Bilmek istediğin her şeye ulaş

Uzay boşluğunda insan vücuduna ne olur?

  • Kendinizi korumasız uzay boşluğunda bulursanız en büyük düşmanınız oksijensizlik olacaktır. Soğuk ya da dış basıncın sıfır olması düşünmeniz gereken son şeylerdir. Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler, bazı yaşanmış kazalar ve fiziksel hesaplar göstermiştir ki basıncın sıfıra düşmesi vücudu patlatmaz. Kan basıncımız ve derimiz vücudumuzun ciddi zarar görmesine engel olur.
  • Eğer kulak içiniz hassassa, kulak zarınızın yırtılma riski vardır. Ama bu bile düşük ihtimaldir. Vücudunuz belli bir süre sonra biraz şişebilir, kas ve derinin dayanırlığına bağlı olarak. Göz ve çevresindeki, yüzeye yakın damarlarda şişme, ya da hafif çatlaklar oluşabilir(bu çatlaklar deriyi yırtacak güce ulaşamaz). Ama bunların hiçbiri kalıcı zarar vermeyecektir. Nitekim Joe Kittinger, 1960 yılındaki meşhur 31.300 metrelik atlayışında, sağ kolunun koruması açılmış, hemen hemen sıfır basınca maruz kalmıştır. Kol şişip kullanılmaz hale gelse de, zarar görmemiş, yere iner inmez de 3 saat içinde normale dönmüştür.
  • Bilinciniz hiçbir şekilde kanınızda oksijen olduğu sürece gitmeyecektir. Önce akciğer ve bağırsaklarınızdaki havanın vücudunuzu terk ettiğini hissedeceksiniz. Sonra bir anda ağzınızdaki bütün tükürük ve gözümüzdeki sıvı buharlaşacaktır. Zira sıvılar sıfır basınçta gaza dönüşüp buharlaşırlar. 1965 yılında NASA’nın Johnson uzay merkezinde kaza sonucunda Jim LeBlanc bir denek yanlışlıkla neredeyse sıfır basınçlı ortama maruz kalmıştır. Denek 14 saniye boyunca bilincini yitirmemiştir. 14 saniye içinde bilincini kaybetmesinin nedeni, beynini oksijensiz kalmasıdır. NASA çalışanları 15 saniye sonra vakum odasını tekrar havayla doldurduklarında, denek kendine gelmiş, hiçbir kalıcı zarar görmemiştir. Denek daha sonra tek hissettiği şeyin vücudundan havanın akışı ve ağzının kuruması olduğunu söylemiştir.
  • Eğer güneşi direk gören bir yerdeysek, donmaktan ziyade, yanma tehlikesi ile karşı karşıyayız. Vücudumuz ultraviyole ışıklarına karşı korumasız kalacağından, derimizde hafif yanıkların oluşması muhtemeldir. Ancak bu yanıklar da ciddi ölüm tehlikesi taşımayacaktır. Ancak güneşten uzak bir yerdeysek de vücudumuz hemen donmayacaktır, soğu ciddi anlamda hissetmemiz bile belli bir zaman alacaktır. Bunun sebebi vücut ısımızın uzaya yayılmasının saatler almasıdır, yani donmamız saatleri bulacaktır. Neden mi? Çünkü boşluk çok çok çok kötü bir sıcaklık iletkenidir. Bir cisim tam üç şekilde ısı kaybedebilir. Birincisi, ve en hızlı ısı kaybetme yöntemi termal iletkenliktir. Bu işlem, birbirine dokunan iki cisim arasında gerçekleşir, cisimlerin ne kadar iyi iletken olduklarına bağlı ısı sıcak cisimden soğuk cisme hızlı bir biçimde akar. Dünyada vücudumuz ısının çoğunluğu bu şekilde kaybeder. Eğer dokunduğumuz cisim, metal ya da buz gibi iyi iletkense, vücudumuz hemen kısa sürede soğur. (Tabi dokunduğumuz şey mesela çok sıcak bir metal gibi, sıcaksa bu sefer kısa sürede temastaki yerimiz yanar.). Hava gibi kötü