Bilmek istediğin her şeye ulaş

Ayhan Şimşek,

Gezgin

İnsan iradesinin özgürlüğüne kavuşmasını istiyor. Bireylerin özgürce bir araya gelmesinden oluşan toplumsal bir düzende yaşamak istiyor. Gerçekleşmesi mümkün tezat ütopyaları burada olma nedenlerinden biri. Aşka inanıyor sahiplenmeye karşı çıkıyor.

Ağustos 2014

Ayhan Şimşek

Recep Tayyip Erdoğanın Başkanlık arzusunu destekliyor musunuz?

Tabii ki destekliyorum. Bu ülkeden 11 sene hiçbir hizmeti esirgemedi.

  • Artık çok şükür camisiz bir mahallemiz kalmadı. Gereken miktarda imam ve hatip de yetişiyor. İleriyi görerek yapıyor adam icraatlarını. Artık geceleri en derin uykumuzdan bile hemen yanı başımızdaki caminin minaresinden yükselen sabah ezanı nameleriyle uyanabiliyoruz.
  • Şehirlerimizi pislik yuvası ormanlardan temizledi. Şimdilik az bile kesti, daha İstanbul'umuzun kuzey ormanları var kesilip betonlaştırılacak. Binlerce rezidanslık, AVM'lik yer var orada. Allahın izniyle 3. Havalimanı ve köprü de tamamlandığında oralara da muhteşem rezidanslar, AVM'ler yapacağız inşallah.
  • Sigara yasağı yine onun icraatı, artık bir yere gidince üstümüz başımız kokmuyor. Bakın bu hizmetin büyüklüğünün farkında mısınız bilmiyorum; hem halkın sağlığı korunuyor hem de sigaranın oluşturduğu hastalıkların tedavisi için harcanan onca para korunmuş oluyor.
  • Geceleri alkol satışını dolayısıyla çıkan hır gürü engelledi. Hele hele günahkar alkoliklerden içtiklerinin yarısını vergi olarak alıp devlet kasasını kabartması dahiyane.
  • Her yerde artık 100m kadar uzaklıkta bir AVM'miz var. Alışveriş için artık saatlerce yol tepmemize gerek kalmadı. Dünyanın bütün markaları var AVM'lerde. Diesel mi istedin git al, Louis Viton çanta mı istiyor eşin, hemen köşe başındaki AVM'de var.
  • Muhteşem rezidanslar yaptı, ne güzel Araplardan para geliyor.
  • IŞİD'i destekledi, sünni olmayanlar gebersin, adam haklı. Öyle bir durumda bir devlet tarafını belirlemeli, Yezidileri, Türkmenleri mi destekleyecektik Sünnilik için, şeriat için savaş veren Müslümanlar dururken.
  • İstanbul'u kanalla bölecekmiş, bölsün tabii daha çok kıyımız olacak, al sana yine Araplara satacak mülk. Oradan geçen gemilerin getireceği gelir ve boğazımızdaki tehlikeli trafiğin azalması da cabası.
  • İş güvenliği gibi saçma şeylere de yatırım yapmıyor, bir işçinin hayatının bedeli nedir ki. Biri gider diğeri gelir, sokakta onun gibi binlerce var. Zaten üç çocuk yapın diyor, halk üçer üçer yaptı mı 12-13 yıl sonra ülke deli gibi işçi dolacak. Hani Soma için o kadar üzülünmüştü, yine %50 çıktı dünya liderine, onlar için bile işçinin hayatının değeri yok, bizim için neden olsun...
  • Okulları da imam hatibe çevirdi, sonunda bir sürü imam ve hatibimiz olacak. Eğitim sistemi sanki daha mı iyiydi eskiden... Eskiden de bu ülkeden bilim adamı çıkmazdı şimdi hiç değilse ilim adamı çıkacak.
  • Taksim'i betonladı, pis pis ağaçlar, yeşil alan falan vardı, her yağmurda çamur deryasına dönerdi. Şimdi de deryaya dönüyor ama hiç değilse uygar ülke örneği çamur yok. Keşke diyorum şu topçu kışlasını da yapabiilseydi ama inşallah onu da başkanlık döneminde yapar. Gezi parkı hala çamur oluyor. Üç beş ağaç için o kadar tatava yapıldı. Adam milyarlarca ağaç dikti onları gören yok.
