Bilmek istediğin her şeye ulaş

Ülkemizde son günlerdeki olaylar, neoliberalizm bataklığından, rantiye politikasından, sömürü çarkından rahatsız olan geniş halk kitlelerinin uyanışı olarak algılanabilir mi?

Son günlerdeki hatta Haziran ayından bu yana olan ayaklanmaların hepsinin nedeni farklı ama ortak bir noktaları var ki o da hükumetin takındığı aşırı antidemokratik tavırdır.

Hükumet hiçbir demokratik hak arayışına tahammül edememekte ve her seferinde vurucu gücünü arttırarak sokakta sesini barışçıl yollarla duyurmaya çalışan halka saldırmaktadır. Bilindiği üzere tazyikli suyun öldürücü, yaralayıcı, can yakıcı özelliği yetmedi ve dünyada bir ilk olarak TOMA sularına biber gazı kattılar, revirlere saldırdılar, aslında ölümcül olmayan gaz tüfeğini bile nişan alarak ölümcül silah olarak kullandılar ki bu devam da ediyor.

Ayaklanmalardan önce tabii ki çok şey oldu, sanırım Haziran öncesi olan en önemli olaylardan biri Maslak Belediyesinin CHP'li Şişli Belediye'sinden çalınıp AKP'li Sarıyer Belediyesi'ne bağlanması olmuştur. Bunun nedenini bilinçli halkımız zaten biliyor. Maslak'taki Fatih ormanlarında planlanan kıyıma halkımız tepki göstermiş ve Şişli Belediyesi buna izin vermemişti. Hükumetimiz nedendir bilinmez Ali Ağaoğlu'nun 1453 sitesini yapmasını desteklemek için böyle bir düzenlemeye gitti ve bir çoğunuz bilmiyorsunuzdur ama sonunda sessiz ve sinsice o site oraya konduruldu. Bu site büyük ama sadece buzdağının görünen küçük kısmı. İstanbul'umuzun çeşitli ormanlarında her gün ortaya çıkan sadece en zenginlerin oturabildiği, ormanlara kıyılarak yapılmış nice Gizli Vadi, Saklı Vadi gibi site mevcut.

Şimdi düşündükçe o Mayıs'da başlanan Suriye ile savaş hazırlıkları ya da başkanlık sistemine geçip ilelebet iktidarda kalma çabaları da halkımız tarafından tepkisiz karşılanmadı.

İlk ayaklanma bildiğiniz üzere Gezi Parkının ağaçlarını koruma adına başladı ve parkta eylem yapanların gazlanması, çadırlarının yakılması sonucu büyüdü. Hükumet bir sürü asılsız haber ve sansürle ağaç koruyan çevrecileri ve büyük saldırının ardından yardıma gelen destekçilerini halka terörist olarak tanıttı.
Aslında çevreci bir eylem olarak başlayan olaylar hükumetin antidemokratik, diktavari tepkisiyle antidikta eylemlerine dönüştü. Her ne kadar halk eylemi kendi yaptığını düşünse de bu eylemleri gerek sokakta şiddet içerikli saldırıları gerekse medyadaki tüm asılsız haberleriyle hükumet yönlendirdi, körükledi. Bu asılsız haberlerin altında "faiz lobisi", "camide içki içtiler", "camide seks yaptılar", "türbanlı bacıma saldırdılar", fark etmişsinizdir belki her konuşmada tekrarlamıştı "altgeçitlerimizin seramiklerini kırdılar", "polisimize saldırdılar" sayılabilir. Halbuki Gezi eyleminin arkasında çevreciler ve hükumetin hunharca saldırıları vardı. Hiç kimse camide içki içmedi, yasak mıdır, Kuran'da bir yeri var mıdır bilemem ama en ateistimiz bile Müslümanların bu duyarlılığına saygı gösterir ve kesinlikle bir camiye can havliyle katillerden kaçmıyorsa ayakkabıyla girmez, orada zaten ne olursa olsun içki içmez, öpüşmez sevişmez.

Türbanlı bacıyı da onlar gösteremediler ama sonunda ortaya çıktı ki kadın SM fantezileri olan bir yalancıymış. Hükumetin polisine belki tek tük taş atanlar oldu, doğrudur ama polisin elindeki teknolojik silahlar ve bünyesindeki canilerle yaptığı saldırılara karşı bırakın misilleme olmayı devede kulağının kılının ucu kalacak şeylerdi.

