Bilmek istediğin her şeye ulaş

Yaratıcı Yazarlık kursları ne gibi eğitimler verir?

Bu konuya Sabitfikir dergisi, Aralık 2012 sayısında Burcu Arman'ın yazdığı "Yaratıcı Yazarlık, Yazar Yaratır Mı?" yazından bir kesit gayet açıklık getirecektir:

"...
Üzerimize düşen uyarıyı da yaptıktan sonra biz tekrar kurslara dönelim. Aynı zamanda yaratıcı yazarlık dersleri de veren eleştirmen Semih Gümüş, Yazar Olabilir miyim?/Yaratıcı Yazarlık Dersleri isimli kitabının hemen her bölümünde şu cümlenin altını çizer: “Hiç kuşku yok ki, yaratıcı yazarlık, bir ustadan öğrenilemeyeceği gibi, yaratıcı yazarlık okullarında ya da atölyelerinde de öğrenilemez.” Peki o zaman kurslarda ne öğrenilir?: “Yaratıcı yazarlığa giden yollar, yordamlar öğrenilir; yeni bakış açıları edinilir; yararsız alışkanlıklar yerine doğru alışkanlıklar kazanılır; en önemlisi de doğru bir okuma biçiminin ne olduğu görülür,” diye açıklıyor Gümüş. Yazarlığın öğrenebilecek bir şey olmadığının altını çizen Asuman Kafaoğlu Büke de, bir önyargıyı daha hatırlatıyor: “Yaratıcı yazarlık atölyelerine katılanların çoğu amatör yazar, zaten bu kurslara ‘yazar’ olmak için gelmez”. Kendi gözlemlerine göre çok katılımcı iyi bir okur olabilmek için (ki bu konuyu daha sonra tekrar açacağız) bir kısmı da duygu ve düşüncelerini dilsel ifadesini güçlendirmek için gidiyor kurslara. Başka ve aslında daha yaygın olduğunu düşündüğüm bir noktaysa şu: “Yine büyük bir çoğunluğu, geniş kitlelerin okuyacağı eser bırakmaktan çok, kendi yaşadığı bir olayı, aile tarihini, değişik bir deneyimi daha iyi anlatabilmek için katılır; amaçları kendi çevrelerinde ya da ailelerinde küçük bir okur kitlesidir.” Optimist Yayınları'ndan çıkan Yaratıcı Yazarlık kitabında Stephen May bu konuyla ilgili ilginç bir bilgi verir: İngiltere ve Galler’in 1901 yılına ait demografik bilgileri ilk kez 2002 yılında dijital ortama yüklenir ve ilk gün 50 milyon kişi ziyaret ettiği için internet sitesi çöker. Bu durumda insanın önce kişisel tarihine ve ailesine uzanması bir çözüm yolu (ve görünen o ki bunu düşünen yalnızca siz değilsiniz!) Cem Akaş, Mesele Dergisi için yazdığı bir makalede bunu 'Ben edebiyatı' olarak isimlendirir. Yalnızca yazarların değil eğitmenlerin de kendilerinden yola çıkarak hazırladıkları egzersizleri eleştirirken şöyle anlatır: "… Daha ironik olanı, sürekli kendini anlatma merakında olan ve sayıları her gün artan insanların, karşılarında sürekli onları merak eden ve sayıları artan insanlar bulacaklarını varsaymaları. Oysa böyle olmuyor; yalnızca yaratıcı yazı mezunları birbirlerinin yazdıklarını okusaydı bile olurdu, ama onlar da okumuyor.” Akaş bu konuda yalnız değil. Barbaros Altuğ da kendini “her olan bitenin iyi niyetli bir girişim olduğunu düşünmeyen fena insanlardanım” diye tanımlarken atölyelerin artmasındaki temel nedenin son 15 yılda yazarlığın artık şöhret ve maddi imkânları da getiriyor olmasına bağlıyor. Altuğ'un sözlerinin devamı şöyle: “Elbette yetenek kursla bursla ortaya çıkmaz; yeteneğiniz ya vardır ya yoktur. Bugün Türkiye'de adını bildiğimiz saygın tek bir yazar bile böyle kurslardan çıkmadı. Ama bu çıkmayacak demek değil; çünkü bazen teşvik de yeteneği ortaya çıkarmada önemli rol oynar. Bu nedenle bu tür dersleri veren her kim ise katılanın da kendisi gibi bir yazar olduğu ya da olacağı gerçeğinden hareketle yola çıkarak ona göre programını ve hatta görüşünü ayarlaması lazım gelir.”

Peki, biraz da kurslara katılanların gözünden bakalım. Gazeteci Handan H. Arıkan, 2004 yılında Murat Gülsoy’un Yaratıcı Yazarlık atölyesinin katılımcılarından biri olmuş. “Okumayı sevdiğim için dolaylı olarak yazmaya da dolaylı olarak romantik bir ilgi duyuyordum” diyor Arıkan. Amacının teknik veya idealist bir yaklaşımdan çok hayranı olduğu yazarların sanatını daha iyi anlamak olduğunu söylüyor. Kendi dışındaki katılımcıları onun aksine, doğrudan hedefleri olan ve halihazırda yazan insanlar olduğunu söyleyen Arıkan, yazdıklarına inanan oldukça özgüvenli katılımcıların onu şaşırttığını da itiraf etmeden geçemiyor. Sonuç? Daha iyi bir okur olmuş ve artık yazarken belli bir bakış açısına sahip olduğunu düşünüyor. Yakın zamanda Can Çocuk yayınlarından çıkan Pera Günlükleri isimli kitabın yazarı Delal Arya da kurs geçmişi olanlardan. Yıldırım Türker’in 'Yazıyla Oyun' atölyesine katılmış. “Yazdıklarımı başkalarıyla paylaşıp bunu bir oyuna çevirme fikri hoşuma gitmişti. Ayrıca kendi sınırlarımı da keşfetmek istiyordum” diye anlatıyor. Tıpkı Arıkan’ın gözlemleri gibi onunkiler de editör, çevirmen ve reklam yazarlarından oluşan bir öğrenci topluluğuyla birlikte ders aldığı yönünde. Ona kattığı, yazma işini daha disiplinli bir hale getirmesi olmuş. Yazılanların üzerinden yapılan tartışmaların zihin açıcı ve cesaret verici olduğunu söylüyor. Optimist yayınları Medya ve İletişim Editörü Tuba Çakır da belli bir amaçla kurs kapısı çalanlardan. Yaklaşık bir yıl önce Burhan Sönmez’in Yazı Atölyesi’ne katılan Çakır, yayınevinin yeni çıkan kitapları üzerine tanıtım metinleri yazarken okuyucunun ilgisini canlı tutmak için bir şeylere ihtiyacı olduğunu fark etmiş. Ancak eğitimi aldığı felsefe bakışıyla kısa, öz ve içerikli metin yazmanın zorlandığını fark edince katılmış eğitime. “Nano öykülerin gündeminde, James Joyce’a özenip Ulysses’i yeniden yazmanın yeri yok artık. Sonuç olarak, genel yayın yönetmenim daha kısa ve öz metinler yazmamı istedikçe böyle bir terbiyeye ihtiyacım olduğunu düşünerek gittim yazı atölyesine,” diye anlatıyor. Sonuçta gayet teknik bir mesele için orada olduğunun ve amacı doğrultusunda çokça fikir sahibi olduğunu da ekliyor."
  • Paylaş
Sonraki Soru
HESAP OLUŞTUR

İstatistikler

611 Görüntülenme4 Takipçi2 Yanıt