  • Artık kadınlarımız türban takmakta özgürler. Bu özgürlüklerini hatta tüm devlet daireleri, meclis falan gibi laikçi oluşumlarda bile icra edebiliyorlar. Eskiden laikçiler baş örtüsünün ne üniversitelere ne meclise ne de Çankaya'ya girmesine izin vermiyorlardı. Bu ne kardeşim ister baş örtüsü takarım ister takke giyerim, kimin buna karışmaya hakkı olabilir ki.
  • Uzun adamdan önce otobanımız, metromuz, hızlı trenimiz, Marmarayımız var mıydı... Yoktu. Adam ülkeyi resmen baştan yarattı.
  • Uzun adamdan önce mecliste sürekli bir kakafoni mevcuttu. Ne oldu şimdi? ... Uzun adamın partisi, partimiz her istediğini oy birliğiyle ve ezici çoğunlukla meclisten geçirebiliyor, bu sayede yasalar çok daha çabuk yapılabiliyor.
  • Eskiden bir de Cumhurbaşkanından dönerdi laikçiliğe falan aykırı yasalar. Adam akıllı Cumhurbaşkanını da kendi partisinden çıkarttı bir anda tüm veto problemleri ortadan kalktı. Artık ihtiyaç duyduğumuz yasalar yıldırım hızıyla yapılabiliyor.
  • Bütün televizyon kanallarını baskı altına aldı da kötü mü yaptı hepsi zıvanadan çıkmıştı artık ayıpçı ya da provokatif yayınlar yapılamıyor. Karımız, kızımız, sevgilimiz bu tür yayınlardan korunmuş oluyor.
  • Gazetelere de devlet sansürü uygulanıyor, toplumun düzenini, barışını bozabilecek provokatif seslerin hepsi bastırılıyor. Barış içinde, tüm özgürlüklerimizle yaşayabilmemiz için verilen hizmetler bunlar.
  • Generalleri dahiyane Ergenekon ve Balyoz komplolarıyla tüm bu icraatlar esnasında içeride tuttu. Haklı, yoksa icraatları yaptırmazlardı. Haa içeri attı da cezalandırdı mı, tabii ki hayır. Şimdi hepsini serbest bıraktı ve en yüksek maaşlarla emekli etti. Üç beş yıl içeride yattılar ama şimdi onları rahatı da yerinde.
  • Ergenekon demişken Deniz Fenerinden Almanya'da yargılandılar ve suçlu bulundular. İyi ki bizim yargımız buna itibar etmemiş şimdi şimdi çıkıyor meydana Almanların arkamızdan ne işler çevirdiği.
  • Yine uzun adam döneminde faizsiz bankacılık ülkemizde gelişti. Ne güzel artık çok parası olan da kredi çeken de faiz illetine bulaşıp günaha girmiyor.
  • Yok efendim sanayimizi, doğal kaynaklarımızı yabancılara satmış. Yerken iyi tabii ama iş eleştirmeye gelince vatan haini bile demeye cüret ediyor laikçiler. Tabii ki satacaktı, ne olacaktı. Satıldı da para İsviçre'ye mi gitti, tümü ülkenin refah seviyesini arttırmaya harcandı.
  • Yok kadınlar dövülüyor, öldürülüyormuş. Kardeşim, 4 tane almak caiz, biri ölür yenisi gelir. Sanki kadın kıtlığı var ülkede.
  • Dinimize saldıran laikçilerin, ateist gezicilerin başını süper kesti. Arada alevi çocuğu ölmüş. Neymiş efendim ekmek alacakmış. Yahu doğru bile olsa dışarıda çatışma varken ekmek almaya gidilir mi. Kaldı ki bu alevilerin topu terörist. Terörist olmasalar sünni olurlardı.
  • Ramazanda içki içenlere saldırılıyormuş. Saldırılır tabii milletin nefsini zorlamayacaksın kardeşim.
  • Yok efendim okula kızlı erkekli gideceklermiş. Yahu kardeşim bu laikçiler cehape zihniyetleriyle okula kızlı erkekli gittiler, okulları fuhuş yuvasına çevirdiler de bilim mi ürettiler, ülkeyi bir adım ileriye mi taşıdılar. Cevap veriyorum, hayır...