Kaldı ki Taksim meydanı ve Gezi Parkının polis ve AKP'lilerden arındırılmış olduğu o 2 haftada orada ne bir sarkıntılık, ne bir yankesicilik, ne bir darp ne bir gasp olayı görüldü. Bu durum sanırım saldırganların kimler olduğunu açıklama adına manidardır. Orada Kürt, Türk, Türbanlı, Mini etekli, travesti, hayat kadını, gay, lezbiyen, ev kadını, çocuk, büyük, yaşlı, genç, bilmem hangi futbol fanatiği ve diğer takımın fanatiği barış içinde idi.

Hükumetimiz yedi gencimizi öldürdü, onlarcasının kasten gözünü çıkarttı ve binlerce yaralanmaya sebep oldu, tutumunda halen herhangi bir değişiklik yok. Failler hala meçhul, peşine de düşülmüyor. Cinayetlerin olduğu yerlerde nedense manidar olacak şekilde kamera kayıtları kayboldu, polis teşkilatında organizasyonsuzluklar oldu, kimin oralarda olduğu bilinmiyor.

Bir sonraki eylemleri sanırım 3. köprü yolunun kenarına rantı hazır bir mahallelik sözde yanlışlıkla binlerce ağacımızı kesmeleri oldu. GPS çağında ağaçların teker teker bile doğru ya da yanlış diye ayrılabileceği teknoloji varken tabii ki hata oldu mazeretine inanmak güç.

Hükumetin bir sonraki eylemi umarım doğru hatırlıyorumdur, gündemi o kadar karmakarışık halde tutuyorlar ki kronolojik bir tablosunu yapmadan işin içinden çıkmak artık oldukça zor, 29 Ekim'de Cumhuriyetimizi kutlamak yerine çuf çuf açılışı yapmak oldu. Bayramı kutlamak isteyenlerden de biberlerini, coplarını kısmen sularını da eksik etmediler. Bu durum tabii ki medyayı ana akımdan takip etmeyenler için cumhuriyetimizi sevmeyen ve saymayan bir hükumetin meşruiyetinden şüphelenmeye kadar vardı.

Ardından 10 Kasım'da ikisi birden hastalanarak yine cumhuriyetimizin kurucusuna olan saygısızlıklarını gösterdiler.

17 Aralık'da ortaya çıkan yolsuzluklar üstüne savcıların, hakimlerin, polislerin görevden alınması, soruşturmanın önünün kesilmesi da halkımız için (derken gündemi ana akım medyadan takip etmeyenler diyorum) oldukça manidar oldu. Çelişkili ifadeleriyle hükumet bu dinlemelerin gerçek olduğunu defalarca kabullendi. Zaten sokağa çıkıp hırsız var diyen artık coplanıyor, polis hırsızın peşine düşeceğine kurbanın peşinde. Bu arada çeşitli antidemokratik yasalar çıkarttılar. Doktorların bakanlık izni olmadan hiçbir hastaya, yaralıya yardım edememesi gibi bırakın antidemokratiği artık insanlığa da sığmayan bir yasa çıkarttılar. Bu yasayla sokaklardaki saldırılarında yaraladıkları kişilere tıbbi müdahale yapılmasının önünü kesmeye çalışıyorlar.

Bunun yanı sıra ülkemizdeki ihale kanunu bu hükumetin zamanında 60 defa değiştirildi ve her türlü ihale yandaş kuruluşlara verildi. Tüm basınımızı ya satın aldılar ya da tehditlerle susturdular. "Alo Fatih" devrini başlattılar. Sıfırlamaya uğraştıkları milyar dolarları saklayamayacaklarını anlayınca yapacak tek şey haber alma özgürlüğünü kısıtlamak kalmıştı ki bunu da yaptılar. İnternet'de her şeyi kaydetmeye başlayıp tüm ülkenin İnternet'ini yavaşlattılar ki bu iş yaparken oldukça büyük engeller doğuruyor ama bu da hükumetimizin umurunda değil. Önemli olan halkın artık doğruları paylaşırken duyduğu korku ve tedirginlik.

Kendilerine pürüz çıkartabilecek her kurumu, kuruluşu kendi denetimleri altına aldılar. Günümüzde Kemal Kılıçdaroğlu'nun bir konuşmasını yayınlayan televizyon kanalları RTÜK'den ağır cezalar alabiliyor. Sadece medya değil sivil toplum örgütleri mesela TMMOB, İMO gibi rantın önünde duran kuruluşları da direkt kendilerine bağladılar. Bunun yanı sıra tüm yargımızın denetimine sahip olan HSYK'yı da hükümleri altına alan yasa çıkarttılar. Bütün bu işlemeleri yapmadan önce ordumuzu en başındakileri içeri atmak, alttakileri kendi adamlarıyla değiştirmek suretiyle güdümlerine almışlardı. Böylece yasama, yürütme, yargı, ordu ve medyayı istila etmiş oldular. Milli takımımıza türkuaz forma giydiren neredeyse yüzyıldır kullandığımız TL'ye garip bir sembol atayarak bizi kimliksizleştirmeye, Türk kimliğimizden uzaklaştırmaya çalışan yine aynı kadrodur ki bunların da 11 yıldır yürütülen operasyon planının birer parçası olduğunu düşünüyorum.