iletkenlerde bu soğuma süreci daha uzun bir zaman. Bu sebeptendir ki,0 derece sıcaklıktaki buz ve ya metal, 0 derece havadan daha soğukmuş gibi bir hissiyat oluşturmaktadır. Ancak boş uzayda, vücudumuz hiçbir cisimle temas halinde olmadığı için iletkenlik yolu ile ısı kaybedemez. Boşluk-270 derece soğuk olmasına rağmen, 0 derecedeki bir buz kadar bile soğuk etkisi yapmaz. İkinci ısı kaybetme yöntemi konveksiyondur, bu akışkanlarda, sıcak akışkanın daha soğuk akışkanlara doğru hareket etmesi sonucunda gerçekleşir. Bu sürecin de boş uzayda gerçekleşmesi mümkün değildir. Üçüncü ve en az etkili soğuma yöntemi de ışıma(radyasyondur). Bu cismin, başka bir cisme temas etmeden ısı kaybedebileceği tek yöntemdir. Bu cisimdeki yüklü parçacıkların hareketi sonucu, elektromagnetik ışıma ile enerji kaybetme sürecidir. Işımaya en güzel örnek, çok sıcak metallerin ışık yaymasıdır. Buradaki ışık işte, cisimden ışıma ile ayrılan ısıdır. Bu “ışık yayma” özelliği sadece sıcak metallere özgü değildir, bizim gibi daha soğuk cisimler de dâhil bütün cisimler gözle görülmez dalga boylarında “ışık yayma” süreci ile soğur. İşte uzay boşluğunda kalan vücudumuz da böyle ışığıma ile soğuyacaktır. Ancak ışıma en etkisiz ve yavaş soğuma yöntemi olduğu için vücudumuzun ölümcül derecede ısı kaybetmesi saatleri bulacaktır. Dolayısı ile vücudumuzun hemen donması, Mars’a misyon filmindeki gibi taş kesmesi mümkün değildir.
  • Uzay boşluğundaki en önemli düşmanımız havasızlıktır. Çok kısa sürede ölüme yol açacak en önemli faktör odur. Eğer akciğerlerimizdeki hava boşalırsa, yaklaşık 15 saniye içinde kandaki oksijen ciddi anlamda düşecek ve beynimiz oksijensiz kaldığı için bilinç kaybı gerçekleşecektir. Birkaç dakika sonra ise tamamen oksijensiz kalan beyin ölecektir.
    Uzaydaki diğer bir öldürücü ve kalıcı zarar verebilecek tehlike kozmik radyasyondur. Uzaydaki, x-ışınları, gama ışınları ve enerjetik protonlar DNA’mıza zarar verip, ciddi kalıcı zararlara yol açabilir. Bu ise kısa zamanda kişinin kanser olmasına yol açabilir. Eğer ışınlar çok güçlüyse, vücut içimize girip organlarımıza direk zarar bile verebilirler.
UzayUzay boşluğuna maruz kalıp ölümle sonuçlanan tek vaka, Soyuz 11 faciasıdır. 1971 yılında havalanan Soyuz 11 isimli Sovyet uzay gemisi tam 22 gün havada kalarak, dönemin en uzun havada kalma rekorunu kırdı. Görevli kosmonotlar Georgi Dobrovolski, Vladislav Volvok, Viktor Patsayevti. Ancak dünyaya dönüş sırasında, fırlatma modülünde ayrıldıkları sırada, kosmonotların kabinindeki havalandırma musluğu açık kalmış, böylece uzay gemisindeki hava uzaya boşalmıştır. 3 kosmonot da havasız kalarak ölmüşler, dünya atmosferine girene kadar sıfır basınçla yolculuk yapmışlardır. Vücutlarında hiçbir şekilde ciddi gözle görünür bir deformasyon gözükmemiştir. Hatta ilk başlarda ölüm sebepleri anlaşılamamıştır bile. Bu üç kahraman astronot dünya atmosferi dışında ölen, ilk ve şimdiye kadar tek insanlardır.
  • Paylaş
Sonraki Soru
HESAP OLUŞTUR

İstatistikler

444 Görüntülenme2 Takipçi1 Yanıt

Konu Başlıkları