  • Komşularla düşman olmuşuz, kime ne. Tabii ki komşularımız da hadlerini bilecekler, yanlarında dünya lideri bir önderin yönetiminde dünya liderliğine namzet bir ülke var. Sabrımızı sınamamalılar. Tabii ki mertçe sabrımızı sınamayın diyebilmeliyiz.
  • 50 tane konsolosluk çalışanı rehin alınmış deniyor. Yahu şimdi bir düşünün IŞİD'le savaşıp kendi hibe ettiğimiz kaynakları mı tüketelim. Tamamen milli servete zarar. Kaldı ki konsolosluk çalışanları üniversite okumuş, birkaç dil bilen insanlar. Resmen monşerler. Muhtemelen zaten üniversite okuyanların %85-90'ı gibi okurken fuhuş da yapmışlardır. Bir teraziye koyun oradaki 50 monşer mi önemli yoksa dünya liderliğine oynayan güzel ülkemizin menfaatleri mi...
  • Dersaneleri kapatıyor, polisimizi ayıklıyor paralel yapının son kırıntılarını da ülkeden süpürüyor. Resmen hizmet bu! Adamlar gelmişler gizlice devletin içinde paralel bir devlet kurmuşlar. İktidarın bundan haberi olmamış, o derece iyi çalışıyorlar yani. Bir de devletimizin kaynaklarını onlar da yiyorlar. Yahu kardeşim tabii ki kaynaklar Erdoğan ailesine ait. Neden derseniz adamlar tamam yiyorlar hem de bol bol ama ülkeye bugüne kadar kimsenin getirmediği hizmetleri getiriyorlar.
  • Adam 3. Köprüyü yapacam diyor laikçiler ona da itiraz ediyor. Yahu İstanbul'un trafiği malum. Bunu çözmek lazım. Halkın refah seviyesi de çok yüksek olduğundan her gün İstanbul trafiğine 400-500 yeni araç çıkıyor. Adama arabayı alacak parayı ver yol verme. Olur mu öyle şey? ... Tabii ki köprü yapılacak. Şimdi laikçiler başta olsa bir metre kaldırım yapmazlardı ama iş eleştirmeye gelince dilleri oluyor pabuç. Ayrıca köprü güzergahı hata eseri de olsa fazladan tıraşlandı ne güzel işte. Bir kere şehrin sivrisinek kaynağı orman azaldı ayrıca yeni rezidanslar yapacak rantı hazır araziler çıktı ortaya. Yap Araplara sat, daha ne istiyorsun ki...
  • 3. Hava alanı yapacam diyor yine laikçiiler delleniyor. Neden? ... Çümkü ülkemizin gelişmesini istemiyorlar hele bu gelişmenin başka bir iktidar döneminde olmasını hiç hazmedemiyorlar. İstanbul kocaman şehir, daha AVM, Rezidans kompleksleri yapılabilecek bir yığın orman arazisi var. Ağaçlar kuzey ormanlarında boş boş duruyor. Şehrin kuzeyi geliştiğinde adam Sabiha'yı mı kullansın Atatürk'ü mü? İkisi de en az iki saat mesafede olacak. Tabii ki mega şehre yeni bir mega hava alanı gerekli. Hava alanına zaten laikçiler her şehirde itiraz ettiler de şimdi fena mı oldu. İstanbul'dan biniyorsunuz uçağa hop bir saatte Erzurum'dasınız.
  • Nükleer santral yapacam diyor hemen itiraz ediyor laikçiler. Ne yani elektriği afedersiniz osuruk gazıyla mı üreteceğiz. Bunlar ülkemizin özellikle yıllarca savundukları doğu bloğuna bağımlı kalmasını istiyorlar. Düşünüyorlar ki ülkeye bir gün komünizm getirebilirler. Yahu kardeşim dünya almış yürümüş bunlar hala komünizm derdinde. Oh nükleer santrali de Soma'da 200 liralık kömürü dahiyane iş güvenliği politikalarıyla 27 liraya çıkartan Soma Holding yapıyor. Ne olacak patlar belki patlasın zaten ülke çok kalabalık üç beş çapulcu ölmüş kime ne. Takdir-i ilahi olur. Zaten nükleer santral patlamasından korkanlar evlerine tüp gaz almasın; o da patlıyor öbürü de.
Aslında bakarsanız yaz yaz bitmez bu muhteşem icraatlar.