Dünya kadınlar gününde de insanların, özellikle kadınlarımızın Galatasaray Lisesi'nden Gezi Parkına yürüyüp basın açıklaması yapıp dağılmaları engellendi. Hükumetimiz sanki topu olan oyunbozan bir zengin piçi gibi davranıyor. Herkes futbol oynamak istiyor velet illa da yakantop diye tutturuyor, "Siz ne isterseniz isteyin, ne duyacağım, ne göreceğim, ne bakacağım, ne de dinleyeceğim burada yakantop oynanacak" diyor. Hatta "oynasanız da oynamasanızda topum sizi yakacak" diyor.

Son günlerde gündemde olan hükumet kurbanı Berkin Elvan adlı gencimizin cenazesine gidenlere aynı çok sevdikleri Mursi ve Müslüman Kardeşlerinin çıkardıkları ölümden sonra kadınla 6 saat daha sevişilebilir yasasında olduğu gibi nekrofil (ölü sevici) dediler. Hükumet tarafından bu milyonları yerinden oynatan, ülkenin %70'ini yasa boğan ölüm için bir baş sağlığı mesajı gelemedi. Aynı gün Topçu Kışlası yapımı meşrulaştırıldı, ülkede kürtaj yasaklandı, dersaneler kapatıldı, bunu cenazeyi fırsat bilerek çaktırmadan yapmaları da manidar... Bir de bu cenaze merasiminin sonunda da insanlar Gezi Parkına gidip birer çiçek bırakıp bir de basın açıklaması yapıp dağılacaklardı. Bütün bu barışçıl girişimlerin öldüresiyle devlet şiddetiyle engellenmesi tabii ki halkın hoşuna gitmiyor.

Günlerdir yapılan birçok seçim dalaveresinden haberdar ediliyoruz. Hazır basılmış oylar mı istersiniz evinizde sizin haberiniz olmadan oturan 6 yabancı mı, acilen TC vatandaşlığı verilip oy verdirtilecek Suriye'liler mi. Daha sayabilirim, bunu okuyup anlayabilecekler zaten hepsinden haberdar, diğerleri de zaten inanmaz, inansa da göz yumar.

Bu arada coşmuş olan kadın cinayetleri, çocuklarla evlenme vakaları, çocuk tecavüzleri, tecavüzcülerin her zaman serbest bırakılması, cezalandırılmamaları hatta kadın katillerinin bile cezalandırılmaması, türbanın bir üniforma olarak girdiği cumhuriyetimizde köşke çıkması, meclise girmesi suretiyle türbanlıların namuslu diğer kadınlarımızın namussuz ilan edilmesi. Tecavüzcüyle kadının evlendirilmesi görüşmeleri. Hamileliğin çirkin, namussuz bir şey olması, kızlı erkekli merdiven kullanımının yasaklanması, "kadın mı kız mı her neyse", "ananı da al git" söylemleri gibi bir çok antidemokratiklikten öte antiinsancı tutum ve söylemler de bardağı taşıran son damlaların üstüne gelen damlalar oluyor.

Biz kadınlarımızı seviyoruz, hayır bizimle seviştikleri için değil, türban takıp sözde namusumuzu korudukları için de değil. Çocuklarımıza baktıkları için? Evet tabii ki bunun için de seviyoruz ama daha önemli bir nedeni de var bunun. Kurtuluş savaşımızdan bu yana ne zaman adama ihtiyaç olsa bizim yanımızda, bizim önümüzde, bizim arkamızda, bizimle omuz omuza beraberce özgürlüğümüz, bağımsızlığımız, insanca yaşamamız uğruna savaştıkları için. Lakin bunlar olmadan çocuk yetiştirmenin de anlamı kalmıyor.

Ankara Büyükşehir Belediyesinin başındaki fışkiyeci başkanın icraatları da göz ardı edilmemeli. İcraatlarının en önemlilerinden bir sanırım şudur: Yıllardır bir metre metro yapamamasına rağmen başından beri düşman olduğu dünya sıralamalarında ilk ellilere kadar girip hepimizi gururlandıran üniversitem/iz'e bir bayram geceyarısı öğrencilerin okulda olmamasını fırsat bilerek iş makinelerini soktu ve bizlerin zamanında dikip gençlerin özenerek büyüttüğü ağaçlarımızı kesip hiçbir altyapı çalışması yapmadan ve şu anda dört bir tarafından çöken Malazgirt Bulvarı'nı alelacele yaptı. Yasa dışı bu bulvar için onlarca öğrencimizi yaraladı. Bir de espri olmuştu polislerin öğrenci kardeşlerime "akıllı olun" demesi. Akılsızların aklı anlayamayacağının bir kanıtıdır bu da.

