon değil, deflayson vardır. Çünkü enflasyon, piyasadaki para miktarının mal ve hizmet miktarından fazla olması demektir, deflasyon ise mal ve hizmet miktarının, para miktarından fazla olması demektir. Bu bağlamda merkez bankasının bastığı her banknotun faizli kısmı matbaada basılmadığından o faizli kısım matematiksel olarak asla geri ödenemez ve kayıtlara borç olarak yazılır. Hükümet te artan bu borçlarına karşılık, " Efendim verim alamıyoruz, işçiler yatıyorlar" gibi gerçek olmayan göstermelik gülünç bahanelerle milletin paraları ile yapılmış olan bütün kamu işletmelerini Merkez bankasının isimlerinin açıklanmasının kanunla yasaklanmış olan gizli ortaklarına satar/özelleştirir. Hümüket bu özelleştirmeyi/satışı iyi bir şeymiş gibi göstermek için halka, "Efendim satmadık bilmem kaç yıllığına kiraya verdik, bilmeme ne kadar kira parası devletin kasasına girecek" şeklinde yalan söylerler. Halbuki ne üretirseniz üretin, ne yaparsanız yapın o şeyin son sahibi cebinizdeki parayı basan Merkez Bankası'nın gizli ortaklarıdır. Biz halk olarak önce para basma yetkimizi bir an önce merkez bankası denen tefeci şirketten geri alıp kendi paramızı kendimiz faizsiz ve borçsuz olarak piyasadaki mal ve hizmet miktarına göre basmalıyız. İçimizdeki bu mikrobu öldürmeden daha çok cari açık veririz. Çünkü merkez bankasından para talep etme hakkımız sadece Dolar rezervimizle sınırlıdır. Daha açık söylemek gerekirse, Devlet ihtiyacı olan parayı öyle istediği gibi merkez bankasından talep edip borçlanamaz. Rezervinde ne kadar dolar tutuyorsan o kadar TL borçlanabilirsin demektir bunun adı... Peki dolar nasıl gelecek? dışardan... ne ile? mal satacaksın? Peki ucuza satamıyorsan ne yapacaksın? dışardan doğrudan dolar borç alacaksın. Alın size başka bir paradox... Cari açığınız yüksek ve bunun sadece %10'u mal satarak ülkeye getirilmiş, Geri kalan %90'lık dolar kısmı mal satarak değil, direk borçlanarak ülkeye getirilmiş. Buyrun burdan yakın hakan bey...

Hakan, teşekkürler, :meslek hanesinde ekonomist yazan bir yazarın cari açığı bilmemesi ihtimalini hiç aklıma bile getirmedim zaten. yazdıklarınızın altına aynen imzamı atarım hiç düşünmeden. amaç maksat hasıl olsun dikkatler cari açıktan ayrılmasın. tekrar teşekkürler

Funda Seydem, cari açık önemsenmiyor gibi bir durum söz konusu olamaz.ülkenin ekonomisini çökertebilecek bir etkiye sahip.ben sadece sırtımızı dayadığımız sıcak paraya da dikkat çekmek istedim.yoksa cari açık ın ne demek olduğunu gayet iyi biliyorum.teşekkürler detay açıklamar için.....

Hakan, Bu yorumu biraz irdelemenin faydası olacağını düşünüyorum konuyu okuyan diğer insanların daha net anaşılması ve onlar için, kısa bir iki basit tanım getirmek gerekiyor.

Baistçe anlatmak gerekirse,

CARİ AÇIK : Ürettiğinizden çok satın alma yaparsanız aradaki farka cari açık denir,

YABANCI SICAK PARA: Aslında ülke ekonomisine ait olmayan geçici olarak ekonomik araçlarla ( borsa, faiz, döviz v.b ) ülkeye giren ve her an ekonomiden çıkması mühtemel kaynak.