Düşünsenize refah demek halkın mutluluğu demek, kaldı ki yıllar yılı başbakana oy verenler halkın en fakir kesimi, diğer kesimin refahı daha da yüksek. Baksanıza ülkemizin %50 az kazanan kesimi bile halinden, refahından, rahatından mutlu ki oyunu uzun adama verdi.
Şimdi koyun elinizi vicdanınıza ailecek bizim için bu kadar çalışan, bizlere hizmet üreten, bizim başımız değil hizmetkarımız olmak için gelmiş ve bunun için hiçbir fedakarlıktan kaçınmayacak uzun adamın değil de kimin hakkıdır başkanlık bu ülkede. Böyle yönetmeye devam etsinler isterlerse sülalecek babadan oğula geçe geçe yönetsinler ülkeyi, yine veririm desteğimi... .
Ağustos 2014

Ayhan Şimşek

Tavsiye edebileceğiniz belgeseller hangileridir?

Asya geçidi belgesellerinin tümü
Planet Earth Serisi
Elegant Universe üçlemesi
Aralık 2011

Ayhan Şimşek

Bilim-Kurgu ile ilgilenen birinin mutlaka görmesi gereken bilim-kurgu filmleri hangileridir?

  1. Matrix
  2. Pi (Şiddetle tavsiye ederim çok ilginç bir film)
  3. Inception
  4. X-Men Serisi
  5. Avatar
  6. Back to the Future Serisi
  7. Resident Evil
  8. I am Legend
  9. Jumper
  10. Minority Report
  11. Equilibrium
  12. Butterfly Effect
  13. Spider Man I
  14. Jurassic Park
  15. I-Robot
  16. Vanilla Sky
  17. Deja Vu
  18. Next
  19. Mad Max
  20. Stargate
  21. Solaris
  22. Thirteenth Floor (Matrixten önce çekilmiştir ilginç şekilde tema aynı)

Bu liste daha uzar gider :)
Temmuz 2014

Ayhan Şimşek

Diyojen ve Sokrates'in zamanlarında çıplak gezdiği söylenir? Sizce zeka ve felsefe yaşam tutkularının yoğunlu kuralsızlığı mı getirir yoksa yalınlık anlayışı mıdır?

Sokrates ile iligli öyle birşey okumadım, olduğunu da zannetmiyorum çünkü bu Diyojen'in felsefesidir. O da çıplak gezme değil insanın temel dürtülerinin gizli şekilde değil gayet açık toplum içinde yapılmasını, eğer gizlilik içinde yapılırsa bundan riyanın, yalanın doğacağını söyler. Bununla birlikte halk arasında mastürbasyon yapar, bunu herkese tavsiye eder. Toplum içinde yemek yemekten nasıl utanmıyorsak diğer temel dürtülerimizi de tatmin ederken utanmamamız gerektiğini söyler.
Mart 2014

Ayhan Şimşek

UTANIYORUM...

Halk Bankası Genel Müdürü ceza evinden salıverildiği için değil, yolsuzluk yapılmadığını ispatlamak için binlerce polisin, yüzlerce hakim ve savcının sürülmesinden, pasif görevlere atanmasından dolayı utanıyorum...

''Soruşturmaları durdurun'' diye başsavcılara gece yarısı evleri aranarak baskı yapılmasını savunanların, bu ülkeye yıllarca şerefiyle hizmet veren eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un 'terör örgütü üyesi' suçlamasıyla hapislerde çürütülmesine ''yargı bağımsızdır' gerekçesiyle sessiz kalmalarından dolayı utanıyorum...

Yurtdışında görevdeyken, ''soruşturma var'' denilince koşa, koşa gelen ve yargının önüne çıkan askerlerin, kaçma şüphesiyle tutuklanmasını normal karşılayanların, yolsuzluk nedeniyle içeriye alınanların kaçma şüphesi yok diye salıverilmiş olmalarına duydukları tepkisizlikten utanıyorum...

Başına gelenleri, infial yaratacak nitelikte abartan kadının doğru söylememiş olmasından dolayı değil, ''görüntüleri gördüm. Vahimdi'' diyen gazeteci ve milletvekillerinin varlığından utanıyorum. Hele Milletvekili Metin Metiner'in ''o görüntüleri yayınlarsak ortalık ayağa kalkar. Sorumluluk sahibi olduğumuz için yayınlamıyoruz'' sözlerini aklımdan çıkaramadığım için utancım büyüyor. Doğru olabilir mi diye düşündüğüm için utanıyorum. Bizi kolayca kandırabileceklerini, onlara düşündürdüğümüz için utanıyorum...

Gezi olayları patlak verdiğinde birer ikişer gençler öldürülürken, ''Bir başörtülü kız kardeşimize aşağılıkça saldırdılar. Camide içki içtiler'' diye kürsülerden yalan söylenmesinden çok, ölen gençler için üzüntü duymayanların, vatan-millet edebiyatına başvurmalarından dolayı utanıyorum. Gerçek ortaya çıkınca özür dilemesini beceremedikleri için utanıyorum... Kabataş'ta taciz (yazmaya elimin varmadığı boyutta) iddialara inanarak bir kadını savunmaktan onur duyan gazetecilerin, dövülerek, kurşunlanarak öldürülen, gözleri çıkan, sakat kalan onlarca insan için kalemlerini oynatmamış olmalarından dolayı utanıyorum...

Arazinin tapusunu göstererek, ''Etiler'deki arazi bizim. Kimseye satmadık. Yolsuzluk iddiaları gerçek dışıdır' diyenlerin, aslında o araziye yapılacak alışveriş merkezinin maketinin bile hazırlanmış olduğu ortaya çıkınca, sessiz kalmalarından utanıyorum...

Evinde kasalar ve trilyon liranın üzerinde para çıkan bir bakan oğluna sahip olmamızı bir kenara bıraktım, oğluna söz konusu paralar için yalan beyan vermesini tavsiye eden kişinin, bir zamanlar canımızı, malımızı emanet ettiğimiz içişleri bakanı olmasından utanıyorum. Bunun olağan karşılanmasından utanıyorum...