Görüşleri şu anda günceldir ya da değildir ama cumhuriyetimizi kurmuş olan Atatürk'e ait her şeyi silmeye çalışıyorlar. AOÇ'de yapılan AKsaray için çıkan yıkım kararına "Gücü yeten gelsin yıksın" denildi hükumet tarafından. Bu ülke yargısına resmen meydan okumadır. Laikleri Anıtkabir'i yıkmakla tehdit ettiler. Atamıza ayyaş demeleri de cabası.

Bir de en son olarak artık kedi köpek yayınlanmayan sadece haber okuduğumuz Facebook ve sözde montaj tapelerin yayınlandığı Youtube'u kapatma sözleri var ki bunlar da demokratik bir ülkede olması gereken haber alma özgürlükleridir.

Biliyorum yarısından fazlasını unutmuşumdur, isteyen eklesin.

Halk ne istiyor:
  • Halk demokratik hak ve özgürlüklerinin yeniden tesisini istiyor.
  • Halk yolsuzlukların peşine düşülmesini faillerin cezalandırılmasını paraların ait oldukları yerlere iadesini istiyor.
  • Halk polis eliyle işletilen cinayetlerin, yaralamaların, göz çıkarmaların peşine düşülmesini faillerin cezalandırılmasını istiyor.
  • Halk hükumet ve yakınlarına rant oluşturmak adına ormanlarının kesilmemesini, fakirin evinin elinden alınmamasını, şehirlerimizin betonlaştırılmamasını istiyor.
  • Halk ayrıştırılmamak, kutuplaştırılmamak istiyor.
  • Halk gelir dağılımında adalet istiyor.
  • Halk kadınlarımızın aşağılanmamasını, evlere kapatılmamasını, kendilerine tecavüz edilmemesini, çocuk yaşta gerdeğe sokulmamasını istiyor.
  • Halk seçimlere hile karışmasın istiyor.
  • Halk kimsenin, özellikle elinde sapan olan ya da olmayan çocuklarımızın polis tarafından öldürülmemesini istiyor.
  • Halk hükumetimizin yaptığı hataları kabullenmesini, özür dilemesini istiyor.
  • Halk yargımızın hükumet güdümünde olmamasını istiyor.
  • Halk ordumuzun, sivil toplum kuruluşlarımızın bağımsız organizasyonlar olarak kalmasını istiyor.
  • Halk basınımıza baskı uygulanmamasını, doğru haber almayı istiyor.
  • Halk İnternet'e dokunulmamasını, sansür uygulanmamasını, yazışmaların kaydedilmemesini istiyor.
  • Halk dünyaca öldürücü olduğundan yasaklanmış silahların demokratik hak arayışları olan barışçıl gösteri ve yürüyüşlerinde hükumet tarafından kullanılmamasını istiyor.
  • Halk tencere tava çalmayı terörizme eş tutan hükumetin gecenin ikisinde mahallesine ses ve gaz bombası atmamasını istiyor.
  • Halk takiyenin son bulmasını yüzyıllardır temiz bulduğundan inandığı İslamiyetin satılmamasını istiyor.
  • Halk laik bir ülkede yaşamaya devam etmek istiyor.

Bu kadar sebep varken halkımız hala çıkıp barışçıl eylemlerle bunu belki bir gün duyacak umuduyla hükumetimize anlatmak istiyor. Neyse arkadaşlar şiddet eylemlerini yapan hükumetimiz ülkeyi kaosa sürükleyip yarattığı buhrana bir suçlu bulma çabasında. Bu hükumet o koltuk için savaş da çıkarır iç savaş da. Oturun evinizde, seçimi bekleyin. Devletin provokasyonuna kanıp sokağa çıkmayın. Seçimde de bu hükumeti istemeyenler evet, gerekiyorsa yılana sarılsınlar ve en çok oy alacak muhalefet partisine oylarını versinler, bu hükumetten yana olanlar da ya hükumete oy versinler ya da hiç oy vermesinler, kötülük olsun diye demiyorum verilmeyen oyları da nasıl olsa en çok oyu alan parti alacak.
  • Paylaş
Sonraki Soru
HESAP OLUŞTUR

İstatistikler

298 Görüntülenme4 Takipçi1 Yanıt