Basitleştirilmiş bu iki tanımdan yola çıkarak, yabancı kaynaklı sıcak paranın bir anda ülkeye girmesi yada ülkeden çıkması aslında istenen ekonomik gelişmeler değildir bu aşamada önemli olan spekülatif etki yaratmadan bu parların ülke ekonomisine girmesi ya da çıkmasıdır.

ani sıcak para giriş ve çıkışları tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi anlık krizler yaratabilir ve bağlamda ülke içerisinde güçlü ekonomik planlarınız varsa ve uygulayabiliyorsanız bu tür suni krizleri yönetibilirsiniz ve fazlaca da bir zarar görmezsiniz.

Cari açık sorununu, sıcak paranın çıkşından daha az önemsemek ciddi bir hatadır.

çünkü cari açık sizindir, yani ülkenizin cebindeki deliktir. bu sebeple şu anda 90 milyar dolarlık rezervi olduğu söylenen TCMB yabancı sermeye çıkışlarında bu müdahaleyi krize dönüşmeden yapabilecek durumdadır.

Ancak cari açıkta bu rezervin varlığı etkisizdir. tüm rezervi harcasanız 3 ayda cari açık karşısında iflas etmiş bir TCMB bulursunuz bu sebeple dikkatleri cari açıktan uzaklaştırmak yapılabilecek en büyük hata olacaktır.

Krize giren ülkelerin ortak noktası nedir? Kesinlikle cari açık vermeleri (Hatta cari açık bir dans figürüdür asıl önemli olan dış ticaret açığıdır). Türkiye ekonomisi 2003 yılından bu yana yapay bir büyüme içerisinde. Son açıklanan ihracat rakamları ithalatın yüzde 49'u konumunda ve bu cumhuriyet tarihinin en kara tablosudur. Borçlanarak bu açık kapatılıyor ancak artan riskler nedeniyle borç maliyeti artmak zorunda. Bu durumda da en geç 2013 yılında, 2001 yılını mumla aratacak bir kriz bekliyorum, acı ama gerçek...
  • Paylaş
3

Hızır Can, Ben sadece sormak istiyorum: Devletin onca ekonomisti var, bu ülkede çok değerli sayısız ekonomi profesörü var. Siz burada bunları görüyorsunuz bu hocalar bunları görmüyor mu? Kimse hükümeti uyar mıyor mu? Bu hükümet değil mi 2023 diye hedef koyan? Bence ortada büyük bir çelişki var. Birileri çok fazla pembe tablo çizerken birileri de o pembe tabloyu fazladan karalıyor sanki...

Zibitman, bende katılıyorum

Dünya'da bu yaşanan 'kriz' diye adlandırdığımız aslında bir kriz değil. Sermaye el değiştiriyor. Geçmişin gelişmiş ülkelerini sermaye terkediyor. Ortadoğu'nun zengin sermaye sahipleri bu ülkelerden sermayelerini çekiyor. Bunun önüne geçilemiyor ve geçilemeyecek gibi.
  • Paylaş
Öyle olacakmış gibi görünüyor, hatta türk lirasının son dönemdeki yüksek değer kaybı düpedüz devalüasyon olarak yorumlanıyor.
  • Paylaş
Bulunduğum sektördeki sıkıntılar  yeni bir krizi işaret ediyor. Tekstil ve gıda da farklı değil. Umarım geçen seferki gibi teğet geçmez. :) Çünkü daha o teğet geçenin  yaralarını saramadık.
  • Paylaş
Bu ülkede kriz ortalama 7 yılda bir oluyor. Bu da iktisadi düşüncenin UPF (IMF) ve DB ile alakalı olmasından kaynaklanıyor. Hükümet halen sıcak para akışını mallarını satmakla sağlıyor. Bu yüzden kriz şu an için söz konusu olmayabilir. Ha bir de dünya bankasından faizli para alacağız o da var. Yani bu sıcak paralar bitince sıcacık yorganımız bile olmayacak, yavaş yavaş, zamanla.
  • Paylaş
Kriz olsa dahi hükümetin iletişim konusundaki başarısı sayesinde aşılacaktır. Kriz insanların parayı çevirmekte zorlandığı dönemlerde aşılamayacak hale gelir. Fakat hükümetin yaptığı güven açıklamaları işin daima bu noktaya gelmesini engellemekte ve bu da krizi aşmak(ya da hissetmemek) konusunda en büyük güç. 