“Kamu kurumları bazı insanların rant kapısı değildir. Konu Divan’ın gündemine geldiğinde değerlendireceğiz'' gibi süslü laf edenlerin, partisini terk eden Hakan Şükür'ün Lig TV'den aldığı ücreti geri vermesi gerektiğini söylemesinden dolayı değil, kamu kaynakları kullanılarak, havuzlar kurularak bir medya şirketine talimatla sahip olunmasına ses çıkaramayacaklarını bildiğim için utanıyorum.


Hırsızlık, rüşvet, nüfus ticareti iddialarını araştırmak yerine yargının kontrol altına alınmasına odaklanarak, gerçeklerin ortaya çıkmasını öteleyenlerin, her gün kutsal kelimeler eşliğinde, ülkede hayali düşmanlar yaratmasından utanıyorum...

Sen niye utanıyorsun, onlar utansın diyebilirsiniz.
Bu nedenle son bir özet yapayım:
Onlar utanmadığı için utanıyorum... .

Yavuz SEMERCİ
Kasım 2009

Ayhan Şimşek

inploid ne demek?

İnploid aslında diploid kelimesindeki ploidden yola çıkılarak türetilmiş bir kelimedir. Diploid eş kromozom çifti demektir. İnploid ise birbirine benzeyen kromozomlar arasında anlamında. yani birbirine benzeyen insanlar arasında gibi bir şey.
Mayıs 2013

Ayhan Şimşek

İkinci el bilgisayar alırken neleri kontrol etmeliyim?

Sayın Gündüz Ayar ve Turan Söylemez yanıtları haricinde;

Satın almış olduğunuz bilgisayarı minimum 8-24 saat açık tutun eğer bekleme sonrası hata almıyorsanız, bilgisayarda ağırlık ve programları çalıştırmama gibi bir sıkıntı yoksa sorun olmayacaktır. Ayrıca Özelliklere uygun bir oyun çalıştırarak uzun süreli oynayın 1-2 saat gibi, Bilgisayarda sistemsel problem olmadığını anlamanız için format atmanız da uygun olur.
Aralık 2013

Ayhan Şimşek

Kişilik Bozuklukları Üzerine Bir Derleme -1-

İnsan ruhu ve psikolojisi yıllar boyu sayısız kişi tarafından incelenmiş ve büyük saygı duyduğum Freud amca tarafından da oldukça güzel tanımlamalarla -hele ki teknolojinin yetersiz kaldığı bu alanda ve o tarihlerde bile- bir harita haline getirilmesi başarılmıştır. Freud sonrası dönemde bir çok kuram ortaya atılmış olmasına rağmen, insanlık tarihi ilerledikçe eldeki vaka ve dataların çoğalması sayesinde daha temeli sağlam kuramlar varoldu. Bu yeni kuramlardan bazılarını okuma fırsatı buldum. Kişisel (amatör) meraklarımdan birisi de; insan psikolojisi ve psikanaliz. Bu yüzden bu alanda okuyabildiğim kadar kitap okumaya ve araştırma yapmaya çalışıyorum. Kişilik Bozuklukları ile ilgili olarak okuduğum son kitaplarda 1926 doğumlu James F. Masterson'ın bu konudaki çalışmalarını açıklayabilmek için yaptığı bazı tanımlamalar ilgimi çekti. Bu tanımlamalar çocukluk dönemini ve insanların hayatlarının sonraki dönemlerinde de bu küçüklük yıllarındaki edinimler ile kurdukları ilişkileri ve bu ilikişlerdeki problemleri gözler önüne sermeye çalışıyor. Yine Freud döneminde olduğu gibi eldeki yegane veriler, hayatlarında problem yaşayan insanlar ve anlattıkları. Masterson da kendi yaşamı boyunca edindiği tecrübeleri kitaplarında bazı haritalar çıkararak ve bu haritalar eşliğinde tedavi ettiği danışanlarının ona verdikleri bilgiler ile yazıya geçirmiş. Bu yazımda; ilgimi çeken ve insanlar tarafından bilinmesinin faydalı olacağını düşündüğüm bu modeli, özellikle önemli kişilik bozukluklarından sayılan Borderline (Sınırda Kişilik) ve Narsisizm üzerine nasıl açıkladığını anlatmak istiyorum. Uzmanlık alanım psikoloji ve psikiyatri değil ve bu konuda yazdıklarımın sadece okuduklarımdan çıkarımlarımın bir özeti olduğunu ve bu hassas konularda uzmanların daha bilgilendirici olacağını burada yeniden belirtmem gerek. Neden bu konuda bir yazı yazdığımı merak edenlere de, kişisel merakım ve araştırma özelliğim yanıtını vermiş olayım. Bu girizgahtan sonra yazıma fiilen başlıyorum.

İnsan bilinci anne karnında başlayan macerasına algısı tam açık olarak yıllarca devam eder ve beynin en önemli görevi, geri döndürülemeyen zaman kavramını desteklercesine bedenin/kişinin büyürken yola devam etmesini sağlamaktır. Yaşanan olaylar ne olursa olsun beyin temelden başlayarak binayı yıldan yıla yeni katlar çıkarak inşaa eder. Betonun sağlamlığını düşünmez ama bir şekilde bu inşaatın devam etmesi gereklidir. O yüzden yanlış giden bir şey varsa kişinin bunu tam anlamlandırmasına olanak vermeden derme çatma desteklerle (savunma mekanizmaları) de olsa işi yürütür. Amacı sadece bilinci ilerletmek ve yaşama devam etmektir. Bu yüzdendir ki, kişiliğin oluştuğu ve inşaatın temelinin atılığı çocukluk yılları çok önemlidir. Özellikle ilk 5-6 yıllık dönem bizlerin tüm hayatında kuracağı ilişkilerde sececeği yöntem ve yönelimleri belirleyen yıllardır. Bu yıllarda, süreler net olarak sabit olmamakla birlikte çocuk farklı dönemler geçirir ve bu dönemleri sağlıklı bir şekilde atlatırsa kişiliği ve kendiliği oluşacak olan çocuk; hayatının ilerleyen yıllarında da bu kendilik ve kişilik bilinci ile sağlıklı bir yaşam sürebilir (elbette ki mental sağlıktan bahsediyorum). Bu dönemleri ise şu şekilde özetleyebiliriz:
  1. Ortak Yaşam Evresi (Sembiyotik)
  2. Ayrılma-Bireyleşme Evresi (18-36. Ay arası)
  3. Ego Gelişimi
  4. Nesne Sürekliliği
Bu evrelerden ikincisi ise kendi içinde daha önemli 4 ayrı alt evreye ayrılmaktadır. Bu evre ve alt evreleri o kadar önemlidir ki, kişinin geleceğinde kuracağı tüm ilişkileri etkileyecektir. Bu alt evreler:
  1. Farklılaşma (Ayrılma-Bireyleşme evresinin 3. ve 8. ayları)
  2. Uygulama (Ayrılma-Bireyleşme evresinin 8. ve 15. ayları)
  3. Yeniden Yakınlaşma (Ayrılma-Bireyleşme evresinin 15. ve 22. ayları)
  4. Nesne Sürekliliğine Giriş
Peki bu önemli dönemi sağlıklı olarak atlatamayan bireye ne olur? Bir çok şey olabilir ve yaşamında sayısız problem, mutsuzluk yaşayacağı tepkiler/savunmalar geliştirir ama en önemli sorunlardan ikisi Borderline ve Narsisizm kişilik bozukluklarıdır. Mükemmel anne ve mükemmel çocuk olmadığından birçoğumuz aslında bu dönemden kaynaklı problemler yaşarız ancak bu problemlerin dereceleri vardır. En uç noktada ise Narsisizm ve Borderline bozuklukları gelişmektedir. Bunlar elbettte ki uzmanlık gerektiren konular ancak ben okuduklarımdan aklımda kalan çarpıcı bazı bilgileri aktarmak ve belki de bazılarınızda farkındalık yaratabilmek adına buraya not düşmek istedim.

Çocuk bu evrelerden Ayrılma-Bireyleşme alt evresinde emekleme ve yürümeye başlamanın da destekleyici etkisi ile yeni deneyimler yaşamaya istekli bir halde ara ara anneden uzaklaşarak ama annenin hep orada olduğunu da bilmek isteyerek bazı denemelerde bulunur. Emekleyen çocuğun biraz ilerleyip anneye bakması ya da düştüğünde veya canı yandığında benzer şekilde anneye dönmesi de bundandır (buradaki çok basit örnekler sadece olayı somutlaştırmak için verilmiştir, olay bunların çok daha ötesindedir). Bu küçük denemeler anne tarafından gerekli desteği görmez/göremez ise ve hele bir de üzerine annenin; çocuğun bireyleşme ve ayrılma çabalarına karşılık kendini geri çekerek, tehdit ederek, sözlü veya bedensel taciz ve şiddet ile yanıt verirse çocuk bu en önemli evreyi tamamlamaktan vazgeçecek ve hayatının bundan sonraki evresinde asla kendilik ve bireyleşmesini tamamlayamayacaktır. Kendiliğe veya bireyleşmeye dair attığı her adımda ise terk depresyonunu tadacak, bu depresyondan kaçmak için de savunmalarını dışavuracaktır. James amcamızın Kendilik Üçlüsü dediği şey tam da burada ortaya çıkar. Yani bu problemlerle boğuşan bireyler, kendiliklerini her aktive etmek istediklerinde, altta yatan Terk Depresyonu ortaya çıkacak ve bununla başedemeyen kişi savunma mekanizmaları ile kendiliğinden hızla uzaklaşarak bu döngüyü başa saracaktır.