Bunun haricinde kriz yaşanması çok ufak bir ihtimaldir şu anki göstergelere göre, hatta uzun vadede Türkiye ekonomisi beklenmedik biçimde güçlenecek bu global krizler sayesinde. 
  • Paylaş
Kapitalist düzenin, küçük yatırımcıların cebindeki birkaç kuruşu daha alma çabası ile uydurdukları bir söylem. Dolar yükselsin. Yabancı yatırımcılar yüksekten doları bozdursun, sonra Borsayı uçursun. Sonra milletin kucağına malları boşaltsın.
  • Paylaş
Tanıdığım ekonomistlerin söylediğine göre ülkede cari açıktan dolayı bir kriz yaşanabilirmiş.
  • Paylaş
2

Ali Davut, 10-15 civarı vardır, normalde de finansal uygulamalar üzerine çalışıyorum, yakın tanıdıklarım var yani :)

Mert Fındık, kaç tane ekonomist tanıyorsunuz ? (:

Özelleştirmeler krizi yaşayan ülkelere kıyasla bizde dolu dizgin devam ediyor. Ben 10 yıl boyunca aralıksız özelleştirme yapan bi ülke daha olduğuna inanmıyorum , iyi günde de kötü günde de hep satıyoruz bakalım geleceğimizi hadi hayırlısı....
  • Paylaş
2006'dan beri kriz bekleyenleri ve cari açıktaki makasın gittikçe arttığı dönemlerde dahi kriz riskini gözardı edenleri gördük.

Ne krizi bekleyenler ne de kriz beklentisi içinde olmayanlar görüşlerini ekonomik analizlere dayandırıyordu. Ekonomi salt cari açığa yada başka bir girdiyle ölüçelemeyecek kadar büyük ve hassas bir yapıdır. Bir taraf en olumsuz girdiyle kriz bezirganlığı diğer taraf da en pembe tabloyla ekonomi güzel gidiyor gazelleri okudu.

CHP, AKP, MHP, BDP ekseninde düşünmeyip, kafayı kaldırıp Türkiye'ye biraz da Dünya penceresinden bakanlar, Yeni Dünya Düzenini iyi okuyanlar kısa, orta ve hatta uzun vadede kesinlikle kriz beklentisi içinde değiller.
  • Paylaş
Pratik yaşam sahasında eylemlerinden ve yaptığı eylemlerin farkında olmayan toplumun büyük çoğunluğunun cehalet ile özdeşleşmiş bireylerinin yaşadığı ülkede bir kriz yaşanması mümkün değildir... Çünkü... Cehaletin pençesine düşmüş... Eylemlerinin sonuçlarını görmeyen göremeyen toplumlarda... Bireyler bir başka gruplarca güdüldükleri için... kriz çıkma yada çıkartma iradesi... cahil bireylerin elinde olan bir şey değildir... egemen grupların çıkarları ne zaman zedelenirse... O gruplar kriz çıkarma gücüne sahiptirler... egemen çıkar gruplarının çıkarları aşınmaya uğramadığı sürece kriz çıkma ihtimali sıfırdır... ... .
  • Paylaş
Bence her an her dakika kriz oluşabilir
  • Paylaş

Hayır, zannetmiyorum.

  • Paylaş
Bunlar bir kısım medyanın uydurması gibi geliyor. :)
  • Paylaş
Sonraki Soru
HESAP OLUŞTUR

İstatistikler

3052 Görüntülenme30 Takipçi15 Yanıt