Sınırdaki Kişilik Bozukluğu (Borderline)

Önemli not: Resimde en alttaki ok da sola bakıyor olmalıydı, yanlış çizmişim, özür dilerim.

Yine bu önemli oluşum evrelerinde çocuk, parça birimden tüm birime doğru bir nesne geçişi gösterir (kendisini parçadan tümlüğe doğru tanımlama). Ancak bu evredeki aksaklık, çocuğun nesne birimi olarak kendini parçalara ayırmasına ve tamamlanmamasına neden olur. Aynı dönemde, paralel olarak, egonun da iyi ve kötü olarak birleşip gelişmek yerine bölünmüş olarak kalması yüzünden de çocuğun egosu ve kendi parça birimleri arasında sağlıksız bir denge ve destek oluşur. Artık çocuk kendisini ikiye bölmüştür. Bir tarafı kendiliğini oluşturmak ve bireyleşmek isterken, bunu engelleyen anneye uymak için diğer tarafı; kendini engelleyen, söz dinleyen, pasif, boyun eğici, gerilemeyi destekleyen bir hal alır. Bu özet tanımı biraz daha açmam gerekirse, ego; Haz İlkesi ve Gerçeklik İlkesi ile ikiye bölünmüş halde kalırken, çocuğun bilinci de 2 adet Bölünmüş Nesne İlişkileri Birimi'nin etkisinde kalır. Bu 2 nesne birimi de farklı duygulardan beslenirler ve yönetilirler ancak birbirinin neredeyse aynı yapıdadırlar. Bunlardan GNİP (WORU) - Geri Çekilen Nesne İlişkileri Parça Birimi ve ÖNİP (RORU) - Ödüllendirici Nesne İlişkileri Parça Birimi olarak; parça kendilik temsili, parça nesne temsili ve bu ikisi arasındaki duygulanım aktarmaları ile ayakta kalırlar ve aşağıdaki özellikleri gösterirler.

Sınırdaki Kişilik Bozukluğu (Borderline)
Özellikle ÖNİP ile Patolojik Haz Egosu arasında bir ilişki vardır ve Patolojik Haz Egosu sürekli ÖNİP'i destekleyerek kişiyi bağımlı, pasif, boyun eğici kendilik içerisinde kalmaya zorlar. Sonuç olarak kişi ne zaman kendiliğini ortaya çıkarmak istese;
  • Kötü
  • Terk Edilmiş
hisseder. Bu duygunun karşısında da tahtıravellinin diğer tarafındaki
  • Gerçekliği İnkar Et
  • Kendine Zarar Ver (Savunma)
  • Bedel Öde ve İyi Hisset
duyguları ile gider-gelir. Çocuğun içindeki 2 fantezi imge bu durumu gerçeklemektedir. Kendilik iddiası olmayan, bundan dolayı sevilip ödüllendirilen çaresiz çocuk ve annenin geri çekilmesine yol açan, yetersiz, şeytani, kötü imge. Çocuk hem üzülen, hem cezalandıran olmuştur. Hayatı boyunca da tüm yakın ilişkilerinde bu iki uç arasında gidip gelecektir.

Yazı serimin ilkini burada tamamlıyorum. Ancak yazının daha anlaşılır hale gelmesi için yukarıdaki bazı terimleri daha anlaşılır halde aşağıya not düşüyorum.
  • Nesne, Nesne Sürekliliği, tam tanımını becemesem de, çocuğun kişilik, bireyleşme ve dünyayı ve kendini nesne olarak görebilme kapasitesi anlamında kullanılıyor diyebilirim.
  • Nesne İlişkileri Birimi derken, aslında çocuğun nesneleştirmek istediği konulardan bahsediyorum. Yani İç bilinçteki elemanlar, intrapsişik (içruhsal) aktivitelerdeki temsiller gibi nesneleştirilmek istenen şeyler için kullanılmakta.
  • Simbiyotik Evre, çocuğun annesi ile ortak bir bütün olarak yaşadığını sandığı, kendisini annenin bir parçası sandığı evreyi temsilen kullanılmakta.
  • ÖNİP (Ödüllendirici Nesne İlişkileri Parça Birimi): İçsel ödüllendirici tutumları temsil eden nesnelere ithafen kullanılıyor ancak burada Parça Birim denmesinin nedeni tüm nesne birimlerinin bir parçası olmasından (birbirine benzer ama farklı tepkiler veren 2 parça birim var ve kendi içinde de nesne ilişkilerini yönetiyorlar). ÖNİP'te ödüllendiren nesne ilişkileri söz konusu ama burada da durum elbette ki patolojik (hastalıklı).
  • GNİP (Geri Çekilen Nesne İlişkileri Parça Birimi): İçsel olarak çocuğu geri çeken tutumları temsil eden nesnelere ithafen kullanılıyor ancak burada Parça Birim denmesinin nedeni tüm nesne birimlerinin bir parçası olmasından (birbirine benzer ama farklı tepkiler veren 2 parça birim var ve kendi içinde de nesne ilişkilerini yönetiyorlar). GNİP'te çocuğun geri çekilmesini sağlayan nesne ilişkileri söz konusu ama burada da durum elbette ki patolojik (hastalıklı).
Kasım 2013

Ayhan Şimşek

Hükumet gezi parkı olaylarında nasıl kararlar alsaydı, ileri demokrasi olurdu?

Tüm bu süreç boyunca aldığı kararların tersini diyebileceğimiz kadar kötü kararlar aldılar bence. Yani, süreci tırmandıran tüm etkenleri destekleyici kararların alındığını düşünüyorum.

İleri demokrasi denen terim aslında son dönemde bizim ülkemizde ortaya çıkmış bir şey. Başka hiç bir yerde bahsedildiğini, duyduğumu hatırlamıyorum. Nasıl bir şeyse, ileri demokrasi : ) İlginç bir kavram.

Bence "ileri demokrasi" diye bir şeyden bahsedebilmemiz için öncelikle sağlam bir demokrasiye sahip olmamız gerekir. Mantık olarak bu böyle. Yani, demokrasiniz yoksa onun ilerisinden bahsetmek anlamsız. Demokrasi ise bizim ülkemiz için her zaman gündemde olan, özellikle siyasi kararların çoğu zaman ardına konulduğu, bir türlü erişemediğimiz ve hep iyi bir şey olduğunu düşündüğümüz, ulaştığımızda rahat ereceğimizin söylendiği bir kavram. Halbuki demokrasi öyle bir anda erişilebilecek bir şey olmadığı gibi sayısız argümanın gerçekleşmesini gerektiren bir anlayıştır ve elde etmek çok kolay değildir. Hele de bizim ülkemiz gibi eğitim seviyesi ve kalitesi olması gerekenin çok çok altında bulunan ülkeler için...

Bence demokrasi gibi kocaman bir hedef koymak yerine, hedefleri daha küçük tutup zamana yaymak çok daha mantıklı. Düşünsenize kaç yıl kaybettik ve hala kaybediyoruz, hayatlarımız akıp gidiyor ama anlayışlar değişmiyor sadece dönüşüyor...

Aslında hepimizin en iyi yaptığı şeylerden biri, sorunları tespit etmek. Bu konuda başarılıyız. Dolayısıyla tespit ettiğimiz sorunları sırayla ve hazmederek çözmeye çalışsak ve bu sorunları çözmeden ya da yarım yamalak bırakmadan devam etmezsek bu ülkenin halledemeyeceği çok az sorunu kalmaz mıydı? Tabi tüm bunlar güzel de, nerde çözümler üretip uygulayacak siyasetçiler ve partiler. Maalesef olmaması için her şey yapılıyor. Yani sistem kendi kendini bu şekilde beslemeye programlanmış durumda zaten. Bu sistemden pozitif bir siyaset anlayışının çıkabilmesi gerçekten kolay değil, çünkü daha oluşum aşamasında uyumsuz taraflar törpüleniyor ve köreltiliyor. Dolayısıyla yönetimdeki kişiler, partiler değişse bile anlayışlar çok değişmiyor ve sonuç; çok fazla mücadele ve az miktarda yol kat etme.

Gezi olayları ile yeni nesil kendini ve gerçekleştirmek istediği hedefleri, yaşam biçimini ortaya koydu, sesini çıkardı. Duyanlar umutlandılar, duymayanlar gözlüklerini çıkarmadan devam ettiler, duymak istemeyenler ise içlerinde bir korku yaşadılar. Umarım bu ülkede daha fazla ifade özgürlüğü olur ve herkes kendini ifade edebileceği bir platform bulabilir... Çünkü, en çok ihtiyacımız olan şeylerden biri özgürlükler, diğeri ise adalet bence. Bu ikisi gerçekleşmeye başladığında her şey değişmeye başlayacaktır. .
Daha fazla göster

Benzer Kişiler